BAŞKALDIR!Yazılar

Patriyarkaya BAŞKALDIR!

0

Patriyarka, erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olduğu, kadınları ezdiği ve sömürdüğü toplumsal yapılar sistemi olarak tanımlanır. Patriyarka altı yapının bileşiminden oluşur: Patriyarkal üretim tarzı, ücretli emek, devlet, erkek şiddeti, cinsellik ve kültürel yapıdaki patriyarkal ilişkiler.

Bu kategoriler incelendiğinde, hiçbir toplumsal yapının patriyarkadan bağımsız olmadığı görülür. Erkek egemen sistem; ev içinde, ekonomide, politikada, toplumsal yaşamda ve insanın bulunduğu her alanda kendini hissettirir. Kadınlar, ev içinde üreten sınıf konumundayken; erkekler ise el koyan sınıf konumundadır. Ücretli çalışmadaki patriyarkal yapıda, kadınlar daha iyi işlerden dışlanırken; kalifiye olmayan kötü işlere mahkum edilirler. Bu durum patriyarkanın kapitalizm ile ilişkisi çerçevesinde açıklanabilir. Patriyarka ve kapitalizm arasında bir uyumdan bahsedildiği gibi aynı zamanda bir gerilim de söz konusudur. Sermaye; kadınlara daha düşük ücret ödeyerek, erkeklerin eşleri üzerindeki denetim hakkını arttırır. Bu patriyarka ve kapitalizm arasındaki uyum ile ilgilidir. Gerilim ise; iki egemen grubun çıkarlarının çatışması durumu ile açıklanabilir. Kadınlar sermaye için çalışıyorsa, kocaları için çalışmaya daha az vakit ayırırlar. Bu durumda gerilimi arttırır. Tarihsel olarak örneklendirmek gerekirse; ikinci dünya savaşı sırasında, kadınların cephane fabrikalarında çalıştırılması sırasında ortaya çıkan gerilimin bastırılması için, savaş sonrası kadınların işten çıkarılacağına yönelik bir güvence verilmiştir.

Günümüzde kadınlar içgücüne daha fazla dahil olsalar da erkeklere oranla hala daha az ücret alıp, daha niteliksiz işlerde çalışmaya devam ederler. Bu durum sayısal olarak ortaya konmaktadır. Aradaki ücret farkı yalnızca çok az bir yükseliş gösterir.  Yani patriyarkal üretim ilişkileri, kadınları erkeklerden daha ucuz emek olarak konumlandırmaya devam etmektedir. Patriyarkanın devlet ile ilişkisine baktığımızda; devletin ırkçı ve kapitalist olmasının yanı sıra, aynı zamanda patriyarkal olduğunu da görmekteyiz. Devlet politikalarında erkek egemen bir meyil gösterir. Kadınlara yönelik erkek şiddetini sistematik bir şekilde görmezden gelir ve meşrulaştırır. Kadınların ücretli emek gücüne katılımının sınırlandırılması, sermaye yasaları ve korumacı mevzuatlar, doğum kontrol yöntemlerinin yasa dışı hale getirilmesi, kürtajın yasaklanması, evlilik kurumunun öne çıkarılması, ayrımcı bakım gelirleri, evlilik boşanma yasaları, cinsel ilişkilere yönelik eylemler, erkek şiddetine müdahale etmeme gibi konular bunun kanıtlarından bazılarıdır. Devlet çıkardığı yasalar ile; erkeklerin kadınlar üzerindeki egemenliğini, kadınların istihdamda yer edinememesini garantiler. Örneğin 1. Dünya savasından sonra, kadınlar ücretli çalışmayı bıraktılar. Çünkü erkek üyelerden oluşan sendikalar ile işverenler arasında, devletinde desteklediği anlaşmalar yapıldı. Buna benzer olarak, kadınlar evlenince ücretli çalışmayı bıraktılar çünkü evlilik yasası kadınların formel istihdam biçimlerinin çoğunu yasakladı. Günümüzde ise devlet politikaları ile; kadının bedeni üzerinde söz söylemeye, kadını ev içine hapsetmeye, kadınlar üzerinden “ahlak” bekçiliği yapmaya, tacizcileri ve tecavüzcüleri korumaya devam etmektedir. Öyle ki İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına yönelik girişimlerde bulunmaktadır. Kültürel boyuttaki patriyarka; dil, din, medya, devlet politikaları ve eğitim sistemi üzerinden kendisini sürdürür. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınlar daha az iş gücüne katılan, daha az sağlık ve daha düşük eğitim alabilen pozisyondadır. Hayatın her alanında devam eden toplumsal cinsiyet eşitsizliği akademide de yerini korur. Eğitim ve bilgi üretim kurumları olan üniversiteler ve genel olarak akademi, “toplumsal cinsiyetin doğallaştırılmasında” en etkin işleyen yapıdır. Günlük hayatta, evde, sokakta, otobüste karşılaştığımız birçok şiddet ve eşitsizlik; akademide “işin doğası gereği” daha görünmez kılınmaya çalışılmaktadır.

Sistemleşmiş ataerkil zihniyet; kadın ve erkeklere yüklenen rol ve sorumlulukları, biyolojik bazı gerekçelerle indirger. Buna bağlı olarak; toplumları, kuramları şekillendirmekte ve kadınları her alanda ikinci plana itmektedir. Bunun yanı sıra LGBT+’ları yok sayarak ötekileştirir. Hayatın her alanında sistematikleşmiş şekilde devam eden cinsiyet eşitsizliği, nefret söylemi ve şiddet akademide de kuşkusuz kapitalist evrelerin ve patriyarkal sistemin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsiyetçi eğitim, okul öncesi eğitim kurumlarından üniversiteye kadar devam eder. Anaokuluna giden kız çocuklarına, öğretmenler tarafından pembe oyuncak; erkek çocuklarına ise mavi oyuncak verilir. Daha sonra birinci sınıfa başlayan ilkokul öğrencilerine, cinsiyetçi kalıplardan oluşan cümlelerle okuma ve yazma öğretilmeye çalışılır: “Ali ekmek al, Ayşe sofra kur”, “Ali ata bin, Ayşe ata bak” gibi cinsiyet rolleri aşılayan cümleler ile eğitim müfredatı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Eğitim boyunca devam eden cinsiyetçilik, üniversitede mesleki tercih yapmaya gelindiği zaman da devam eder. Sistemin patriyarka ile olan ilişkisi burada da devam etmekte, bölümler cinsiyetçi algı üzerinden şekillenmektedir. Örneğin; toplumda mühendislik “erkek mesleği” şeklinde; sınıf öğretmenliği ise “kadın mesleği” şeklinde algılanır ve aktarılır. Bu normları yıkan ve mühendislik eğitimini tamamlayan kadınlar, bu kez de fırsat eşitsizliği ile yüz yüze kalırlar. Patriyarka, kadınları sınav ve mülakatlarda eler ve erkeklere öncelik sağlar. Atanabilen ve mühendislik alanında çalışmaya başlayan kadınlar ise iş yerlerinde ve çalışma alanlarında cinsiyetçiliğe maruz bırakılılrlar. Özellikle şantiye işlerinde, kadınların sahada değil, ofiste durmaları gerektiği ifade edilerek psikolojik şiddet uygulanmaktadır. Cinsiyetçi ve homofobik dil, eğitim materyallerinin içinde de kendini var eder. Üniversitelerde hazırlanan ders notlarında çocuk istismarını meşrulaştıran ifadeler kullanılırken, aile içi cinsel istismarda çocuğun suçuymuş gibi gösterilir. Üniversitelerde görev yapan erkek akademisyenler; devlete ve yasalara sırtlarını dayayarak, kadın öğrencilere cinsel şiddet uygulamakta ve eğer teşhir edilirlerse dersten bırakma ile tehdit etme cesareti göstermektedirler. Rektörler, dekanlar ve akademisyenler; sıklıkla cinsiyetçi açıklamalar yapmakta, online derslerde kadın öğrencileri taciz etmektedirler. Akademide kadınlara yönelik cinsel saldırı temelli tehditler, kapitalist-patriyarkal devlet aklının kendisini oluşturmaktadır!

Ülkelerinin emperyalistler tarafından işgal edilmesiyle göçe zorlanan göçmen-mülteci kadın öğrenciler, yine akademideki cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kalmaktadırlar. İşgalciler, işgal ettikleri ülkelerde; sömürgeciliklerini sadece toprakla kısıtlı bırakmamakta, diğer saldırılarını da kadın ve LGBT+ kimliği üzerinden şekillendirmektedirler. Başka bir ülkeye fiziki göç eden kadınlara, sistematik saldırılar devam etmektedir. Kendi anadillerinde eğitim alamayan göçmenler, eğitime devam edemeyip çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Ucuz iş gücü olarak görülen mülteciler kadınlar, çalıştıkları iş yerlerinde cinsel tacize, tecavüze uğramakta ve öldürülmektedirler.

İnsanlar, yaşamlarında birçok role sahiptirler. Bir kişi, kendisini birden fazla kimlik ile tanıtır. Bu kimlikler; cinsiyeti, ulusu, sınıfı, inancı vb. olguları içerir. Örneğin bir kadın; hem işçi, hem Kürt, hem alevi, hem de biseksüel olabilir. Böylece bu kadın, patriyarkal kapitalizm içerisinde yalnızca kadın olduğu için değil; aynı zamanda Kürt, LGBTİ+, alevi olduğu için de ezilir ve ötekileştirilir. Örneğin emek piyasasındaki eşitsizliklerin ırkçı ayrımcılık ile belirgin bir ilişkisi vardır: Siyahi bir kadın, beyaz bir kadından daha az ücret alır ve daha düşük konumlarda çalışır. Buna benzer olarak Türk bir kadının, Kürt bir kadına oranla iş bulma ihtimali daha yüksektir. Tüm bunlar ırkçı, faşist, cinsiyetçi ve patriyarkal sistemin varlığının bir sonucudur.

Patriyarkanın ortadan kaldırılması ancak örgütlü bir mücadele ve komünal bir yaşam ile mümkündür. Akademide olmak üzere hayatın her alanında; cinsel baskıya, tahakküme, homofobiye ve nefret söylemlerine karşı canhıraş mücadele içerisindeyiz. Kapitalist-ataerkil tehditlerden korkmuyor, var olan sesimizle cinsiyetçiliğe karşı sözümüzü her alanda söylemeye devam ediyoruz. Kapitalist- patriarkal sistemi yok edene kadar; kadın ve LGBT+ kimlikleri üzerindeki cinsel, ulusal ve sınıfsal baskıyı parçalamak için kampüslerde, sokaklarda BAŞKALDIRIYORUZ!

Patriarkal-kapitalist sisteme BAŞKALDIR!

Cinsiyetçi eğitime BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like