BlogYazılar

Türk-İslam Masonluğu: Takke Düştü Kel Göründü

0

1963’te Komünizm ile Mücadele Derneği’nin ikinci şubesini Erzurum’da açan ekibin üyesidir. Bu dernekler ve vaazlık faaliyetleri sırasında Turgut Özal başta olmak üzere siyasetçilerle tanışır. Bu dernek zamanla İlim Yayma Cemiyeti’nin temel zeminine dönüşür. Cemiyet içinde NATO, Gladyo ve Arap istihbaratları etkinliği görülür. Fethullah Gülen bu şartlar altında komünizm ve Kürt ulusal hareketlerine karşı Türk-İslamcı çizgide tesis olmuş ve daha başından itibaren devlete hizmet ederek güçlenme ve kadrolaşma siyaseti izlemiştir. 1979 öncesi süreç Fethullah Gülen’in siyasal, inançsal, toplumsal ilişki ağlarını kurma, kasetler yoluyla vaazlık üzerinden propaganda ve kitle edinme sürecidir.

Fethullah Gülen’in siyaseten en yakın olduğu kişi Turgut Özal olmuştur. Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Necmettin Erbakan’ın sınıf arkadaşları olması vesilesiyle de siyaset dünyasıyla ilişkilerinde Turgut Özal ciddi anlamda köprü vaziyeti görmüştür. 1970’lerin sonunda kurumsallaşan Fethullah Gülen hareketi önceleri Erbakan’la kimi temasları olsa da yolun başında onu satarak Demirel ile iş yürütmüştür. Onların 12 Eylül Cuntası ile sürdürülen işbirliği, Turgut Özal’ın dostluğu ile devlet ve toplum içinde etkinliğini sürekli artırır. Özal sonrası Tansu Çiller, Bülent Ecevit, AKP kurucuları, Mehmet Ağar gibi liderlerle ilişkilenerek siyasal sürece angaje olmuşlardır. Tüm varlık sürecini ABD’nin yeşil kuşak projesine angaje olma ekseninde kurduğu için uluslararası alanda da önemli avantajlar yakaladılar. Kurduğu çıkar şebekesi ile uzun vadede elde ettikleri gücün mevcut şartlarda dağılmış olması, bu meselenin onlar cephesinde bittiği anlamına gelmez. İktidar mücadelesinde yenilgiye uğramaları, bu hedefi kaybettikleri anlamına gelmiyor.

 

Türk İslam Masonluğu Olarak Fethullahçılığın Yeşil Kuşak Misyonu

ABD başkanı Jimmy Carter’ın ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski 1977’de Yeşil Kuşak Projesi’ni geliştirdi. İslam’ı komünizme karşı bir savunma olarak kullanarak, SSCB’nin Akdeniz, Hint Okyanusu, Basra Körfezi’ne inmesine, ön ve Güney Asya’da etkinliğinin önü kesmeyi hedeflediler. SSCB’nin Afganistan işgaline karşı ABD finansal, lojistik, örgütsel anlamda siyasal İslam projesi ile Pakistan himayesinde mücahit güçler örgütlendi. Afganistan’dan dünyaya uyuşturucu ticaretini organize ederek, elde edilen gelirin SSCB’ye karşı kullanılması amaçlandı.

Türkiye’de ise Komünizmle Mücadele Dernekleri ve İlim Yayma Cemiyeti yoluyla yeşil kuşak faaliyeti yürütülmüştür. Nihal Atsız’a karşı Alparslan Türkeş’in kongreyi kazanıp Millet Partisi geleneğini yeniden şekillendirmesiyle ülkücü hareket Türkçülük ve İslamcılık faaliyetlerini Osmanlıcılık ekseninde kurmuştur. Bu dönem Kürt dindar militan genci Kürt ulusalcılığına ve komünizme karşı bu İslami vurguyla örgütlenmiştir.

Fethullah Gülen hareketi de SSCB’nin güney ve güneybatıdan kuşatılması için üretilen yeşil kuşak projesini kendisi için fırsata çevirmiş ve öncelikle Türkiye’de 70’li yıllarda gelişen devrimci mücadelenin emekçi kitlelerde etkinliğini kırmaya hizmet etmiştir. İlk büyük hizmetini dinin siyasi erkin bekasına dayanak yapılması, sistemin yeşillenerek (siyasal İslami karakter kazanarak) ayakta tutulmasına payanda olmuştur. 70’li yılların militan çatışmaları, ekonomik krizleri, Kıbrıs meselesi gibi gelişen ulusal hassasiyet damarını değerlendirip toplumun acılarına ve duyarlılıklarına İslam’ın ve dinin köklü kurumsal etkisine dayanarak yanıt geliştirilmiştir. Bu yanıt en kötü yönetime dahi biat etmeyi telkin eden ve memlekette huzurun başka yolla tesis edilemeyeceğini aşılayan bir niteliktedir. Ardı sıra gelişen Doğu Bloku’nun çöküşüyle gerek ABD’nin gerekse Türk işbirlikçi tekelci burjuvazisinin sömürgeci politikalarının sosyal, ekonomik, siyasal ayağının tesisine ve istihbarat faaliyetlerine yönelip eski SSCB ve Doğu Bloku üyesi ülkelerde faaliyetlere yoğunlaşmıştır. Bu nedenle de Türk hâkim sınıflarının 28 Şubat’ta dâhi vazgeçemediği bir teşkilat halini almıştır. Özellikle sisteme hizmet etmedeki teslimiyet dili onların kullanılabilirliğine dair egemenlere güven vermiştir. Her örgütlenme ve tekelleşme gibi bu şebeke de kendi güçlerini kendine hizmet etme merkezinden hareket ettirip, AKP sürecinin inşasında yer almış ve ittifak parçası olarak sürece dahil olmuştur. Bir kesim Kemalist için 2000’e kadar siyasal İslam’ın modernize ve ulusal damarı açısından ihtiyaç ve yararlı bir cemaat olarak görülmüştür. Diğer bir kesim ulusalcı Kemalist daha erken dönemlerde tehlikenin farkına varıp siyasal İslam modernizasyonunun ve faaliyetlerinin ABD’nin casusluk şebekesine döndüğünü görmüştür. Bu ulusalcı kliğe göre, Truva atı olarak işlev gören bu grubun iktidarı içerden bürokraside yuvalanma ile ele geçiren bu yapı en büyük iç tehditte dönüşmüştür.

Fethullahçı hareket; medya, eğitim, dershane, hastane, ticari işletmelerle dünya genelinde örgütlenmektedir. Girdikleri ülkelerin birçoğunda konsolosluklar ve büyükelçilikler bu çeteden sonra girip etkili olmuştur. Bu masonik çetenin eğitim, sağlık, ticaret alanındaki etkinlikleri Türkiye’nin siyasal ve ticari etkinliğini artırmış, diplomasisini güçlendirmiş, yeni pazar alanlarını Türk burjuvazisine açmıştır. Bu diplomatik ağdan faydalanmanın karşılığında hem devlet hem sermaye grupları seve seve fedakarlıklar ve katkılar sunarak bu çeteyi beslemiş, ilişkilenmiştir. Günümüzdeki aktif ticari diplomaside bu grubun ciddi emekleri vardır.

Sızıntı dergisinin 1979’da yayın hayatına girmesiyle başlayıp, cunta sonrası Temmuz 1988’den itibaren çıkan Yeni Ümit dergisinden günümüze kadar çok sayıda gazete, TV, radyo, dergi, internet siteleri, kasetler yoluyla doğrudan yayınlar yapmaktadır. Bu yayınların bir kısmı doğrudan cemaatle bağlantısı bilinen yayınlar iken, bir kısmının bağlantısı bilinmemektedir. Ayrıca kendi organizasyonlarının dışındaki medya kurumlarında da yuvalanmaktadırlar.

Türkiye’de 1986’de Zaman, 2007’de Today’s Zaman, Azerbaycan’da 1994’de Zaman Azerbaycan, Romanya’da 1993’de Zaman Romanya, Bulgaristan’da 1993’de Zaman Bulgaristan, Belçika’da 2012’de Flamanca Zaman Vandaag, Belçika-Hollanda-Lüksemburg üçlüsünde 2007’de Zaman Benelux, Avusturya’da 2007’de Zaman Avusturya, Kazakistan’da 2009’da Zaman Kazakistan, Kırgızistan’da 2009’da Zaman Kırgızistan, Makedonya’da 2009’da Zaman Makedonya, Türkmenistan’da 2009’da Zaman Türkmenistan yayınlanmaya başladı ve 2016’da kapatıldılar. Farklı isimlerle yollarına devam eden basın faaliyetleri hala oldukça yaygın olarak varlığını sürdürmektedir. 1994’den günümüze hala Zaman Amerika ve Zaman Avrupa yayın hayatına devam etmektedir.

Zaman gazetesi ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Azerbaycan, Nahcivan, Gürcistan, Başkurdistan, Bulgaristan, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, Birleşik Krallık, İspanya, İsviçre, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs, Makedonya, Ukrayna, Moldova, Moğolistan, Rusya, Romanya, Tataristan, Tacikistan ve Türkmenistan’da da bu ülkelerin dillerinde yayınlanmıştır. Bir kısmı kapatılsa da diğerleri yayınlara devam etmektedir. Samanyolu ise Amerika, Afrika, Avrupa’da çeşitli biçimlerde TV hayatına devam etmektedir.

Girdiği ülkelerde eğitim kurumlarıyla genç çocukların eğitim sürecinde yuvalanan bu çete tarafından çok sayıda genç insan devşirilmiştir. Bu gençler mezuniyetinin ardından iktisadi, siyasi kapıların önlerinde açılması ve devlet kurumlarında yuvalanma stratejisi ile Türkiye’deki gibi değerlendirilmiştir. Ayrıca iş insanları üzerinden yapılan yatırımlarla bu ülkelerde ciddi ekonomik ilişkiler geliştirilip, ekonomik güçle siyasi güçler süreçlerine dahil edilmektedir. Azerbaycan, Kırgızistan ve Kazakistan başta olmak üzere eski Sovyet ülkelerindeki Müslümanlar içinde ciddi örgütsel güçler elde edilip devletlerde önemli pozisyonları ele geçirdiler. Fethullahçı çetenin Rusya’daki örgütlenmesi Putin döneminde tasfiye edilmeye başlanmıştır. Fakat hala etkili bir güç olarak varlığını çeşitli şekillerde sürdürmektedir.

2008’de hareketin Hollanda’daki aktivitelerini incelenmiş, Gülen okullarının entegrasyon karşıtı davranışları teşvik ettiği gerekçesiyle fon desteğini azaltmıştır. Rusya’da Gülen hareketine bağlı okullar, pan-İslamist, pan-Türkist propaganda ve casusluk yaptığı gerekçesiyle kapatılmıştır.

Türk Sanayici ve İş Adamları Beynelhalk Cemiyeti de (TÜSİAB) Azerbaycan’da çok sayıda yatırımda bulunmuştur. Azerbaycan Samanyolu (sonraki adı Hazar TV), Zaman Azerbaycan gazetesi, ANS adlı TV kanalı da uzun dönem kullanılmış ve yakın tarihte kapatılmıştır. Azerbaycan’da 28 özel okul ve Kafkas Üniversitesi üzerinden uzun bir süre kadrolaşılmıştır. 1993’ten bu yana Kafkas Üniversitesi’nden mezun olan çok sayıda Azerbaycanlı devlet kadrolarına yerleşmiştir.

Kazak-Türk Eğitim Vakfı’na (KATEV) bağlı 33 okul bulunmaktaydı. Kazakistan’da 1993’ten bu yana yapılanan masonik cemaat, 1997’de Kazak-Türk Eğitim Vakfı (KATEV) çatısı altında toplandı. KATEV bünyesinde 29 lise, 1 kolej, 1 ilkokul, 1 ortaokulu ve Süleyman Demirel Üniversitesi yapılandı.

Kırgızistan’ın eski Diyanet İşleri Başkanı Çubak Kajı Jalilov, cemaatin önemli üyelerinden biridir. Kırgızistan’da medya yapılanmasında Zaman gazetesi ile Maral FM medya üzerinden örgütlenme ve manipülasyon yapılıyordu. Kırgız Türk İş Adamları Derneği (KİTİAD) Fethullahçı iş insanlarından oluşuyor. Masonik çete Kırgızistan’da Genç İş Adamları Derneği (JİA) adı altında da örgütlenmektedir. Kırgızistan’da bilinen 50 civarında okulu bulunmaktadır. Sebat okulları olarak bilinmektedirler. Ayrıca yerel masonik çete mensupları arasında gidilen özel örgütlenmelerle de iz kaybettirmektedir. Kutbilim okul müdürü, öğretmenler ve öğrenciler Kırgızlardan oluşuyor. Atatürk-Alatoo Üniversitesi oldukça faaldir.

Eski Sovyet ülkelerinde Rusya başta olmak üzere takibatlar ve engellemelere rağmen üç yüzden fazla okul, beş yüz civarı yurt, yüzlerce şirket, onlarca vakıf ve dernekle oldukça güçlüdür. Dünyada üç bin civarı okul, yüz civarı vakıf, binlerce büyük çaplı şirket, basın yayın kuruluşları ile küresel bir imparatorluğa dönüşmüştür. Türkiye’de eğitim gören eski SSCB üyesi ülkeleri başta olmak üzere yabancı uyruklu epey öğrenci Türkiye’den örgütlenmiştir.

Afrika’da yapılan örgütlenmeler ile geri bırakılmış ülkelerin eğitim sistemlerindeki geriliği avantaja çevirip gelecek nesillerinin düşünce dünyasında etkili olma, eğitim yoluyla şekillendirme, kadrolaşma ve yuvalanma stratejisi üzerinden ciddi olanaklar elde edilmiştir. Hastaneler, okullar, vakıflar, yatırımlar yoluyla bu ülkelerin siyasal ve bürokratik güçleri ile sağlam bağlar kurmuşlardır. Afrika’da Türkiye’nin baskısı ile 100 civarı okula el konulup Türkiye’ye teslim edildi. Buna rağmen Afrika genelinde bu çete hala Türkiye devletinden daha etkilidir.

Avrupa’da göçmenler ve güney doğu Avrupa’da Müslüman yerli halk içerisinde de ciddi örgütlenmeler söz konusudur. Gülen hareketinin bu küresel gücü hesaba katıldığında salt Türkiye’deki güçlerin ezilmesi ve birtakım ülkelerdeki mallarına el konulması yeterli değildir.

Gülen hareketinin örgütlenmesinin gizli boyutları hesaba katıldığında birçok insanın bağları gizli bir zeminde yürümekte ve hareket tam olarak bilinemeyen bir yığın ilişki içinde varlığını sürdürmektedir. Bu hareketin insanların en hassas noktasına temas etmesi yani mülkiyet duygularına yanıt olması hareketin başarısının sırrıdır. Eğitim, örgütlenme ve maddi olanaklar önlerindeki her kapıyı açmaktadır. Ama bir de paranın bir sözü, yasası vardır. Gerçekte kimse paraya sahip olamaz. Para kimin cebine girerse onu satan alır ve o kişiyi kendine ait kılıp, mülkiyetin ruhuyla fetheder. Bu da Gülen hareketinin en büyük zafiyetidir. İnsanlara kapı açabildiği, daha kârlı ticari ilişki avantajları sunabildiği sürece ihtiyaçlara yanıt olabileceklerdir. Fakat tekelleşen her üye parayı cemaat adına işlemekten sıkılıp zimmetteki para üzerinde kendi tasarrufuna ermeyi nihai olarak isteyecektir. Para onları buna çağırmaktadır.

Çıkar Şebekesinde Dağılmalar Geleceğin İşaret Fişeği Midir?

Fettah Tamince, Hüseyin Gülerce gibi bir yığın Fethullahçı kritik dönemlerde ulusalcı duygular, korunmak istenen statüko ve nemalanma anlayışı ile saf değiştirdi. Uzun vadede Türk hâkim sınıfı ile Fethullahçılar arası çelişki nereye evirilecektir? Peki, Fethullah Gülen’in bu örgüt üzerindeki imajının birleştiriciliği Gülen öldüğünde ne olacak? Fethullah Gülen olmadığında cemaati birleştirebilecek, ayakta tutabilecek bir dinamik var mı? Gülen’in imajı öldükten sonra da etkisini ne kadar koruyabilir? Kanımızca, Fethullahçı hareket dini bir hareketten ziyade ticari bir çıkar ağı, siyasi ve bürokratik bir şebekenin kolektif çıkarlar ekseninde işlemesi üzerinden değerlendirilmelidir. Hareket bir yanıyla CIA ve MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin işbirlikçisi iken, öte yandan kendi başına bir hegemonya ve çıkar ağıdır. Bu ağ Türk-İslam sentezcilerinin dünyanın dört bir yanında örgütlenmiş ve yerel güçler üzerinden geri ülkelerde ekonomik, siyasi, bürokratik alanda yuvalanan bir organizasyondur. Masonluğun Müslüman versiyonudur. Hareketin içsel yapısına çok vakıf olamamakla beraber önümüzde iki ihtimal durmaktadır. Ya yeni bir karizmatik veya gizli lider altında varlığını sürdürebilecekler ya da bölünerek aralarındaki ilişkiyi Gülensiz sürdürmenin krizine düşeceklerdir. Gülensiz örgütlenmenin onların uluslararası örgütlenmesinde merkeziyeti kaybetmelerini getirebileceği gibi kendilerini sürdürmeleri de mümkündür. Biz iki durum üzerinde duralım.

Merkezlerini korumaları durumunda muhtemelen daha misyonik ve koordinasyon özellikli bir merkez oluşacak ve daha fazla yerelleşen ağlar arasında koordinasyona indirgenen merkezi yapı evrensel gücünü artıracaktır. Bu durumda Fethullahçı hareket evrensel örgütlülük düzeyi sayesinde dünyadaki iktisadi, siyasi, bürokratik örgütlerini güçlendirecek ve uzun vadede Türkiye’de faaliyetlerini yeniden normalleştirecek ve klik savaşının etkili bir kanadına dönüşecektir. Afrika’da, Balkanlarda, Orta Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da bu örgütün çok ciddi yapılanmaları vardır. Dünyanın kalanında da şu ya da bu düzeyde örgütlüler. Özellikle geri bıraktırılmış ülkelerde verdikleri eğitimin o ülkelerin kalitesinin üstünde oluşu, üyelerine sundukları iktisadi, siyasi, bürokratik avantajlar ve statüsü gelişen üyelere evrensel ilişkiler sunmaları bu hareketin gücünü artıracak faktörlerdir. Hareketin misyonunu güçlendirecek önemli hedeflerinden biri ülkelerdeki idareyi ele geçirmedir. Çıkış ülkesi Türkiye’nin manevi olarak stratejinin merkezine yerleşmesi, Fethullah Gülen sonrasında da bu hareketin etkisinin süreceğine dair bariz bir gerçekliktir. Bu durumda AKP başta olmak üzere hâkim sınıfın klikleri arası dalaş sürdükçe Fethullahçıların bir süre pasifte durması onların avantajınadır. Bu sayede yıpranan imajları unutulacak, yaraları sarılacak ve hâkim sınıfın öteki klikleri arasındaki dalaş esnasında imajlarını kurtarıp, daha fazla yıpranan kliklere karşı kendilerini kurtarıcı olarak sunmaya çalışacaklardır.

Peki Fethullah Gülen’in yokluğu bu hareketin liderlik çatışmalarını geliştirip, iç meselelerini temel gündemlerine çevirirse ne olur? Beklediğimiz esas durum bu ihtimaldir. Muhtemelen liderlik ve güç kavgaları gelişecek, örgütün sermayesini elinde tutan her iş insanı sermayesini kendi tekeline geçirme eğilimlerine girecektir. Ayrıca bu gruplaşma ve dağılma atmosferinde kimi kişi ve gruplarda, Türkiye ile ilişkilenip örgütsel bağdan kurtulan ve AKP ile barışma ve sürece katılma eğilimleri de gelişecektir. Fettah Tamince gibileri bu sürecin örgütlenmesindeki köprü işlevini göreceklerdir.

Tayyip Erdoğan’ın olmadığı bir durumda Fethullah Gülen Türkiye’de pozisyonunu kurtarabilir mi? İkisinin de yaşını göz önünde bulundurulduğunda bu ihtimal de vardır. Bu durumda belirli anlamda güçler dengesinde yer alabilmeleri ve toplumsal barış çerçevesinde afla sürece dahil olmaları olasılık olarak vardır. Fakat esas durum aksi yönde gelişime dair işaretler vermektedir. Darbeci imajı oldukça yerleşmiştir. Toplumda esas güvensizlik AKP ve MHP çizgisinden ziyade Kemalistler, Kürt siyasi hareketi ve devrimci hareketin tabanında mevcuttur. Devlet içindeki kadrolaşmaya duyulan öfke de bu grubu yıpratmıştır. Bu nedenle diğer kliklerin imajı bu gruptan daha iyi olduğu bir durumda bu klikle ittifak yapılması eğilimi pek muhtemel değildir. Bu nedenle bu grubun zayıf bir Erdoğan iktidarının yıpranmışlığına hala ciddi manada ihtiyacı vardır. AKP tabanındaki dindar kitle şayet AKP sürece yanıt veremezse siyasal İslam alanında Fethullahçı yanıta açık hale gelebilir. Onlar arasındaki çatışmanın mahiyeti bir iktidar çatışmasıdır. Siyasal İslamcılar içinde Fethullahçıların tekrar etkinlik sağlaması ideolojik, kültürel ve örgütsel zeminde mümkündür.

Bizim esas yön olarak gördüğümüz ihtimal bu grubun ABD’deki yerleşim ağı ve evrensel örgütlülüğü küresel esnek bir koordinasyon ağına bağlı ademi merkezi teşkilatlarla bir süre daha Müslüman mason teşkilatı olarak varlığını sürdüreceği yönündedir. Bu nedenle de halkımıza yönelik tehditleri uzun vadede sürecektir. Geçen süreç içinde yapılanmaları evrensel anlamda ekonomik ve siyasi güçlerini artıracaktır. Buna karşı en doğru tavır, ülke içinde bu hareketin gerçek yüzünü süreç içinde gerektiğince insanlara hatırlatmaktır. Aksi takdirde yaşananların tarihi hafızadan silinmesi bu yapının uzun vadede yaratacağı tehdide karşı bizi zayıflatacaktır. Bu hareket muhtemelen masonluk tarzı özelliklerini geliştirerek süreci sürdürebilecektir.

Sonuç olarak, gelişen bilimin getirdiği dünya görüşünde her nesilde değişen yaklaşım ve gelenek bağıdır. Tarihsel dayanağı siyasal İslam olan bu tip yapıların geleceğin dünyasında varlıklarını sürdürmesi çok muhtemel değildir. Sabırlıca verilecek bir mücadele karşısında bu tip hareketler tamamen çağdışı olarak ifşa olacaklardır.

 -H. K. Zachariadis

You may also like