AlıntıYazılar

Yannis Vasilis Yaylalı yazdı: Biz Hâlâ Buradayız | Είμαστε Ακόμα Εδώ

0

Yannis Vasilis Yaylalı

Biz Hâlâ Buradayız | Είμαστε Ακόμα Εδώ

’’…dahilî isyanları bastırmak, Yunan taarruzunu tevkif
etmekten elbette daha mühimdir.’’
M. Kemal

19 Mayıs Tarihini Biz mi Seçtik?

Şimdi bazı kesimler sık sık 19 Mayıs tarihini bilinçli seçtiğimizi ve sözde ‘Kurtuluş Savaşı’nı gölgelemek için böyle yaptığımızı belirtiyorlar. Oysa 19 Mayıs’ı bizler değil İngilizler ve İstanbul hükümetinin himayesinde Samsun’a çıkan Mustafa Kemal ve arkadaşları seçmiştir. Samsun’a çıkar çıkmaz Pontos köy ve şehirlerini yağmalayan, katliamlar yapan Topal Osman çetesiyle buluşan ve yaptıklarını engellemek bir tarafa az dahi bulduğu için önce Topal Osman milis birliği ve ayrıca soykırımı daha sistemli yürütsün diye Merkez Ordusunu oluşturulmuş. Başına da katliamcı Sakallı Nurettin’i atayan da kendisidir. Yani Osmanlı ile halkımıza karşı başlatılan, İttihatçı kasaplar ile devam eden ve soykırımı bir program doğrultusunda yöneten, soykırımı nihayete ulaştıran kişi Mustafa Kemal’den başkası değildir. Tüm bu işleri yapmak ve organize etmek için ise Samsun’a, Pontos’a çıktığı tarihtir adıdır 19 Mayıs.

Bugün Guernica’yı bilmeyen yok gibidir, Pablo Picasso tarafından 1937’de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanya’sına ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937’de İspanya’daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, anıtsal tablodur. Bu tablo yapıldıktan sonra İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altında olan Paris’teki evini incelemeye gelen Nazi subayı, Guernica’nın fotoğrafını inceldikten sonra Picasso’ya dönüp “Bunu sen mi yaptın?” diye sordu. Picasso’nun cevabı “Hayır, siz yaptınız.” demişti. Gerçekten de öyleydi Picasso sanatıyla sadece orada yaşananları aktarmıştı ama o katliamı Nazi canileri yapmıştı
İspanya’dan, Guernica’dan Pontos’a, Samsun’a Mustafa Kemal ve arkadaşlarına dönecek olursak eğer, yüz yıl önce 19 Mayıs 1919 tarihini seçen biz değil Samsun’a Pontos Soykırımı planıyla çıkıp, soykırımı bir program düzeyinde gerçekleştirenler seçmiştir. Biz bu gerçeğe olduğu gibi sadık kalıp, dilimiz döndüğünce kamuoyuna taşımaya çalışıyoruz. Nasıl ki Guernica katliamından kaynaklı Picasso’yu suçlamak oldukça saçma olacaksa, kalkıp 19 Mayıs 1919 tarihi için de Pontos soykırımına maruz kalkmış olan atalarının ruhları huzura kavuşsun diye mücadele yürüten biz torunlarını bu tarihle suçlamak abesle iştigaldir. Picasso’nun katılımcıları kastederek verdiği cevabı aynen söylemek gerekirse bu tarihi biz değil “siz yaptınız.”
I. M. Kemal ve Arkadaşları tarafından Pontos Helenlerine uygulamaya karar verilen soykırımı 15 Mayıs’ta İngilizlerin himayesiyle İzmir’e çıkan Yunan devleti mi tetikledi?
Trakya ve Ege pogromu döneminde Teşkilat-ı Mahsusa’nın şeflerinden Kuşçubaşı Eşref’in deyimiyle İttihat ve Terakki partisinin gayri Müslüm halklara bakış açısı “dahili tümörlerdir”. Yunan ordusunun İngilizlerin himayesinde 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’e çıkması M. Kemal ve arkadaşlarının Pontos Helenlerine yapacak olduğu soykırım için sadece gerekçeydi. Asla neden değildi, Yunanistan devleti İngilizlerin oyununa gelip de İzmir’e çıkmazsa tüm bu katliam, tehcir ve nihayetinde soykırım olmayacak mıydı? Elbette bu sorunun cevabı kocaman hayır olacaktır. Asıl sorun için biraz daha öncelere gitmek gerekiyor. Osmanlı köhnemiş bir devlet yapısına sahipti ve kendisini yenileyebilmekten çok uzaktı. Fransa burjuva devrimi yani sanayi devrimi ortaya çıkınca dünyanın birçok bölgesi bu yeni devrim sürecine girdi. Dünyanın birçok yerini etkisi altına alan devrim rüzgârı Osmanlı egemenliği altındaki halkları da etkilemeye başladı. Osmanlı’ya karşı 1821-1929 tarihleri arasında uzun dokuz senelik bir isyan ve direnişin ardından Yunanistan devleti Osmanlı’ya karşı bağımsızlığını ilan etti. Yunanistan devrimi köhnemiş Osmanlı egemenliği altındaki mazlum halklara örnek teşkil etti. Balkanlar başta olmak üzere birçok yerde miladını doldurmuş Osmanlı devletine karşın isyan, direniş ve bağımsızlık hareketleri ortaya çıktı.
İttihat ve Terakki’nin doğduğu yer olan ‘Makedonya’ya bağlı Manastır’da halk, 1908 sabahı duvarlara yapıştırılmış “Ya Özgürlük Ya Ölüm”,“Yaşasın Özgürlük”, “Yaşasın Anayasa” afişlerini okuyordu(1). İttihat ve Terakki bu tür sloganlar ile Osmanlı zulmüne karşı önce alternatif gibi duruyordu. Başta Rumlar olmak üzere Osmanlı egemenliği altında bulunan halklar 1908 meşruiyet sürecini ve doğalında İttihat ve Terakki hükümetini memnuniyet ile karşıladılar. Bu süreç İttihat ve Terakki cemiyetinin ne olup ne olmadıkları açısından tam bir test süreciydi. Nasıl bir milliyetçilik ile karşı karşıya olduğumuzu Adana Kilikya katliamından Balkan savaşları sonuna, Trakya ve Ege’de Helen nüfusuna karşı yapılan pogrom ve tehcirine kadar yaşadığımız süreç gösterdi.

Cemal Kutay, İttihatçılar için Osmanlıcılık, Anayasal meşrutiyetcilikten ölümcül milliyetçiliğe evrimleşen yolu aşağıda verdiği şu bilgiler tamamlıyor “Kuşçubaşı Eşref, verdiği tarihe güvenmek gerekirse, 23 Şubat 1914 tarihinde Harbiye Nezareti’nde Enver Paşa ile bir görüşme yapar. En­ver ülkenin içinde bulunduğu çöküş tablosunu çizdikten sonra, tek çıkışın Türk ve İslam aleminin birliğini sağlamaktan geçtiği­ni söyler. Ülke içindeki gayrimüslimler ise devletin devamın­dan yana olmadıklarını ispat etmiş bulunuyorlardı. Osmanlı Devletinin kurtuluşu onlara karşı alınacak tedbirlere bağlıydı. Teşkilât-ı Mahsusa’nın görevi, hükümetin….görünürdeki kuvvetlerinin ve asayiş teşkilâtının kat’iyyen başaramayacağı hizmetleriyerine getirmekti. Kuşçubaşı’nın sözleriyle, ilk vazife, sadık’larla hain’leri birbirlerinden ayırmak idi’. Bu doğ­rultuda, büyük bir plan hazırlamıştık…”(2) Tabi bu plan doğrultusunda 150 bin ile 1.500.000 insanın o süreçte zorla tehcir ve katliamlar ile yok edildiği sanılıyor. Türkiye’nin yakın tarihini bilen özü ve sözü bir olan araştırmacıların ortaklaştığı şey Trakya ve Ege’de Helen nüfusa yapılan pogrom ve tehcirin sonradan Ermeni ve Pontos Helenlerine yapılacak olan soykırımın stajı niteliğinde olduğudur.

Diyeceksiniz ki M. Kemal bu süreçte orada değildi ve bu yaşananların çoğuyla ilgisi yoktu. Öncelikle M Kemal’in İttihat ve Terakki üyesi olduğunu belirtelim ve birincil nesil İttihatçılar ile bilek güreşine girecek güçte olmadığı için birçok konuda alttan aldığını da biliyoruz. Bu elbette tek başına yeterli bir done değil biliyoruz ama Balkan savaşları sonrası Trakya ve Ege’de Yunan nüfusuna karşın uygulanan pogrom ve tehcir sürecinde yer alan İttihat Terakki, Teşkilat-ı Mahsusa(3), Karakol örgütlerinin kadroları M. Kemal öncesi ve sonrasında Pontos Helenlerine karşı hayata geçirilen soykırımda yer almamış olsaydı belki bir soru işaretimiz olurdu. Gerçekte Mustafa Kemal ile İttihatçıları ayrılan tek özellik aralarında olan iktidar savaşıydı. Mustafa Kemal’de bu beş senelik süreçte yaşanan evrimleşmenin parçasıdır. Bu anlamıyla Mustafa Kemal’i etkileyen şey asla İngilizlerin himayesinde İzmir’e çıkan Yunan donanması değildir, Onu ve diğer İttihatçı arkadaşlarını etkileyen asıl şey Yunan devrimiyle birlikte Osmanlıya karşı verilen ve kazanılan bağımsızlık savaşlarıdır. İttihatçıların birincil kadroları ne karar verdiklerini Balkan savaşları ve sonrasında Trakya ve Ege’de göstermişlerdir. Mustafa Kemal gibi ikincil İttihatçı kadrolar da bu yolu benimseyip, izlemişlerdir.

II. Pontos, Mustafa Kemal’in Samsuna çıkışı, Pontos Soykırımı

Sık sık Lazlar ile karıştırıldığımızdan kısaca biz kimiz onun üzerine de bir paragraf açmak isterim. Pontos (Yunanca: Πόντος, Pontos) Antik Yunanca “deniz” anlamına gelmesi ve Yunan mitolojisinde Gaia’nın oğlunun adı olmasının yanı sıra Amasyalı Strabon’dan itibaren antik yazarlarca Karadeniz’in güney kıyısında Halys ırmağının (Kızılırmak) doğusunda yer alan Kuzey Anadolu sahillerini hinterlandıyla birlikte tanımlamak için kullanılmıştır. Batı’da Pontos‘ta (Samsun, Giresun, Tokat, Ordu, Amasya) Doğu’da ise (Trabzon, Rize, Gümüşhane) illerini kapsamaktadır.Pontos halkının varlığı Karadeniz’de M.Ö 4. yüz yıla kadar dayanır. Helen soyundan gelen Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Bugün Pontos’ta ancak Rize ve Trabzon’un bazı köylerinde Romeika konuşulmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz korunma altına alınmaz ise kaybolmak ile yüz yüze kalacaktır. Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Bugün Pontos’ta ancak Rize ve Trabzon’un bazı köylerinde Romeika konuşulmaktadır.

Pontos Helenlerine karşı hayata geçirilmiş olan soykırım elbette M. Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs 1919 günü başlamadı, Soykırım üzerine çalışma yürüten kimi tarihçi ve araştırmacılar 1914 yılını işaret ederken, kimi tarihçiler ise Osmanlı-Rus savaşları (1916 ) bahane edilerek güvenlik nedeniyle Trabzon’dan Sinop’a kadar sahilden daha iç kesimlere gerçekleştirilen tehcir sürecini yani ölüm yürüyüşlerini esas alır. Benim düşünceme göre ise Balkan savaşları sonrası Balkanlardan gelen Müslüman nüfusun zorbalıkla ve bilerek, planlayarak Pontos’ta ki Helen nüfus bölgelerine zorbalıkla yerleştirilmeye başlandığı, ayrıca Helen mallarına boykot sürecinin de başladığı, amele taburlarının hayata geçirildiği 1914 senesi Pontos Helenlerinin soykırımının başlangıcının miladıdır. İttihat ve Terakki’nin ikincil kadroları diyebileceğimiz M. Kemal ve arkadaşları Samsun’a çıkıncaya kadar zaten 150 bin Pontos’lu Helen ölüm yürüyüşlerinde(4),  köy baskınlarında, zorla askere alma adı altında amele taburlarında katledilmişlerdi.

M. Kemal ve arkadaşlarının Samsun’a çıkışına bir gizem ve mağduriyet edebiyatı üzerinden katmak destan yaratmak isteseler de arşivler ve gelmeden önceki pazarlıklar hepsi orta yerde duruyor. Hele hele Samsun’a gizli denilen gelişe bir bakalım. M. Kemal İngilizlerden ve İstanbul hükümetinden gizli saklı Samsun’a gidişi tamamen şehir efsanesidir. M. Kemal Samsun’a İngilizlerin olurunu alan İstanbul hükümeti tarafından gönderilmiştir. Mustafa Kemal’in Samsun’a gönderilmesinin nedeni ise Türkçü çetelerin devamlı şekilde Pontoslu Helenlerin hem canına hem de malına kastetmesinden dolayıdır. Türk çetelerinin bu saldırılarından iyice bunalan Pontos Helenleri, telgraflar aracılığı ile bu durumdan kaynaklı İngiliz yüksek komiserliğine yoğun şekilde şikâyetçi olurlar. Bunun üzerine İngiliz Yüksek Komiserliği, Nisan 1919’da Damat Ferit Paşa’ya bölgedeki Türk çetelerinin Rumlara karşı yaptığı katliam olayları ile ilgili bir rapor vermişti. Raporda Karadeniz bölgesinde Türk çetecilerin Rum vatandaşlara zulüm ve katliam yaptıkları, bu olayların derhal sona erdirilmesi ve eğer sona erdirilmezse kendilerinin bu bölgeye müdahale edeceklerini bildirilmektedir. İngilizlerin raporu üzerine Hükümet Türk çetelerinin yani Topal Osman ve arkadaşlarının bölgede yaptığı baskı ve zulüm olaylarını “(Mustafa Kemal’in muhafızı Topal Osman, Ümit Doğan sayfa 68 ) durdurması ve bölgedeki Türk çetelerinin faaliyetlerinin etkisiz hale getirmesi ve çetelere ait silahların toplanması için Mustafa Kemal Paşa’yı görevlendirmiştir. Olayların seyrine bakıldığın da durdurmak bir yana Samsun’a çıkışından bir süre sonra Mustafa Kemal bu çetecilerin en azgını olan Topal Osman ile Havza’da buluşur. Topal Osman’a ‘Pontosçuların imhasını durdurma, bilakis hızlandır’. Der (Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan sayfa 130) der.

Mustafa Kemal ve diğer 34 asker arkadaşı için vize veren İngiliz gizli servisinden Yüzbaşı John Goldolphin Bennett ile Yazar Nezih Uzel 1972 yılında Özbekler Tekkesinde söyleşi yapmış o söyleşinin ses kaydının çözümüne baktığımızda Bennett Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı ile ilgili bakın neler söylüyor: ”Padişahın emin olduğu bir adam olduğunu anladık. Padişah Vahdettin ona çok güveniyordu ancak heyet çok büyük olduğundan 3-4 kişi yerine 35 kişi büyük zabitler, miralay, mirliva falan erkan-ı harptan en mühimler gidiyordu. Yalnız bir müfettişlik için çok gördüm ben. Bunların hepsine vize vermek benim mesuliyetimdeydi. Bana 3-4 kişi çıkacak diye talimat emir verildi ben 35 kişiye vize verdim. Bütün evrakı bütün dosyayı aldım İngiliz kumandanlığına gittim 3-4 kişi yerine 35 kişi gitmek ister vizeyi verebilir miyim diye. Padişah bu kişilere itimat eder, vizeyi veriniz dendi. onlar cevap verdiler: Mustafa Kemal gitsin ne lazımsa yapsın dendi. ben de bu vizeyi verdim imza ettim ve teslim ettim.(5)

Samsun’a gizli çıkış da yoktur, yedi düvele karşı savaş sadece şehir mitidir, karşılarında sadece yok etmek istedikleri Ermeni halkı ve Helen halkı vardır.

M. Kemal’in Samsun’a öyle gizemli bir çıkışı yoktur, planlı programlı ve pazarlıklı şekilde gelişi vardır. Padişah dahil, sadrazam ve İngiliz yetkililer her şeyin farkındadır. İngilizler gözetimi asla da bırakmazlar. Mustafa Armağan(6) Samsun’a çıktıktan üç gün sonra Mustafa Kemal’in kurmayları aracılığı ile İngilizler ile buluştuğunu ve İngiliz mandası önerisine karşı Mustafa Kemal’in Manda teklifi eden İngilizlere şu cevabı verdiğini yazıyor : “Türklüğün ecnebi idaresine tahammülü olmadığı, İngilizler gibi en medenî ırklardan müşavir ve teşkilatçı olarak zevat-ı mütehassısa ve marufenin hüsn-i kabul göreceği…” Yani bugün anlayacağımız Türkçe ile diyor ki ; ‘Yabancıların mandasına karşı olduklarını ve İngilizleri en medeni “ırklar”dan kabul ettiklerini, onlardan danışman ve teşkilatçı olarak uzman ve meşhur kişilerin alınmasının iyi karşılanacağını ‘ söylüyor. Mustafa Kemal Samsun’a hiç de gizli çıkmadığı gibi, İngilizler ile nasıl padişah ve İngilizler ile nasıl pazarlık yaptığı da ortada, bu durumu Doğan Avcıoğlu(7) bir adım daha ileriye taşıyarak ‘Milli Kurtuluş Tarihi’ni anlattığı kitapta açtığı başlık gibi Mustafa Kemal ‘Emperyalizme karşı çıkmadan anti-emperyalist savaş vermiştir’ der.

Türkiye’nin yakın tarihi ile çalışmaları olan Fikret Başkaya’da yine paradigmanın iflası adlı çalışmasında o süreci kısaca söyle anlatıyor : ‘’ Emperyalizmin genel çıkarları ve emperyalistler arası çelişkiler, 1.Paylaşım Savaşı’nın bir Türk Yunan savaşı biçiminde sürmesine neden oldu. Başlangıçta Yunanlılara destek vermelerine rağmen, İngiliz emperyalizminin çıkarları Sovyet tehdidinin söz konusu olduğu koşullarda [..]artık bundan sonra İngiltere’nin temel siyaseti, doğu’da Bolşevizm’in yayılmasını durdurmaktı. İngiliz desteği kalktıktan sonraysa Yunanlıların Anadolu’da barınma şansı yoktu.’’(8) Bu süreçten sonrası malumun ilanı, Türk yönetiminin Rum halkına karşı yaptıkları görülmezden gelindi. Sovyetlere karşı desteklenen Kemalistler ise kendi vekillerini bile dehşete düşeceği kötülükler yaptı. Mustafa Kemal’in silah arkadaşları olan İsmet İnönü ve Kazım Karabekir bu durumun farkındaydı. İsmet İnönü cumhuriyetin ellinci yılı dolayısıyla verdiği bir demeçte: ”İstiklal mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabule mecbur etmesiyle mümkün olmuştur” (Milliyet, 29 Ekim 1973)

Fikret Başkaya yedi düvel efsanesi üzerine son noktayı da şu sözler ile ne şekilde koyuyor: ‘’Yani İngiliz ve diğer İtilaf devletlerine karşı bir kurtuluş savaşı verildiği bir uydurmadır. Yanında (Almanya gibi güçlü bir devlet başta olmak üzere) ittifak devletleri varken yenik düşen imparatorluğun bir başına bunların tamamıyla başa çıkması o günün koşullarında mümkün değildi. ”Yedi düvelle savaş” bir masaldır. Zaten emperyalistler Anadolu’ya yerleşmek niyetiyle girmediler ve savaşmadan da çekildiler. Çekilirken de Fransızlar Türklere, Yunanlılara karşı kullanacakları silahları sattılar. Bazı Fransız subayların kurtuluş savaşı ordusu saflarında savaştığı rivayet edilir. İtalyanlar da kendi bölgelerindeki silah depolarını açarak Kuvayi Milliye’ye yardım ediyorlardı.’’

M. Kemal Samsun’a ulaşır ulaşmaz Topal Osman ile bağlantıya geçerek ne yapacağını da göstermiştir. Ermeni katili ve Asker kaçağı Topal Osman bir süre sonra Giresun-Samsun taraflarında ortaya çıkar. Ermeni halkına yaptıklarından sonra, halkımıza karşı çete faaliyetleri yürütmeye başlar. Elbette yürüttüğü bu çete faaliyetleri Samsun’a gelen Mustafa Kemal’in de dikkatini çeker, halkımıza karşı Ermeni soykırımındaki tecrübelerinden yararlanmak ister. Bakın tarihçi Ayşe Hür o süreci nasıl anlatıyor. Hür’ün anlatımları sadece Topal Osman ile Mustafa Kemal’in ilişkisini ortaya koymuyor, aynı zaman da İstanbul hükümeti ile Mustafa Kemal’in ilişki düzeyini ve söz konusu Helenler olunca nasıl birlikte hareket ettiklerini de açıkça gösteriyor. Ermeni tehcirinde ve katliamında yer aldıktan bir süre sonra Giresun ve Samsun da ortaya çıkan Topal Osman’a ilişkin Hür şunları söylüyor: ‘‘Bölge uzun süredir bağımsız Pontus Devleti’ni kurmayı hedefleyen Rum çeteleri ile uğraşmaktadır. İttihatçıların gizli örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk’e göre Mustafa Kemal’in Samsun’a gelir gelmez Havza’da Osman Ağa ile görüşmüştür. (İki Devrin Perde Arkası) Halbuki bu sırada Topal Osman İstanbul Divan-ı Harbi tarafından Ermeni katliamlarına katılmaktan aranmaktadır. Anlaşılan bu alandaki maharetlerinden Rumlara karşı yararlanmak ihtiyacı doğmuştur ki, 8 Temmuz 1919’da Osman Ağa hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırılır. Topal Osman, Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Giresun Şube başkanı olur ardından Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal’e muhalefet edenleri sindirme görevini başarı ile yapar. H.İ. Dinamo’ya göre Mustafa Kemal “Pontus belasından kurtulmayı Topal Osman’ın tecrübeli ellerine” bırakmıştır. Topal Osman da “Siz hiç merak etmeyin Paşam. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşek arısı gibi boğulacak” der. (Kutsal İsyan, 2. Cilt) (9)

Milis Albay Topal Osman

Topal Osman deyince aklıma ilk gelen şey elbette gemi kazanlarında yaktırdığı halkımız gelir. Mahmut Şakir, gemi kazanlarında yakılan halkımız ile ilgili yazılan bir anıyı şöyle aktariyor: “[s.s. Osman] ağa geminin başmühendisine sordu: “Onları makine dairesine koyacak yeriniz var mı?” Baş mühendis anlamadı. Osman Ağa, geminin kazanında yer olup olmadığını sorunca üzüldü. Yahudi Celal Bey titreyerek sordu: “En görkemli ağaya ne olacak?” Cevabını almak için: “Yanacaklar”. Ardından Osman Ağa çetelerine emir verdi. Romalılar ise bir-iki-üç, geminin kazanına atıldı. Sonunda sadece bir Ermeni kaldı. Zamanı gelince öleceğinden emin olduğu için küfür eden Osman ağa kazanın içine atladı, başını öne eğer. Daha sonra Osman Ağa, başmühendise geminin iyi gidip gitmediğini sorunca, Celal Bey çenesinin titremesinden ona cevap veremedi. Elbette gemi Kotyora’ya bir saat önce geldi.“(10) Topal Osman’ı uzun uzun anlatmayacağım, bugün artık iyi kötü ne olduğu ortaya çıkmış birisidir. Elbette bu İttihatçı ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın canisinin burada anlatılamayacak kadar yaptığı insanlık ve savaş suçları vardır. Mesela Dersim ve daha sonra da Hitler Almanyası’nda ortaya çıkan gazla insan öldürme işinin mucidi de Topal Osman canisidir. Yukarda sadece gemi kazanında yakılan insan örneği versek de, tren kazanlarını da unutmamak gerekiyor

Pontos Helenlerinin soykırım sürecini tamamlayacak olan Merkez Ordusu da Kurulur

’’Anadolu merkezindeki asayiş meselesini halle memur kuvvetlerimizi büyücek bir kumanda altında tevhit etmekte fayda tasavvur ettiğimizden 9 Kânunuevel 1920 de Sivas’taki Üçüncü Kolorduyu lâğvederek onun vazifesini yeni teşkil ettiğimiz Merkez Ordusu’na tevdi ettik. Bu orduya da Nurettin Paşayı kumandan yaptık.’’ M. Kemal, NUTUK

Yukarda Nutuk’ta da belirtildiği gibi 9 Aralık 1920 tarihinde çıkarılan 407 sayılı kararname ile, aslında hiç olmaması gereken 3.Kolordu lağvedilip ilerde soykırımcı olarak bilinecek olan Merkez Ordusu kurulur. Ordunun kuruluşu, TBMM Başkanı Mustafa Kemal imzasıyla yayınlanan bir bildiriyle duyurulur. Elbette başından itibaren doneler ile anlatmaya çalıştığım gibi M. Kemal İttihatçı kasapların birçoğunu Pontos Helenlerine yapılacak soykırım için Pontos’a getirmeye devam eder. Bunlardan biri de Merkez Ordusu komutanı olarak atayacağı Sakallı Nurettin Paşa’dır

Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa

‘Bütün Rumlarda bir devlet mefkuresi vardır. Fikrimizce, memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır. ‘ (Sakallı Nurettin Paşa)

Sakallı Nurettin Paşa(11), 1908 yılında 643612 üyelik numarası ile İttihat ve Terakki Komitesi’ne katılır. 1913 yılında Balkan Savaşı’nda, 1914’de birinci dünya savaşı için Irak Cephesi’nde yer alır. Mondros Mütarekesi ile birlikte 1918 kasımında İzmir merkezli 17. Kolordu komutanı ve Aydın Vilayeti Valisi olarak atanır. 30 Aralık 1918 tarihinde 25. Kolordu komutanı olarak atanır(13). Sakallı Nurettin Paşa’da Pontos soykırımı öncesi Ege Helenlerine karşı yürütülen pogromda staj yapmış canilerdendir. Urla’da çıkan isyan üzerine 2 Şubat 1919 tarihinde tekrar Aydın Valiliği’ne ve Aydın Bölge Komutanlığı’na atanır. Bu esnada Aydın ve civarında Rum halkına yönelik birçok çete saldırısının arkasında o vardır. Erkan-ı Harbiye-i Umumiye (Genel Kurmay Başkanlığı) Nurettin Paşa’ya Merkez Ordusu komutanlığına tayin edileceğini bildirerek, kabul edip etmediğini bildirmesini ister. 16 Kasım 1920 yılında Nurettin Paşa, Genel Kurmay Başkanlığı’na, Merkez Ordusu komutanlığını kabul ettiğini belirten cevabı bir yazı gönderir.

Sakallı Nurettin Paşa Soykırım stajından sonra Pontos’ta kendisinden beklenenin çok çok üstünde görevini yerine getirdi. O merkez ordusu komutasında kimler yoktu ki, merkez ordusunun Kurmay Başkanı daha sonra 1936’da Dersim’e 4. Umumi Müfettiş olarak atanan Hüseyin Hüsnü yani Korgeneral Hüseyin Hüsnü Abdullah Alpdoğan’dır ki kendisi Dersim celladı olarak da tarihe geçmiş birisidir. Sakallı Nurettin’in bir diğer komutanı da 42. Piyade Alay Komutanı Topal Osman, hem Pontos hem de Koçgiri imhasında birlikte olduğu çete reisiydi. Merkez Ordusu, Rumların, Ermenilerin ve Kürt halkının katliamlarında yer aldı, telafisi çok zor olan çok büyük acılarda rolü var. Geçmiş ile hesaplaşmak ve doğru bir yüzleşme için mutlaka bu merkez ordusunun Rum, Ermeni, Kürt halkına karşı top yekun uygulanan katliamlarda ki rolü sonuna kadar gidilerek araştırılmalı ve gereği yapılmalıdır. Merkez Ordusu bildiğiniz cinayet şebekesiydi, katliller sürüsü ancak bu kadar bir araya getirilebilirdi. Tüm yaşadığımız o soykırım sürecinde “1914-1923 yılları arasında Amasya, Samsun, Giresun’da 134 bin 38, Niksar ’da 27 bin 216, Trabzon’da 34 bin 384, Tokat’ta 64 bin 582, Maçka ’da 17 bin 479 ve Şebinkarahisar’da 21 bin 448, mübadele sonrası sürgün yollarında katledilen 50 bin kişi ile beraber toplam 353 bin 237 insanın Mustafa Kemal’in emri ile Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa ve çete reisi Topal Osman tarafından katledildi.“

Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa’nın göstermelik yargılanması

Bu cinayet şebekesi Pontos’ta güpegündüz ve misyon görevlileri önünde dahi acımasız tehcir, yani ölüm yürüyüşlerini, katliamlarını organize ediyorlardı. Elbette tüm bu yaşananlar saklanacak kadar küçük şeyler olmayınca Merkez Ordusu komutanı Sakallı Nurettin Paşa hakkında Koçgiri ve Pontos’da işlediği suçlardan dolayı 11 Agustos-4 Ekim 1921 yılında BMM’de gerçekleşen gizli oturum ile soruşturmaya başlatıldı. Baştan söylemek gerekirse aslında yapılan yargılamayla Sakallı Nurettin Paşa yaptığı suçlardan dolayı meclis nezdinde aklanmıştır. Kısaca o gün BMM gizli görüşmesinde konuşulanlara bakalım istiyorum. BMM gizli görüşmesinde Koçgiri’de, Pontos’da yaptığı katliamlar üzerine söz alıp konuşan oldu. Hatta Sakallı Nurettin Paşa’yı idam ile yargılanması dahi istendi. 11 Ağustos 1921 günü TBMM gizli oturumunda söz alan milletvekilleri (İsmail Şükrü Efendi, Osman Fevzi Efendi, Zekai Bey) Koçgiri’de yaşananların sorumluluğunun Nurettin Paşa’ya ait olduğunu söylediler. 14 Koçgiri’de yüzlerce insan sorgusuz sualsiz tutuklanıyor, teslim olanlar dahi kurşunlanıyorlardı. O gün mecliste öyle şeyler konuşuldu ki bugüne ışık tutacak tarzda konuşmalardı. Erzurum Mebusu Mustafa Durak Bey yaşananlar üzerine aynen şöyle der: “Memleketimizde yapılan mezalimi herkes duymalıdır. Çünkü efendiler, memlekette yapılan bütün felaket, bütün mezalim, bütün seyyiat (kötülükler) bunların milletten saklanmasından doğmaktadır.”( “http://www.mustafaarmagan.com.tr/ataturk-bir-pasayi-meclisin-elinden-nasil-kurtardi/” ) Erzurum Mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) Bey ise üstü örtülmeye çalışılsa da zulmün Avrupa kamuoyu tarafından bilindiği ve aleyhimize kullanıldığı kanaatindedir. Şunları ekler: “Bir adam görevini kötüye kullanmış, cezasını görsün.”

Erzincan Mebusu Fevzi Efendi ise daha da ileri gider ve Koçgiri’de halka yapılan mezalimin ancak Cengiz Han’ın ordusu […]tarafından işlenebileceğini dile getirir. Yakılan evler, ırzlarına saldırılan kadınlar, öldürülen çocuklar ve siviller. Söz alanlar dur durak bilmeden Nureddin Paşa’nın gaddarlığından söz eder. Bir imha hareketine girişildiğinden söz edenler bile çıkar. Daha sonra bu söylenenler BMM’nin tozlu raflarında unutulsa da milletvekili Emin Bey o günler de yapılanlar için öyle bir örnek veriyor ki kan donduran cinsinden “Efendiler, dünyanın hangi yerinde böyle bir harekât görülmüştür ki, babasını bir evladın eline bir ip, diğer evladın eline bir ip alarak çektirerek tam altı saat zarfında bu suretle feci bir şekilde öldürülmüştür?” (Bunu yapanların da Topal Osman’ın adamları olduğunu açıklar.) (http://www.mustafaarmagan.com.tr/ataturk-bir-pasayi-meclisin-elinden-nasil-kurtardi/) 4 Ekim 1921 günü BMM gizli oturumunda ise bu kez Koçgiri’nin yanı sıra Pontoslu Rumlara yönelik uygulamalar gündeme getirildi ve tartışıldı. Milletvekillerinden bir kısmı yapılanlarda Nurettin Paşa’yı sorumlu tutarak görevden derhal alınmasını isterken, bazıları da Nurettin Paşa’nın asılmasını istediler. Mustafa Kemal’in karşı çıkmasına rağmen Meclis, Nurettin Paşa’nın görevden alınmasına ve muhakeme edilmesine karar verdi. Ayrıca Koçgiri ve Pontos ’İsyanları’nı yerinde incelemek için bir araştırma heyeti kurulmasını kararlaştırdı (15).

Elbette M. Kemal’in askeriydi, M. Kemal’de askerini nasıl ve savunduğunu ve ipten nasıl aldıklarını Nutuk’ta şöyle anlatıyor .’Nurettin Paşa, merkez mıntıkasında bir seneye karip ifayi vazife etti. Fakat, salâhiyeti haricinde ahaliden bazılarının hukukuna tecavüz ettiği hakkında meb’usların vuku bulan şikâyetleri ve Dahiliye Vekâletinden istizahları ve Vekâletin de şikâyatı muhik görmesi üzerine, Meclîsin talebile Teşrinisani 1921 bidayetinde azledildi. Meclis, Nurettin Paşanın tahtı muhakemeye alınmasına karar verdi. Bu husus, benimle Heyeti Vekile arasında da bir meselenin hudusunu intaç etti. Ben, Nurettin Paşa hakkında tatbik olunması talep olunan muameleye iştirak etmedim. Fevzi Paşa Hazretleri de benimle hemfikir oldu. İkimizle Heyeti Vekile aramda tahaddüe eden ihtilâf Meclisçe hali olundu. Mecliste Nurettin Paşayı müdafaa ettim. Ağır muameleye maruz kalmaktan kurtardım.’’ (16)

Sakallı Nurettin Paşa 3. Maddeye yani ‘’Rum sevki sırasında herkesin gözü önünde yağmacılığın yapılması’’ suçlamasına yönelik ‘’izahlarının’’ bir bölümünde yaptıklarını aklamak için kadınlar ve yaşlılar üzerinden yaptığı açıklamalar Pontos katliamına ve tehcirine katılan Kemalist kadroların zihin yapısını ortaya koyuyor. Nurettin Paşa: ‘’Kadınlara gelince: Pontusculukla meşbu, erkeklerine fikren, bedenen, malen muavenet ettikleri hakikattir. Yataklık, muhbirlik, cinayete teşkar kadınlar da mahkemelere sevk edildiler. Fikrimizce, memleketimizdeki Rumlar bir yılandır. Bu yılanların zehirleri kadınlardır. Bu yüzden erkeklerle aynı şeyi yaptık. Çocuklarından da ayırmadık. İhtiyarlara gelince; Gümenez’de ihtiyardır diye sevk edilmeyen 65 yaşındaki bir Rum, Yunan torpidosuna bayrak sallamış, onlar da sandallarla sahile çıkmışlardır. Bafra’dan bir grup ahali kuvvetleriyle yetişmişler. İhtiyar Kel Nikola astırılmış ve düşman donanması def edilmiştir.’’ der.(17)

Şimdi ‘Rumlar bir yılandır, kadınlar ’da bunun zehridir’ diyen kendisi de Mustafa Kemal’in en sevdiği kadrolardan olan Nurettin Paşa’nın bu yaklaşımı ister istemez bizi bir sorgulamaya götürüyor. Çok zamandır bilerek ya da bilmeyerek yapılan bir yanlış ya da dezenformasyon olan İttihatçılar ile Kemalistler aynı değildir, aralarında çok fark vardır diyenler için, Kemalizm ile İttihat ve Terakki arasındaki ruh ikizliğini ortaya koyan Tamer Akçam’ın yeni kitabı olan Naim Efendinin hatıratı ve Talat Paşa telgrafları adlı eserinde 22 Eylül 1915 tarihli bir telgrafta Talat Paşa’nın çektiği iki telgrafa beraber bakalım : “Ermeniler için Türkiye arazisinde yaşamak, çalışmak gibi haklar tamamıyla kaldırılmış ve bu bâbda hükümet bütün mesuliyeti kabul ederek beşikteki çocuklarına varıncaya kadar bırakılmaması emrini.” 29 Eylül 1915’te Halep Vilayetine çektiği bir telgrafta ise : “Türkiye’de mevcut bütün Ermenilerin tamamen mahv ve imha edilmelerinin Cemiyetin emriyle Hükümetçe kararlaştırıldığı evvelce de bildirilmişti… Kadın, çocuk, sakat diye düşünülmeyerek imha önlemleri ne kadar feci olursa olsun, vicdani duygulara kapılmadan varlıklarına son verilecektir.” Kemalist kadro olan Nurettin Paşa’nın söylemlerine ve yaptıklarına bakıldığında, Ermeni soykırımının da başat rol almış İttihatçılar ve yine onların liderlerinden biri olan Talat Paşa ile arasında herhangi bir nüans farkı gören var mı? İttihat Terakki ve M. Kemal ve arkadaşlarının dönemini bilerek karşılaştırmalı verdim ki M. Kemal dahi bir süreden sonra onlarla anılmamak için özenle vurgulamalar yapıyordu. Uzun vadeli planları bir kenara koyarsak gerçekler bize böyle olmadığını yukarıda dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Belirttiğim ve örneklediğim gibi Kemalizm ile İttihatçılık ruh ikizleridir, kardeştirler.

Bu sene Ermeni Soykırımı ile ilgili bir çıta daha aşıldı, Amerika Birleşik Devletleri Ermeni Soykırımını tanıdığını açıkça ifade etti. Geçmişte sistem partilerinin bir kısmı Ermeni soykırımına karşı Osmanlı devleti döneminde yapıldığı için daha esnek yaklaşıyor ve acılarınızı anlıyoruz gibisinden açıklamalar dahi yapıyorlardı. Bu yaklaşım ABD’nin Ermeni soykırımını tanımasının ardından değişti. HDP hariç sistemin tüm partileri soykırım inkarında bir araya gelerek ABD’yi protesto eden bir metnin altına imza attılar. Yukarıda söylemeye çalıştığım gibi mesele Türk dışındaki halk ve inançlar olunca ve onlara karşı soykırım söz konusu olunca yüzyıl önce nasıl bir arada iş yapma yetenekleri en üst seviyeye çıkmışsa, bugün de atalarının yaptıkları soykırımı inkâr meselesinde de en üst seviye de bir araya gelmiş durumdalar. Şimdi biz halklar bir kere daha bir seçim ile karşı karşıyayız, bugün söz konusu olan sadece geçmişte yaşadığımız soykırımların inkârı değil bu soykırım sürecini daha derinleştirerek geleceğe taşıma arzusudur. Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaşı da öyle görmek gerekiyor, Karabağ, Rojava, Libya’ya bu yayılmacı ve soykırımcı sürece dahil görmek gerekiyor. Hatta yarın bu durum Kıbrıs ya da Yunanistan Trakya’sına kimse şaşırmasın. Yüzyıl önce halklara karşı bir araya gelen klik bugün de bir araya gelmiş durumda, yeni soykırım hedeflerinin ilk mevziisi Kürtler olduğunu görüyoruz. Halkların bu mevziisi dağıtılırsa neler olabileceğini tahmin bile edemiyorum ve kimse bu yüzyılda soykırım mı olur demesin, yüzyılı soykırımımızın sadece kayıtlarını tutup onca zulüm ve katliamı seyreden emperyalist güçler bugün de bir benzerini yapmaktan asla imtina etmezler, bu vesileyle bir kere daha bu uyarıyı yapmış olayım. Türkiye soykırımcı sistemine karşı uluslararası güçlerden beklenti içerisinde olup sessizce kaderimize razı olursak yüzyıl önce yaşadıklarımızı bugün de yaşayacağımızı herkese garanti edebilirim. Ayasofya’ya yapılanları iğrenç televizyon şovları ile hep beraber izledik, ya da diğer tarihi kiliselere ve bizler için maneviyatı yüksek olan diğer mekanlara da neler yaptıklarını gördük. Bu mekanlara böyle davrananlar, ellerine imkân geçtiğinde halklara neler yapabileceğini geçmişte tecrübe ettik, o sebep ile bölge halklarının bu vahşi ve ne yapacağı belli olmayan devlet aygıtına karşı ortak mücadele alanı oluşturmaları gerekmektedir

Biz Hala Buradayız I Είμαστε Ακόμα Εδώ

“Biz sizi ne dost ne de komşu sayıyoruz. Biz sizi kardeş sayıyoruz. Dünyada Müslüman inancına sahip ve Kuran’a inanan milyonlarca insan var. Yine dünyada Hristiyan inancına sahip ve İncil’e inanan milyonlarca insan var. Ama dünyada sadece biz kemençeyi seviyor, kemençe ile oynuyor ve kemençe ile mezara gidiyoruz”(Yorgo Andreadis )

Yüzyıl önce yaşadığımız soykırım sonrası Pontos Helenleri olarak bizler uzun bir sessizliğe bürünmüştük. Sessizliğimizi neredeyse yüz yıl sonra bozabildik. Bu uzun sessizliğin temel nedenlerinden bir tanesi yaşadıkları soykırımının faili içerisinde yaşadıkları Türkiye Cumhuriyeti olmasından dolayıydı. Ermeni ve Süryani soykırımları Cumhuriyet dönemi öncesinde Osmanlı devleti döneminde gerçekleşmişti ve en nihayetinde sorumlular Osmanlı devleti ve yöneticileriydi, o yüzden bu konuda Cumhuriyet yöneticileri sıkıştıklarında sorumluluğu Osmanlı devletinin üzerine atıp sorumluluktan kurtulabiliyorlardı. Oysa Pontos’ta biz Helenlerin yaşadığı soykırım ve tehcirin sorumluları hala aktif durumdaydılar. Hatta içerisinde yaşamlarını sürdürdükleri Cumhuriyetin kurucusu ve yöneticileriydiler. Bu durumdan dolayı biz Pontoslu Helenlere hiçbir şekilde taviz veremezlerdi, taviz vermek demek içerisinde yaşadığımız Cumhuriyetin kurucularının, yöneticilerinin yargılanması anlamına gelirdi çünkü Türkiye Cumhuriyeti biz Pontoslu Helenlerin canı ve malı üzerinden yükselmişti. Bu durum 90’lı yılların sonlarına kadar böyle devam etti fakat yine baskı, otoriterleşmenin ve halklara karşı baskının yoğun olduğu dönemler geri gelse de yüzyıl önce mübadele anlaşması gereği Pontos’u terk etmek zorunda kalan Helenler ile biz geride kalan Müslümanlaştırılmış Helenler yüzyıl aradan sonra tekrar bir araya gelmeye ve birlikte çok değerli yüzleşme çalışmalarına imza attık.

Elbette bir isim var ki tüm bu ilişkilerin kurulmasında kilit öneme sahipti. Bütün yaşananlara rağmen Türk-Yunan kardeşliğine ve yüzleşmeye ömrünü vakfeden, Yunanistan’da doğmasına, Almanya’da okumasına rağmen aklı ve fikri ata toprakları olan Karadeniz’de, Pontos’ta olan, 60lı yıllardan beri Türkiye’de istenmeyen adam ilan edilinceye kadar tam 52 sefer Türkiye’ye gelen, 1991-1992 yılında, “Tamama, Pontus’un Yitik Kızı” adlı kitabı Abdi İpekçi ödülüne layık görülen, Kitabı Yeşim Ustaoğlu tarafından “Bulutları Beklerken” adıyla sinema filmine çevrilen Yorgo Andreadis’i de asla unutmamak gerekir. Andreadis soykırım yılları, tehcir ve mübadele zamanı ve sonrası yaşananları yazdığı 22 kitapla hepimize anlattı. Pontos soykırımı, tehcir ve mübadele konusunda düşmanlaştırmaya gitmeden yüzleşme çabası Müslümanlaştırılmış Pontoslu Helenler olarak hepimize ilham kaynağı olmuş, yaşadığımız zifiri karanlığı aydınlatan fener olmuştur. Yarattığı sinerji boşa değildi, onun kaldığı yerden Müslümanlaştırılmış olan biz Pontoslu Helenler olarak onun ömrüne mal olan bayrağı devraldık. İlk olarak Ömer Asan 1996 senesinde Pontos Kültürü adlı kitabı yayınladı ve yayınlandığı dönemde oldukça ses getirdi. Yine Pontos Helenizm’i konusunda araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu’nda birçok anlamlı makaleye imza atarken yine kendisinin de destek verdiği kitaplar yayınlandı. Yine Müslümanlaştırılmış bir Helen olan araştırmacı yazar Tamer Çilingir Pontos Gerçeği adlı kitabını yayınladı. Vahit Tursun Pontos Helenlerinin dili plan Pontiaka/Romeika üzerine uzun süre çalıştıktan sonra Pontiaka/Romeika-Türkçe sözlük yayınladı. Tarihçi Zeynep Türkyılmaz’da Pontos Helenizm’i konusunda çeşitli çalışmalara imza attı. Elbette Belge yayınları, Pencere yayınları ve Hayamola yayınlarını da unutmamak gerekir. Helenlere ait birçok eseri Türkçe’ye kazandıran çeviren Attila Tuygan’ı da unutmamak gerekir. Müslümanlaştırılmış Rumların yüzleşmelerinde bu yayınevlerinin ve emekçilerinin çok büyük katkıları vardır. Sonra Müslümanlaştırılmış Helenler için bir milat sayılabilecek Pontos Soykırım Ankara konferansı (2016) gerçekleştirildi. Yine çeşitli dil çalıştayları, paneller gerçekleştik. Tüm bu süreçler müzisyen ve sanatçıları da etkiledi ve Adem Ekiz, Apolas Lermi, Merve Tanrıkulu başta olmak üzere Pontiaka/ Romeika şarkılar, türküler söylenmeye başlandı. Çeşitli Sosyal medya platformlarından Pontiaka/Romeika dersler verilmeye başlandı.

Köklerimiz vatanımız olan Pontos’un ta derinliklerinde, binlerce defa biçilmemize, katliam, tehcir, soykırıma uğratılmamıza rağmen yüzyıl sonra yine köklerimiz üzerinden yeşermeye, fidan vermeye başladık. Soykırımcılar yüzyıl sonra kendi dilimizde söylediğimiz şarkılarımızı, türkülerimizi, ağıtlarımızı duymaya başladılar. Onların niyeti yüzyıl önce tüm varlığımızı bir daha vücut bulmamak üzerine yok etmekti, böylece yaptıkları soykırımdan tam olarak sonuç alacaklardı. Tam yüz yıl aradan sonra yok edildiği zannedilen, kurutulduğu düşünülen köklerimiz bizi geçmişin maneviyatıyla besleyerek bu günlere hazırladı. Evet doğrudur belki çokça yıprandık, belki büyük yaralar aldık, çok kan kaybettik ama bir yüz yılımıza mal olsa da yine ayaklarımız üzerine doğrulduk ve soykırımcılara inat biz hala buradayız ve hep de burada olmaya devam edeceğiz. Soykırımımızın 102. Yıldönümünde Türkiye devletine herhangi bir çağrıda bulunmayacağım çünkü soykırım dinamiği hala devredeyken bizim çağrılarımızı duyacaklarına inanmıyorum. Benim çağrım halklara ve halklar adına mücadele yürüten güçlere olacak. 19 Mayıs Bayram değildir, yaşadığımız soykırımın yıl dönümüdür. Dostlarımıza bu vesileyle bir kere daha sesleniyoruz soykırımcılar ile, sahte bayramlara değil acımıza ortak olun. Son olarak soykırım yıllarında kıt imkanlarına rağmen ve hayatlarını hiçe sayarak halkımızı korumak için Nebiyan’da, Santa’da ve Pontos’un diğer tüm alanlarında mücadele eden savaşan ve bu uğurda ölümsüzleşen tüm partizanlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Önce gerçekler asılır ve yok edilir derler bu anlamıyla gerçekleştirecekleri soykırım kamuoyuna taşınmasın, geleceğe aktarılmasın diye Amasya’da kurulan istiklal mahkemelerinin sahte yargılamalar ile idam edilen Pontos’un en aydınlık yüzlerini yine saygı ve minnetle anıyorum. Soykırım sürecinin tamamında katledilen 353. 000 canımızı da saygı ve minnetle anarken yaşadığımız soykırımın hesabını soruncaya ve yüzleşme sağlanıncaya kadar bir kere daha mücadele etme sözümü yineliyorum.

Kaynaklar

1) https://www.indyturk.com/node/235651/t%C3%BCrkiyeden-sesler/ii-abd%C3%BClhamitten-ittihat-ve-terakkiye%E2%80%A6-yenilgiler-tarihi-h%C4%B1zland%C4%B1r%C4%B1yor
2) Eşref Kuşçubaşı, anılarında bu top­lantıların Mayıs, Haziran ve Ağustos 1914 tarihlerinde de de­vam ettiğini söyler. Toplantılara, İttihat ve Terakki Partisinin Anadolu’daki “mutemet… değerli, fedakâr, vatansever unsurla­rı” da “birer vesile ile İstanbul’a çağrıl(arak) dahil edilmişlerdir. Önemli olan bu toplantılardan, kabineye dahil bazı zevatın bi­le malumatı olmamasıydı Cemal Kutay, Birinci Dünya… s 18’den aktaran Taner Akçam, İnsan Hakları…s 187
3) https://hyetert.org/2014/09/08/teskilat-i-mahsusa-2/?fbclid=IwAR21FQKbVbCfUR_kOyR22sVCQXCa8dzSneOTDkEKA_QQruJ1HJ8CmTD1r7g
4) https://barisicinaktivite.org/amp/pontos-rumlari-adim-adim-nasil-soykirimina-ugratildi-konstantin-fotiadis/
5) https://www.uludagsozluk.com/k/samsun-i%C3%A7in-vize-veren-ingiliz-subay%C4%B1n-ses-kayd%C4%B1/
6) http://www.mustafaarmagan.com.tr/mustafa-kemal-samsuna-kacarak-mi-gitti/
7) http://yakintarihimiz.org/paradigmanin-iflasi-doc-dr-fikret-baskaya.html
8) http://yakintarihimiz.org/paradigmanin-iflasi-doc-dr-fikret-baskaya.html
9) http://www.birikimdergisi.com/guncel-yazilar/70/cagimizin-bir-baska-kahramani-topal-osman#.V_II54-LSUk
10) İfade, Mart 2021’de Pontia Naoussa Siyah Kulübü’nün uluslararası konferansında yaptığı konuşmada Sait Tsetinoglou tarafından iletildi. Kaynak: Şakir Sarıbayraktaroğlu, M. (1975). Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor. : Stanbul: Fiskobirlik.
11) https://en.wikipedia.org/wiki/Nureddin_Pasha
12) Kâzım Karabekir , İttihat ve Terakki Cemiyeti , Emre Yayınları, 1982, s. 180.
13) T.C. Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Yayınları,Türk İstiklâl Harbine Katılan Tümen ve Daha Üst Kademelerdeki Komutanların Biyografileri, s. 32.(Türkçe)
14 ) TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 204, 205
15) TBMM Gizli Celse Tutanakları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Cilt 2, 1985 Ankara, Sayfa 252-287
16) Nutuk, Cilt II, 1920-1927, Mustafa Kemal, Sayfa 612
17) İki İsyan Pontos, Koçgiri; Bir Paşa Nurettin Paşa, Prof.Dr. Mustafa Balcıoğlu, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, Haziran 2000, Sayfa 275

You may also like