BlogYazılar

“Yavrulaştırılan” Kıbrıs ve KKTC-TC İlişkileri

0

Türkiye’de hâkim sınıfın şovenist propagandaları bağlamında “yavrulaştırılan” Kıbrıs meselesi son dönemlerin en önemli mevzularından birine dönüşmüştür. Biz komünistler de bu bağlamda halkımızı Kıbrıs Türklerinin özgürlük mücadelesine duyarlılığa çağırıyoruz. Öncelikle Kıbrıs Türkünün özgürlüğü önündeki engelleri hatırlayalım:

1- Yunan şovenizmi

2- Türkiye Türk şovenizmi

3- Birleşik Krallık emperyalizmi

Kıbrıs Türkleri bu üç unsur tarafından ulus olarak yok sayılmaktadır. Yunan şovenistleri Kıbrıs’ı ebedi Yunan toprağı olarak görüp Türkün varlığını tarihi Osmanlı işgalinin bakiyesi sayarak Kıbrıs Türklerinin haklarını yok saymaktadır. Birleşik Krallık emperyalizmi ise adada iki büyük üs toprağını Birleşik Krallık toprağı sayıp burayı uluslararası hukukta “meşruluk” yaratarak kullanmakta ve dünyada Kıbrıs’taki emperyal varlığı ile Kıbrıs yerlisi Türkün sahip olmadığı hak ve olanakları kullanmaktadır.

Gelelim, sorunun en ilginç aktörü Türkiye’ye. Türkiye burada Kıbrıs meselesinde odaklanacağımız esas aktör olarak, Kıbrıs Türkünü yok sayan ve aşağılayan bir şoven politik aymazlık ve politik tutarsızlıkla karşımıza çıkmaktadır. Türkiye’nin Kıbrıs sorunundaki başlıca problemli yanlarını incelerken aynı zamanda benzer bir şekilde Yunanistan ve Birleşik Krallık’ın da bakış açısını koymuş olacağız.

Türkiye, yerli Kıbrıs Yunan ulusunun Birleşik Krallık emperyalizmine karşı mücadelesini başından itibaren düşman bellemiş, Kıbrıs Türkünün haklarını salt Türkiye’nin jeo-stratejik ve iktisadi çıkarları ekseninde ele alarak düşmanlığı körüklemiştir. Bu düşmanlık körükleme ve yerli halkı birbirine düşman etme politikası üç devletinde birinci politik hedefi olmuştur. Bu nedenle öncelikle iki ulusun birbirine düşmanlığı körüklenmiş ve ortak kader tayini ve bir arada yaşama çabaları boğulmuştur.

Yerli Yunan unsurların şovenist EOKA-B[1] örgütü tarafından ulusal hakları gasp edilmeye çalışılmış ve eritme-sindirme-kaçırma hedefli bir soykırım süreci denenmiştir. Şayet bu başarılsaydı, Yunansızlaştırılan Anadolu ve İstanbul gibi, Türksüzleştirilen İç Makedonya ve Ege Adaları gibi, Türksüzleştirilen bir Kıbrıs ile Kıbrıs Yunanlığı ve ENOSİS[2] sağlanacaktı. Buna karşılık Türkiye, yerli Türk ulusunun mücadelesine dışardan emperyal hayallerle müdahale etmiş ve Kıbrıs Türklerinin kendi başlarına ulusluğu yok sayılıp Türkiye’nin bir yavrusu olarak görülmüştür.

Tam da bu süreçte, Kıbrıs harekatlarında ve Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT)[3] gibi oluşumlarla EOKA-B tarzı bir soykırım hayaliyle Yunanları kaçırma yoluyla adanın kuzeyi Yunanasızlaştırılmış, güneyi Türksüzleştirilmiştir. Kıbrıs’ta yaşanan bu süreç tam anlamıyla iki Kıbrıs ulusunu adanın diğer bir bölümünde yok etmiştir. Küçük çaplı katliamlar, kısıtlı bir dönem içine sığdırılan iki taraflı tecavüz, işkence, kuşatma gibi zulümlerle iki Kıbrıs ulusunun gelecek hayalleri çalınmış ve GARANTÖRLERE muhtaçlaştırılmıştır. Kısa vadede kazanan, kavgalı taraflar birbirileriyle uğraşırken sessizce abiliğe soyunan Birleşik Krallık emperyalizmi ve TAKSİM[4] gibi mütevazi hayaliyle Türkiye olmuştur. Böylece, Kıbrıs’ta Türksüz bir geleceğin mümkün olmadığı ortaya konulmuştur.

Burada esas dikkat edilmesi gereken nokta bu Türk koruyuculuğu argümanının ne kadar “kardeşçe” olduğudur. Birincisi, Kıbrıs yavru vatan değil kardeş bir vatan-ülkedir. İkincisi orada yaşayan tüm insanları değil de sadece Türk olanları kardeş gören milliyetçi bir çerçeveye anlayış göstermiş olsaydık dahi bu sahtekarlığın kardeşlik değil “babalık” girişimi olduğunu görmek gerekirdi. Kıbrıs Türkü birçok noktasıyla Türkiye Türkü ile aynı ulusal özellikler ve özdeşlikler taşımakla beraber, kendi özgünlüğünde olan ve tam da kendilerini bu bağlamda ruhi şekillenişlerini tamamlayıp ifade eden başlı başına bir ulustur.

Yani, kendilerini hissettikleri kimlik Türklük değil, Kıbrıs Türklüğüdür. Bunlar bir ve aynı şey değildir. Kıbrıs Türkü bizden özgürlük mücadelesinde kardeşçe bir destek ve çözüme kardeşçe bir katkı beklemektedir. Kıbrıs Türkü adayı Yunansızlaştırmak istememekte, daha da ötesi Türkiye-Yunanistan-Birleşik Krallık müdahalesinden azade çok uluslu ve eşit yurttaşlığa, insan haklarına dayalı bir memleket istemektedir. Kıbrıs’ta Türkiye’ye yakınlık duyanların büyük çoğunluğu Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türkiye askerinden ve devamında Türkiyeli yerleşimci-kolonici nüfusun sosyal dokuda yarattıkları yozlaşma, adli suçlar ve zorbalıklardan bezip kendilerini Türkiye Türklerinden daha uzak hissetmeye başlamışlardır. Başlangıçta Türkiye’nin onlara sahip çıkacağı ve hamilik yapacağına olan ümit gerçeğe dönüştükçe hayal ettikleri türden bir sahiplenme ve hamilik olmayışı hayal kırıklığı yaratmıştır.

15 Kasım 1983 tarihinde bağımsızlığını ilan eden KKTC’yi Pakistan ve Bangladeş ilk önce tanımış, sonrasında uluslararası baskı ve Keşmir Sorunu nedeniyle geri adım atmıştır. Gambiya ve Libya diplomatik temasta bulunmuştur. Hatta Kaddafi’nin Kıbrıs Türküne verdiği samimi desteği Türkiye gösterememektedir.

Mehmet Ali Talat ve Mustafa Akıncı Dönemlerinde Türkiye

Meseleye bir söyleşide Mehmet Ali Talat’ın ilginç, cesur ve samimi yanıtıyla başlayalım.

Soru: Türkiye Adalet Bakanı geçtiğimiz günlerde geldi ve Türkiye’nin tecrübelerinden Kuzey Kıbrıs’ın yararlandırılacağı yönünde açıklamalar oldu. Bu konudaki düşünceniz nedir?

Talat: Beni endişelendiren ciddi bir tehlike var. Türkiye’nin adalet sistemiyle ilgili bir girişim daha önce yapıldı ve bizim yargıçların itirazıyla konu gündemden kalktı. Türkiye’deki tecrübenin buraya aktarılması burada geriye gitmek demektir. Biz Türkiye’nin her türlü teknik desteğine teşekkür ederiz ama Türkiye’nin tecrübelerinden, hele hukuk sisteminden yararlanmak bizim için uygun değildir. Bizim hukuk sistemimiz tamamen farklıdır ve çok daha adildir. Türkiye’de, özellikle son yıllarda yaşanan hukuk faciaları KKTC’nin tek sağlam kalmış alanına da sirayet etmemelidir. Bu konuda Türkiye’nin iyi bir tecrübesi olduğunu düşünmüyorum. Karnesi iyi değil, Türkiye’de mahkeme kararıyla başbakan idam edildi. Teşekkür ederiz, adalet sistemiyle ilgili Türkiye’nin tecrübelerinden yararlanma ihtiyacımız yoktur.” (II. Cumhurbaşkanı Talat:  Ödül AŞIK ÜLKER- http://www.yeniduzen.com/Talat-bizim-disisleri-bakanini-dunya-tanimaz-ki-118375h.htm)

ANNAN PLANI zamanında Kemalist kanat M. A. Talat’ı vatan haini ilan ederken bugün aynısını Sayın Mustafa AKINCI’ya karşı AKP kliği yapmaktadır. Türkiye KKTC’nin iradesini ve bağımsızlığını resmiyette tanıyıp fiiliyatta tanımamaktadır. Cumhurbaşkanları, başbakanları ve bir bütün Kıbrıs Türk ulusu yer yer aşağılanmakta, sadakaya muhtaçlıkla aşağılanıp, ekonomik ve siyasi güçle tehdit ve terbiye edilmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı’nın ilhakı reddeden ve iki ulusu kapsayan çözüm arayışları ve beyanatları hedef alınmaktadır. Türkiye’ye yönelik dostane ve kardeşçe eleştirileri kibirle suçlanmaktadır. RTE’nin öncelleri gibi “yavru vatan” açıklamasına karşılık Mustafa Akıncı “yavru değil, kardeş vatan” olarak ilişkilerin tanımlanması yaklaşımına RTE şu yanıtı vermiştir:

“Sayın Cumhurbaşkanı’nın -yani AKINCI’nın- ağzından çıkanı kulağından duyması gerekir. Bu ülke Kuzey Kıbrıs’a bedel ödemiştir. Biz şehitler vermişiz ve bedel ödemeye devam ediyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası alanda kavgasını veren kim? Acaba Sayın Akıncı tek başına bu kavgayı verebilir mi? … Bir ananın yavrusuna bakışı nasılsa böyle bakmaya devam edecektir. Kendi görüşü böyledir.”

Akıncı ise Erdoğan’a şu yanıtı vermişti:

“Neden rahatsız olunuyor iki kardeş tanımını yapmaktan? Bu yavrunun büyümesini istemiyor mu Türkiye? Biz hep yavru mu kalalım? Ayaklarımızın üzerinde durmayalım mı? Biz yetişkin bir insan olmayalım mı? Ben ne söylüyorsam arkasındayım. Ben sadece kulaklarımla duymuyorum, yüreğimden ve vicdanımla söylüyorum… Bu Türkiye’nin de yararınadır. Kıbrıs’ı bir yavru olarak görmek doğru bir siyaset değildir. Burada bir devlet var. “Ana vatan” ve “yavru vatan” yüreklerde olması gerekir. İlişkiler eşitlik ilkesi şeklinde olmalıdır. Türkiye’yle kişilikli bir ilişki istiyoruz, zıtlık değil.”

Bugün için ilhak tartışması da yeni bir şey değildir. Denktaş da zaman zaman ilhakın ne Türkiye’ye ne de KKTC’ye yaramayacağı fikrini dile getirmiştir. Sorun şudur ki, Türkiye sorunu çözümsüzlük içinde zamana yayarak Hatay ve Kürdistan’daki gibi kalıcı ilhak statüleri elde edip Türkiyelileştirmek istemektedir. Türkiye’nin parasal yatırımları, siyasal ve askeri yatırımları Kıbrıs Türkü için değil, Kıbrıs adasının belirli bir bölgesinde egemenliği tümden üstüne geçirme ve arsa payını Akdeniz’in içlerine doğru daha Güneye kaydırma arzusundan kaynaklanmaktadır.

Peki bu durum, Kıbrıs Türklerinde nasıl bir etki yaratmaktadır? Cumhurbaşkanları onları resmen tanıyan -anavatan olma iddialı ve her ne hikmetse babacan bir dil kullanan rol model kaoslu- abileri tarafından sıklıkla azarlanmaktadır. Ülkeleri, uluslararası ambargoya ek olarak Türkiye’nin ekonomik ilişkileri pençesinde olmasından hareketle aşağılanıp, gururları kırılmaktadır. Peki bu yaklaşım, Kıbrıs Yunanlarının ve Birleşik Krallık’ın abiliğinden çok mu farklıdır? Bizce hayır. Olması gereken ilişki tam da Kıbrıs Türkünün ulusal bağımsızlık ve tam hak eşitliği, hak ve mücadelelerini tanımak, sahip oldukları KKTC’nin bağımsızlığını korumak ve meşruluklarını desteklemek, Türkiye’nin iç işlerine müdahalesine karşı çıkmaktır. Enternasyonalist tavır budur. Kıbrıs’ta, KKTC’de, Kürdistan’da ve Türkiye’de uluslara tam hak eşitliği ve eşit yurttaşlık talep etmek gereklidir. Ulusların ayrılık haklarını medeni ve barışçıl zeminde tayin edebilme haklarını ve buna karşı çıkacak engellerle her türlü meşru mücadelelerini desteklemek gereklidir.

-H. K. Zachariadis

[1] Birleşik Krallık emperyalizmine karşı mücadele eden EOKA’dan sonra kurulan, Kıbrıs’ın Yunanlaştırılmasını amaçlayan şovenist örgüt.

[2] Yunanca “birleşme” anlamındaki sözcük. Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması politikasının sloganıdır.

[3] EOKA’nın İngiliz emperyalizmine karşı mücadeleye başlamasıyla EOKA’ya karşı mücadele etmek için kurulan örgüt.

[4] Kıbrıs’ın bir il olarak Türkiye’ye katılmasını savunan düşünce.

You may also like