BAŞKALDIR!Yazılar

Sınırsız Bir Dünya Mümkün!

0

Göç, insanlık tarihinin en eski olgularından birisidir. İnsanların Afrika Kıtası’ndan diğer kıtalara yayılması, “Homo Erectus” olarak bilinen insan türünün göç hareketlerine dek uzanır. Neandarthal ve Homo Sapiens insanın da tarihte gerçekleştirdiği göçler bilinir. Günümüzde göç ve göçmenlik olgusu, tarihsel bağlamından koparılarak kapitalist/emperyalist sistemde; ırkçılık, faşizm ve ötekileştirme politikaları bağlamına oturdu.

Sınıflı toplumsal sistemlerle birlikte dünya, sınırlara ve sınıflara bölündü. Bu yanıyla yer yüzünde, bir yerden başka bir yere göçmek, artık olağan bir durum olarak algılanmıyordu. Roma imparatorluğu, sınırlarına dayanan kavimleri barbar olarak görüyordu. Bu bilenen tarihsel bir olgudur. Kapitalist sistemin üzerinde yükseldiği “ulusçuluk-milliyetçilik” anlayışı; göç ve göçmenlik olgusunun algılanış biçimindeki bağlamın değişmesinde, en etkili argüman olarak görünüyor. Bugün, kapitalist/ emperyalist dünyanın her yerinde sömürü, tahakküm ve ötekileştirme siyasetinin bir aracına indirgeniyor. Göç sürecinin başlamasıyla birlikte göçmenler, çok tehlikeli bir yolculuğa başlarlar. Kaçak olarak sınırları geçmek zorunda kalan göçmenler; insan kaçakçıları, devletlerin kolluk güçleri, gidecekleri ülkelerdeki “yerli” toplumun ve siyasetçilerin tehlikeli fiziki, aynı zamanda siyasal saldırıları içerisinde yaşamda kalma savaşı verirler. Bütün bu tehlikeli yolculuğu aşarak yaşamda kalan göçmenler, gittikleri ülkenin siyasal ve toplumsal sürecine dahil olmak isterler. Bu süreç içerisinde göçmeler, gittikleri ülkenin siyasal ve kültürel anlayışı noktasında çeşitli politikalarla karşılaşırlar. Göçmenlere, her ülkenin kendisine has özelliklerine göre, farklı politikalar uygulanır. Bunlar; zorla kültürleme, asimilasyon ve entegrasyon politikalarıdır. Bu noktada göçmenler, kendi kimliklerini ve kültürlerini koruma ya da gidilen ülkedeki toplumsal yapıya entegre olma ikilemiyle karşı karşıya kalırlar. Göçmen bireyler, kendi kimliklerini ve kültürlerini koruma veya kaybetme ilişkisi içerisinde derin bir kültürel sıkışma hali yaşarlar. Gittikleri ülkenin toplumsal sistemine ve kültürüne entegre olmaya çalışan bireyler, “yabancı” olarak görüldüklerinden “yerli” toplumun ve bireyin dışlamasıyla karşılaşırlar.

Egemen sınıflar; bir yandan göçmenlerin emeğini piyasa koşullarının altında sömürerek karlarına kar eklerken, öte yandan kendi ülkelerindeki yoksulluğun nedeni olarak göçmenleri gösterirler. “Yabancı” ve “yerli” ayrımına dayalı anlayış devreye girer. Bu aşamada “yerli” olan toplum “yabancı” olan göçmenleri düşman olarak görmeye başlar. Ezilen sınıflara mensup insanlar, “yerli-yabancı” algılayışı noktasında karşı karşıya gelirler. Bu algılayış içerinde “yerli” olanlar, yoksulluklarının asıl sebebinin kapitalist/emperyalist sistem olduğunu düşünmezler. Bununla birlikte kendi yoksulluklarının sorumlusu olarak “yabancı”ları, yani göçmenleri görürler. Göçmelere yönelik ırkçılık ve nefret siyaseti, egemen sınıflar için bu yanıyla son derce kullanışlı ve etkili bir silahtır. Egemen sınıflar aynı zamanda göçmenleri, dış politikada rakip devletlere karşı siyasal koz olarak kullanırlar. Sınırların açılıp göçmenlerin diğer ülkelere gönderilmesi argümanı kullanılarak, rakip ülkelerden ekonomik ve siyasi tavizler koparılır. Göçmenler; bu yanıyla iç ve dış politikada, sistemin kirli siyaset ve pazarlıklarına alet edilen araçlara indirgenirler.
Dünyada yaşanan savaşlar, yoksulluk ve çelişkiler sebebiyle, yeni bir yaşam ümit ederek yollara düşen göçmenler; aynı zamanda, onlardan önce diğer ülkelere giden göçmenlerin de hedefi haline gelirler. Sisteme entegre olmuş ve tutunmayı başarmış eski göçmenler, yeni gelen göçmenleri kendilerine ve çıkarlarına tehdit olarak algılarlar. Toplumsal dışlanma nedeniyle, daha önce göçen bazı göçmenlerse, sıkışma halinin yarattığı bu “cehennem”den çıkmaya çalışırlar. Yeni göçmenlerin “cennet” umudu olan mekanlar, eskilerin kaçmaya çalıştığı “cehennem”e dönüşür.
Göçmenler, gittikleri ülkelerde büyük oranda “mültecilik” hukukundan bile yararlanamazlar. Vatandaşlık ve oturum hakları olmadığı için kapitalist piyasanın ucuz iş gücünü oluşturlar. Eğitim kurumlarında “yerli” bir öğrencinin haklarına sahip değillerdir. Aynı zamanda, bütün toplumsal yaşamda olduğu gibi eğitim kurumlarında da ayrımcı siyasete maruz bırakılırlar. Sağlık ve barınma gibi temel insani haklardan yoksun bırakılırlar. Yaşamları güvencesiz olduğu gibi, sürekli hayatta kalıp kalmamaya dönük ikilem içinde geçer. Toplumsal dışlanma haliyle derin bir sıkışma ve kimlik bulanımı yaşayan göçmenler, fundamantelist örgütlerin potansiyel hedef kitlesi haline gelirler.
Dışlanan ve topluma kabul edilmeyen göçmen bireyler, sisteme karşı öfke duymaya başlar. Sistemin yaratmış olduğu bu gerçeklik, radikal köktenci hareketlerin göçmen bireyleri kolayca kendi saflarına çekmelerine neden olur. Göçmenler; Kaide, IŞİD, Boko Haram vb. radikal fundamentelist hareketlerin beslendikleri toplumsal kesim haline gelirler. Devrimci ve sosyalist güçlerin toplumsal mücadelede yaşadıkları handikaplar, göçmenler noktasında izlenecek doğru politik-siyasal hattın açığa çıkmasına da engel olur. Toplumsal mücadelenin bütün kategorilerinde; sağlıklı, düşünsel ve pratik siyasal mücadele hattı oluşturulmadığından, mücadele toplumsallaşmaz. Bu handikaplar tek tek toplumsal kategorilerde de görünür. Göçmenlerle ilgili doğru bir siyasal hat oluşturulmadığı için devrimci ve sosyalist güçlerin ilişkilenmesi gereken göçmenler, fundamentelist örgütlerle ilişkilenirler.
Çitlerle, tel örgülerle, fiziki ve düşünsel sınırlarla sistemin birbirlerinden “yerli-yabancı” olarak ayrıştırdığı toplumsal kesimler; aynı çıkarlara sahip ezilen sınıf ve kimliklere mensup toplumsal kesimlerdir. Göçmenler “misafir, yabancı, mülteci” değil, toplumun parçasıdır. Bize göre göçmenler, enternasyonel mücadelenin en dinamik toplumsal kesimlerindendirler. Sistemin yabancılaşma ilişkilerinin üretmiş olduğu sömürü ve tahakküm ilişkilerine karşı, dayanışmayı ve farkındalığı merkeze alarak “Başka bir dünya mümkün!” diyen siyasal bir mücadele hattı, komünal bir yaşamın olanaklarını münkün kılabilir.

Sınırsız, sınıfsız bir dünya ve yaşam mümkün!

Kapitalist/emperyalist sistemin sömürü ve tahakküm ilişkilerine karşı BAŞKALDIR!

Irkçılığa, faşizme ve göçmen düşmanlığına karşı BAŞKALDIR!

-Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like