BAŞKALDIR!Yazılar

Özgürleştirici Bir Eğitim İçin BAŞKALDIR!

0

In front of the Sorbonne, 25 May 1968
Photo Guy Le Querrec, Magnum Photos

Bilgi, bilim ve eğitim; tarihsel süreç içerisinde güç ve iktidar olgusu ile iç içe olagelmiştir. Kapitalist sistemin çoklu sömürü ve tahakküm ilişkisine dayalı mantığı içerisinde bilgi, bilim ve eğitim; daha fazla güç ve iktidar kurmanın aracına dönüştü.

Bilgi, bilim ve eğitimin ikili niteliğinden söz edilebilir. Bu iki nitelik; sömürü ve tahakküm ilişkileri içerisinde güç ve iktidara bürünme hali ve öte yandan özgürleşme edimine dönüşmesini olanaklı kılan potansiyel halidir. Bilgi, bilim ve eğitim; sınıflı toplumsal formasyonlarda egemen sınıfların elinde kullanışlı bir araca dönüşerek, ezilen toplumsal kategoriler üzerinde sömürü-tahakküm ilişkisini kurma ve pekiştirme işlevi görür. Öte yandan bilgi, bilim ve eğitim, ezilen toplumsal kategorilerin özgürleşme mücadelesinin önemli bir aracı durumundadır.

Kapitalist sistemde bilgi, bilim ve eğitim sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak dizayn edilir. Kapitalist sistemin üzerinde yükseldiği aydınlanma felsefesi, aklı ve bilimi mutlak otorite ilan etmişti. Aydınlanma felsefesinin ideologları; aklın, bilimin ve teknolojinin sınırsız bir ilerleme temposuyla, insanın doğa ve varlıklar üzerinde mutlak bir zafer kazanarak mutluluk ve refah yaratacağını vaaz etmişlerdi. Bu tarihsel “ilerleme” mantığı, beklenildiği gibi mutlak güç ve iktidar biçimine büründü. Haliyle toplumsal sistemde ayrıcalıklı olan egemen sınıflar; ezilen toplumsal kategoriler, doğa ve varlıklar üzerinde mutlak “zafer” kazandı. Bu toplumsal sistemde ayrıcalıklı olan kesim için bir zaferdi. Aksine ezilen toplumsal kategoriler, doğa ve varlıklar için ise felaketin tezahürüydü. Güç, iktidar, sömürü ve tahakküm ilişkisi; toplumsal sisteme içkindir. Sömürü ve tahakküm ilişkileri toplumun ve yaşamın en küçük hücrelerine sirayet eder ve sistemin yeniden üretimine sebebiyet verir. İçerisinde yaşadığımız tarihsel aşamada kapitalist/emperyalist sistemde sömürü ve tahakküm ilişkileri, daha fazla iç içe geçerek karmaşık bir hal almıştır. Toplum farklı sınıflara ve kimliklere bölündüğü için sömürü ve tahakküm ilişkileri bütün toplumsal kategorilerde gerçekleşiyor.

Eğitim kurumları, içerisinde yaşadığımız kapitalist sistemden ve onun işleyiş yasalarından bağımsız değildir. Kapitalist sistemin artı-değer sömürüsüne dayalı işleyişi, eğitimin ve eğitim kurumlarının sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak düzenlenmesini gerektirmiştir. Kapitalist sistemin ihtiyaç duyduğu nitelikli ve kalifiye işgücü, eğitim kurumları vasıtasıyla yaratılır. Kapitalist sistemin rekabete dayalı işleyişinin ruhuna uygun olarak “uyumlu” birey ve toplum, eğitim kurumlarındaki “mühendislik” ile yaratılır. Sisteme “uyumlu” birey ve toplum inşası, sistemin ve iktidarın biat kültürü ile sürdürülebilirliğini sağlar. Daha da önemlisi her birey, ayrıcalıklı olduğu toplumsal rollerine dayanarak sömürü ve tahakküm ilişkisinin yeniden üretimine “katkı” sağlar. Bu yanıyla eğitim sistemi kapitalist sistemin ve egemen sınıfın çıkarlarına uygun olarak düzenlendiği için eğitim sisteminde her şeyi metalaşır. Eğitim kurumları ticarethane, öğrenciler ise müşteri oluverir.

Eğitim kurumlarında öğretmen-öğrenci ilişkisi, felsefi sistemdeki özne-nesne ilişkisini yansıtır. Bu ilişki biçiminde öğretmen-öğrenci ilişkisi, özne-nesne anlayışıyla ele alındığından; özne eğiticiler, nesne olarak anlamlandırdıkları eğitilenlere bilgi yığarlar. Öğrenciler, anlatıcının(öğretmen) düşün dünyasında, içerisi bilgi yığınıyla doldurulması gereken “boş kaplar” veya “bidonlar” olarak anlamlandırılır. Öğrenci eğitim sistemine ne kadar uyum gösterirse ve kendisine yığılan bilgiyi ne kadar alırsa, o kadar iyi öğrencidir. Eğitim bu yanıyla bir “tasarruf yatırımı” niteliğine bürünmüştür. Bu ilişki içerisinde Öğretmen “yatırımcı”, öğrenci ise “yatırım nesnesi”dir. Kapitalist sistemin ve toplumsal yapının çelişkileri, eğitim kurumlarında öğretmen-öğrenci arasındaki çelişkiye dönüşür. Öğretmen-öğrenci ilişkisi bireyin kendisini gerçekleştirme edimini zayıflatır. Eğitim kurumlarındaki sistem ve öğretmenin bu sistem içerisinde oynadığı rol, öğrencinin olguları ve gerçekliği kavramasını büyük oranda olanaksızlaştırır. Öğretmenin bir anlatıcı olarak dinleyici olan öğrenciye aktardığı bilgi, laf kalabalığına dönüşür. Bu ilişki biçiminde sadece öğrenci değil, öğretmen de nesneleşir. Olguları ve gerçekliği sağlıklı bir biçimde kavrayamaz ve kendisini gerçekleştiremez. Karşılıklı iletişim ve diyalog ilişkisine dayanmayan hiçbir ilişki tarzı, özgürleştirici olamayacağından, bu yönteme dayalı bir eğitim de özgürleştirici olamaz.

Bilgi, bilim ve eğitim; ezilen ulus ve milliyetler, kadınlar ve ikili cinsiyet sistemi nedeniyle yok sayılan ve ötekileştirilen LGBTİ+lar, doğa ve varlıklar üzerinde sömürü ve tahakküm ilişkileri derinleştirilmesinde önemli bir işleve sahiptir.

Bilgi, bilim ve eğitim; kapitalist toplumsal sistemde sömürü ve tahakküm ilişkilerini derinleştirerek sistemin ve iktidarın mutlak otoritesini pekiştirir. Öte yandan bilgi, bilim ve eğitim, özgürleşmenin edimine dönüşme potansiyeline de sahiptir. Bu noktada “şeylere” öz yüklemek problemi çözme olanağını zayıflatır. Şeyler toplumsal sistemle ilişki içerisinde sömürü, tahakküm ve iktidara dönüşme potansiyeline sahiptir. Toplumsal sistemin ve ilişkilerin devrimci tarzda dönüşümü; bilginin, bilimin ve eğitimin özgürleştirici potansiyelini açığa çıkarabilir. Bu yanıyla bilginin, bilimin ve eğitimin özgürleştirici bir edime dönüşmesi, toplumsal sistemdeki radikal dönüşümleri gerektirir. İnsanlar, kendi varoluşlarını yeniden şekillendirebilir. Mülkiyet dünyasının “sahiplenme” anlayışının yerine komünal sahiplenme geçirilebilir. İnsanların, doğayı ve varlıkları sahipleniş tarzının mülkiyet olgusundan, sömürü, tahakküm ve iktidar ilişkilerinden arınması ancak komünal bir sistem, kültür ve sahiplenme biçimiyle mümkün olabilir. Bilginin, bilimin ve eğitimin özgürleştirici bir edim olması böyle olanaklı olabilir. Kapitalist sistemin üzerinde yükseldiği aydınlanma felsefi sisteminin özne-nesne ilişkisine dayalı düalist mantığının reddedilmesi, öğretmen-öğrenci ilişkisinin yeniden düzenlenmesini mümkün hale getirebilir. Sömürüye ve tahakküme dayalı kapitalist sistemin aşılması ve komünal bir yaşamın inşa edilmesi, sistemin bütününe karşı bütünlüklü bir mücadele anlayışıyla gerçekleştirilebilir. Sistemin bugünden yarına köklü bir değişiminin olası olmadığının bilincindeyiz. Yaşamın her alanında sisteme alternatifler, geleceğe havale edilmeden içerisinde bulunduğumuz “an”da yaratılabilir. Eğitim kurumlarının “demokratik ve özerk” hale gelmesi için sürdürdüğümüz mücadele, yine buna bağlı olarak “eşit, parasız, bilimsel, özgürleştirici, anadilde ve erişilebilir” eğitim için yürüttüğümüz mücadele, nihai olarak istediğimiz özgürleştirici eğitim mücadelesine giden yolda önemli bir adım olacaktır. Başka bir dünya ve eğitim, kapitalist sistemin köklü olarak aşılması ve komünal yaşamın inşa edilmesiyle mümkün olacaktır.

Kapitalizme, patriyarkaya, ikili cinsiyet rejimine, ırkçılığa ve insan merkezciliğe BAŞKALDIR!

Başka bir yaşam ve eğitim mümkün!

Özgürleştirici eğitim için BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketi’ne katıl, sen de BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like