KolektiftenYazılar

MAKALE | LGBTİ+’lar dostumuz mudur?

0

Aslında bu soruyu çeşitlendirebiliriz: Kadınlar dostumuz mudur, Kürtler dostumuz mudur, Ermeniler dostumuz mudur, göçmenler dostumuz mudur?… Bu sorular uzun yıllardır devrimcilerin zihnini kurcalıyor.

Temel hak, özgürlük ve eşitlik mücadeleleri devrimcilerin zihninde birçok soruyu barındırıyor. Kadın, LGBTİ+, ekoloji, ezilen ulus eksenli birçok mücadele burjuva ideolojisi olarak tanımlanıyor. Bazı kurumlar bahsi geçen mücadeleleri burjuva karakterinden doğru devrimin düşmanı olarak görürken birçok kurum burjuva demokratik mücadeleler olarak tanımlayarak ve sistem içi olduğu notunu düşerek devrimcilerin dostu olarak görüyor.

Burada kadın, LGBTİ+ düşmanı, şoven yapılarla herhangi bir polemik yürütmeyeceğiz. Çünkü bu yapıları polemik yürütmeye değer görmüyoruz. Polemiğimiz bu mücadeleleri, dahası bu kimlikleri devrimin dostu gören anlayışla olacaktır.

Bu geçen mücadeleler ve özneleri sistem içi olarak tanımlayıp devrimin dostu gören anlayışın öznelerin büyük bir kısmı, ironik bir biçimde, emek mücadelesi içerisinde örgütlenmiyor, örgütlenenler de emek mücadelesini ekonomist sendikal hatta sıkıştırıp siyasal iktidar mücadelesine akıtma kaygısı gütmüyor. Mücadelenin isminin “emek” veyahut “işçi” olması, bu yapılar için sistem içi olmadığı düşü yaratsa da üzülerek söylemek gerekir ki hepsi sistem içidir. Bunları sistem içi olmaktan çıkaracak olan mücadelenin komünal bir dünya düşünü, düşmanın bütün irili ufaklı yapılarıyla radikal bir biçimde tarumar edilmesini örgütlemektir.

Tartışmayı LGBTİ+’lar ve LGBTİ+ mücadelesi üzerinden yürütelim. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki kimse yaşamda tek bir kimlikle var olmaz. Bir LGBTİ+ aynı zamanda işçi, kadın, ezilen ulus mensubu ve/veya göçmen olabilir. Bu tüm kimlikler için böyledir. Toplumun büyük çoğunluğunu işçi ve emekçilerin oluşturduğu gerçeğiyle birlikte baktığımızda toplumun her öznesinin, her kimliğin büyük bir kısmının işçi ve emekçi olduğunu anlayabiliriz. Dolayısıyla LGBTİ+’lara ve LGBTİ+ mücadelesine yönelik körlük sadece bu alanda bir körlüğe değil aynı zamanda sınıfsal bir körlüğe de işaret eder. Sınıfsal bir körlük diyoruz, çünkü bu anlayış, o bahsedilen (aslında büyük oranda ekonomist olarak yürütülen) emek mücadelesinin birçok öznesini ve öznelerin taleplerini, eşitlik mücadelesini göz ardı etmeye tekabül eder.

Birçok kurum ve siyasal anlayış eşitlik mücadelelerini devrimden sonra “bahşedilecek” haklara erteleyerek bunu devrimcilerin, komünistlerin görevi olarak görmez. Ama bu kimlikler için “açık yüreklilikle” haklar vaat eder ve bu “iyilikleri” için tebrik bekler. LGBTİ+’lar onlar için “dosttur.” Çünkü asla içsel değil, dışsal bir var oluştur. Örgütün kimliği açık bir şekilde “heterodur.”

Kürtler, Ermeniler, Rumlar en iyi ihtimalle “dostlarıdır.” Ve bu dostça yaklaşımlarıyla böbürlenirler. İnceltilmiş şovenizmleri için tebrik beklerler. Çünkü bu örgütler “Türk’tür,” ve diğer tüm ulusal kimlikler dışsaldır.

Bu anlayış göçmen değildir ama göçmenlerden “rahatsız” olmadıklarıyla övünürler. Tipik bir ezen ulus ve yerlilik kibriyle ne kadar koca yürekli olduklarını anlatırlar.

Kadın mücadelesi de aynı şekilde dostlarıdır. Asla daha fazlası değildir, çünkü bu anlayış bütünen “erkek” bir yerden kurulmuştur.

Örnekler sınırsızdır ancak ortaklaştığı nokta tektir. Kendini hâkim olandan tanımlamak siyasal bir zafiyetin çok ötesinde “ezenin devrimciliği”ne denk düşer. Ezilenlere kalansa bu koca yürekli “ezenlerin” onlara vereceği hakları beklemektir.

Şimdi başlıkta sorduğumuz soru özelinde tüm sıraladığımız soruları yanıtlayalım. LGBTİ+’lar dostumuz mudur? Kesinlikle hayır, LGBTİ+’lar biziz!

Deniz Savaş

You may also like