KolektiftenYazılar

Türk Egemenlik Sisteminin Ulemacı-Devşirmeci Eğitim Sistemine Karşı İnanç Özgürlüğünü ve Özgürleştirici Eğitimi Savunalım!

0

Eğitim, tarihin her döneminde egemenlerin ekonomik ve kültürel ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde dizayn edilmiştir. Hem egemen sınıfların ekonomik çıkarlarına hizmet edecek sektör ve mesleklere göre eğitim politikaları belirlenir, hem de egemenlerin kültürel çıkarlarına hizmet edecek insan tipini yaratabileceği biçimde bir kültür inşasına yönelik içeriklerle öğrenciler yetiştirilir.

Kapitalist sistemde de eğitim, esas olarak egemen burjuva sınıfın çıkarlarına göre dizayn edilir. Her ülkenin, coğrafyanın burjuvazisinin karakteri ve inşa ettiği egemen kültürün kendi özgünlükleri olmasına karşın, burjuvazinin karakteri patriyarkal, heteronormatif, insan merkezci, ırkçı, mülkiyetçi, sömürgeci ve fetişist özellikleri içinde barındırır. Eğitimi de bu kültürel kodlara göre dizayn eder ve ihtiyaç duyduğu insan tipini bu kültür ile inşa eder.

Türk egemenleri de bu genel özellikleri karakterinde barındırmakla birlikte, Türk-İslam sentezine dayalı milliyetçi-Sunnî İslamcı bir karaktere sahiptir. Hele ki son dönemlerde siyasal iktidar eliyle İslamcı karakteri daha ağır basmaktadır. Bu siyasal iktidarın karakteri, esas olarak Türk-Sunnî/İslam sentezli faşist, sömürgeci, patriyarkal, insan merkezci kültürel kodlardan oluşmaktadır. Türk egemenlik sisteminin içindeki diğer kliklere nazaran İslami yönü daha ön plana çıkmaktadır.

Türk egemenlik sistemi, bugün bu kültürel kodlara göre toplumu dizayn etme politikası gütmektedir. Bu anlamda Türk egemenlik sisteminin eğitim sistemi de esasta bu toplumsal dizayn politikasının bir parçası olarak Türk egemenlerinin ihtiyaçlarına hizmet eder. Bir yandan egemen sınıfların ihtiyaç duyduğu sektörlere yönelik çalışan yetiştirirken, öte yandan egemenlerin belirlediği kültürel kodlarla öğrencileri yetiştirir. Bu kültürel kodlar sömürgeciliği, ırkçılığı, cinsiyetçiliği, homofobiyi, emek sömürüsünü, insan merkezciliği meşrulaştırırken; ezilen ulus, milliyet, cinsiyet ve inanç kategorilerine yönelik şiddeti akılsallaştırır ve teşvik eder. Burjuva Faşist bir Türk-İslam sentezine dayalı kültürü norm olarak örgütler ve dayatır.

Geçtiğimiz günlerde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı yeni dini eğitim planlarının raporları açığa çıktı. Bu raporlarda 4-6 yaş arasındaki çocuklara zorunlu, ilkokuldan üniversite çağına kadar olan çocuk ve gençlere yönelik ayrı ayrı yaş kategorilerinde ‘’ihtiyaca yönelik’’ Kur’an kurslarının açılmasının ve yaygınlaştırılmasının planlandığı anlaşıldı. Bu plan için kampüslerden yurtlara, hastanelerden hapishanelere kadar birçok devlet binasının kullanılması planlanıyor.

Türk egemenleri, Burjuva-Faşist Türk-İslam sentezine dayalı oluşturduğu kültürel kodları bir norm olarak Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan toplumsal kesimlere dayatır. Diyanet İşleri Başkanlığı, egemenlerin hem toplumu bu kültürel kodlara göre dizayn etme hem de egemenlere Sunnî-Müslüman kesim üzerinde meşruluk sağlama aracı olarak kurulmuştur ve buna göre yapılandırılıp faaliyetleri sürdürülür. Dolayısı ile bu plan esasında egemenlerin toplumu Sunnî-İslam esaslarına göre dizayn etme üzerine kurulu toplumsal mühendislik faaliyetlerinin yalnızca bir parçasıdır.

Egemenlerin aracı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, kurulduğundan beri ezilen inanç kategorilerine yönelik baskı ve toplumsal linç politikalarına gerek fetva ve vaazları ile kısa vadeli, gerekse eğitim müfredatında kullandığı dil ve ifadelerle eğitim sürecinde uzun vadeli olarak egemenler adına yön vermiştir. Örnek verecek olursak birkaç yılda bir mutlaka Diyanetin bir fetvasında veya okullar için basılan din dersi kitaplarında ezilen inançlara ve özellikle Alevilere yönelik ötekileştirici, saldırgan dil kullandığına dair haberlere rastlarız. Bunlar tesadüfi değil aksine ezilen bir inanç olarak Aleviliğin yüzyıllardan bugüne egemenlerle yaşadığı ezen-ezilen inanç çelişkisinden dolayı devrimci bir damara sahip olmasından ötürü egemenlerin Alevi toplumunu sindirme ve toplumsal yaşam dışına itme politikasının ikasının birer örnekleridir.

Buna ek olarak diyanet kurumu, esas olarak müftülerin, ilahiyatçıların ve tarikat mensuplarının bir kesiminin ana toplamını oluşturduğu bir kurumdur. Öyle ki bu toplam bir yandan diyanete yapılan ödenekler üzerinden maddi olarak palazlandırılmış, bir yandan da diyanetin sistem içerisindeki yeri de güçlendirilerek esasta bu toplam devlet içerisinde önemli bir konuma getirilmiştir. Bu yönüyle diyanet kurumuna hâkim bu yapı, Osmanlı’daki ulema sınıfı gibi adeta devlet içerisinde bir sınıf haline gelecek kadar güçlenmiştir.

Özet olarak Diyanet, egemenlerin kültürel anlamda toplumu dizayn aracı, ezilen inanç kategorilerinin ise sırtında bir kırbaçtır.
Yukarda bahsedilen söz konusu plan ise, eğitim sisteminde zorunlu dini eğitim uygulamasına ek olarak toplumu baştan başa dini eğitimle yeniden dizayn etme ve ezilen inançları zorla kültürlemeye yönelik kapsamlı bir plandır. Öyle ki plan hapishanelerden toplumsal yaşama karışacak mahkûmdan, lise veya üniversite çağındaki öğrencilere, ilkokul ortaokul çağındaki çocuklara kadar çok geniş bir kesimi hedeflemektedir. Genel anlamda yeni gelen kuşağı hedef almakla beraber, hapishanelere ve hastanelere yönelik hedefleriyle de orta yaş kesimini de elden bırakmamaya özen göstermektedir.

4-6 yaş arasındaki çocuklara yönelik zorunlu Kur’an dersi, ailelerin din ve vicdan özgürlüğünü gasp etmektedir. Ayrıca bu uygulama bize Osmanlı’da uygulanan devşirme sistemini hatırlatmaktadır. Geçmişte gayrimüslim/gayrisunnî ailelerin ellerinden çocuklarının zorla devşirilip alınarak çocuk yaştan itibaren dini eğitime tabi tutulup beyninin yıkandığı ve ihtiyaç duyulan devlet kademesi veya iş alanı neyse ona göre yetiştirilip devlet adamı yapıldığı bu sistemle gayrisunnî /gayrimüslim ailelerin çocukları kendi ailelerine, toplumlarına yabancılaşır, zararlı olarak görülen bu insanların zeki olarak görülen çocukları da bu şekilde ‘’zararsız’’ hale getirilmiş olurdu. Detaylarda farklılık gösterse dahi esas anlayışın farklı olmadığı bu örnekte görüldüğü üzere açıktır. Günümüzün ulemalarının oluşturduğu bir yapıdan aksi beklenmemelidir.

Bir çocuk, resmi olarak 18 yaşında, toplumsal kabul olarak ise genellikle 16-17 yaşlarından itibaren erişkin görülmeye başlanır. Erişkinlik, bir kişinin birey bilincine ve iradeye sahip olması halini ifade eder. Yani erişkin olmayan insan henüz tam anlamı ile irade sahibi bir insan değildir. Bu anlamda henüz erişkin olmamış bir insana, yani bir çocuğa yönelik dini- ideolojik kurs-eğitim vs. tarzı bir faaliyet, esasında bir istismardır. Dolayısıyla bu plan, egemenlerin ataerkil karakterine uygun olarak istismarcı özelliğinin bir yansımasıdır.
Üniversiteler ve liseler de bu anlamda Türk egemenlerinin bu kültürel kodları örgütlediği bir alandır. Bu amaca uygun olarak diyanet kurumu üzerinden bugün bu planla kampüslerde, lise ve üniversite yurtlarında Türk-İslam sentezli kültürel kodların İslami ayağının yeniden ve daha derinden inşası için tasarlanmıştır.

Bu plan; patriyarkal, insan merkezci, sömürgeci faşist Türk devletinin ve egemen kültürel kodlarının Sunnî-İslam ayağının Ulema ve devşirmeci mantıkla toplumsal yaşamda yeniden ve daha kapsamlı bir şekilde örgütlenmesi için Türk egemenleri tarafından tasarlanmıştır. Nitelik olarak küçük çaplı bir toplumsal mühendislik projesidir.
Özet olarak bu tarz plan ve uygulamalar Türk egemenlik sisteminin ürünüdür. Bu egemenlik sistemi bütün ezilen toplumsal kategorilerin varoluş alanlarını istismar etmekte ve kültürünü dayatmaktadır. Bunu liseli ve üniversiteli öğrencilere yönelik olarak eğitim kurumlarında da gerçekleştirmektedir.

Bu dayatmalara karşı nihai çözüm komünal bir dünyanın kurulmasından, komünal bir yaşamın inşasından ve komünal eğitimden geçer. Dolayısıyla mücadelemiz komünal bir yaşam mücadelesidir.

Biliyoruz ki, sistemin bugünden yarına köklü değişimi kısa vadede olanak dahilinde değildir. Fakat bu, savunduğumuz yaşam biçimini ve buna bağlı olarak savunduğumuz eğitim anlayışını bugün, verili anda inşa etme mücadelesine girişmemizin önünde bir engel değildir. Komünal yaşam-komünal eğitim mücadelesinin bir parçası olarak, eğitim kurumlarını özerk-demokratik hale getirmek için sürdürdüğümüz mücadele ve bununla birlikte eşit-parasız-bilimsel-anadile-özgürleştirici ve erişilebilir eğitim mücadelemiz, nihai hedefimize giden yolda önemli bir adımdır. Öte yandan ezilen inanç kategorilerinin, inanç özgürlüğü mücadelesinin bir parçası olarak istismarcı-devşirmeci Diyanet kurumunun kaldırılması için verdiği mücadelede aktif olarak yer almak, dayanışma içerisinde olmak öncelikli görevlerimizdendir.
Türk egemenlik sisteminin bugün Ulema mantığı ile dizayn ettiği egemen eğitim sistemine karşı diyoruz ki;

Özgürleştirici Eğitim için BAŞKALDIR!
Ezilen inanç kategorilerine yönelik baskı ve zulme BAŞKALDIR!
Başka bir yaşam ve eğitim mümkün!
Kapitalizme, Patriyarkaya, İkili Cinsiyet Rejimine, Irkçılığa Ve İnsan Merkezciliğe BAŞKALDIR!
Sisteme karşı ÖRGÜTLEN! BAŞKALDIR!

-Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like