KolektiftenYazılar

MAKALE | Kolombiya’nın Öğrettikleri

0

Bir süredir Kolombiya’da yoksulluğa, sağlık sektöründeki özelleştirmelere, vergi sistemine karşı örgütlenen eylemlikler ve Kolombiya devletinin giriştiği kitlesel katliamlar enternasyonal gündemimizde önemli bir yer teşkil ediyor. Halkın yoksulluğa karşı giriştikleri kitlesel eylemlikler günden güne büyüyerek özellikle metropolleri kuşattı. Bunun karşılığında başından beri polis şiddetiyle eylemleri bastırmaya çalışan Kolombiya devleti asker ve polisi hiçbir sınırlama olmaksızın halkın üzerine salmış, halka doğrudan savaş açmış durumda. Halka ağır makinalı tüfekler ve bombalarla saldıran rejim güçleri yüzlerce insanı sokak ortasında katletti. Katliam görüntülerinin yayılmasından hiçbir çekince duymayan devlet saldırılarını artırarak sürdürüyor.

Kolombiya siyasetine dair hatıralarımızı yokladığımızda herkesin uzlaşacağı dönüm noktası olarak Küba ve Venezuela’nın garantörlüğünde başlayan önce FARC’ın silah bırakması ve parlamenter siyasete dahil olması noktalanan, ardından ELN’nin “barış” görüşmelerine başlamasıyla devam eden süreci anımsayacağız.

Tarihsel süreci incelediğimizde 1948 yılında Liberal Parti liderinin suikastla öldürülmesi sonucu Liberal Parti ve Muhafazakâr Parti arasında iç savaş başladı. İç savaş sürecinde yoksul köylüler arasında güç kazanan Gizli Kolombiya Komünist Partisi’nin Marquetalia Cumhuriyeti’nin ilan edilmesi ve komünal bir yaşamı öngören bir kurtarılmış alan oluşturulması sonucunda Kolombiya devleti bölgeye askeri saldırılarını artırdı. Saldırılara karşı özsavunma örgütleme çağrısıyla kurulan FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) onlarca yıl çatışmaların yüksek olduğu ve günden güne yükselen bir devrimci savaş süreci geçirdi.

Onlarca yıl içinde defalarca kez devletle barış görüşmelerine girişen, 2011 yılında gizli görüşmelere tekrar başlayan FARC’ın görüşmeleri yürüten lideri Alfonso Cano Kolombiya devletinin hava saldırıları sonrasında katledilmiş, gizli görüşmeleri yürütecek yeni lider ise Rodrigo Londoño olmuştur.

2012 yılında görüşmelere resmî olarak başlayan FARC, Küba’nın garantörlüğünde görüşmeleri sürdürdü ve 2016 yılında anlaşma imzalayarak orduyu dağıttı. FARC içerisinde bu tasfiye sürecine yerel karşı koyuşlar gelişse de devrimci mücadelede ısrarcı olan birlikler gerek Kolombiya devletinin gerekse FARC’ın silahlı saldırılarıyla bastırıldı.

Halk için Alternatif Devrimci Güç ismiyle seçimlere giren FARC, %0,4 oy aldı. Yıllarca Kolombiya’nın birçok bölgesinde hakimiyet kuran, yoksul köylülerin hareketi FARC’ın seçim döneminde unuttuğu (ya da önemsemediği) bir şey vardı: Tabanının büyük bir kısmının kimliğinin, seçimlere erişiminin olmaması. “Ya da önemsemediği” diyoruz. Çünkü Barış Anlaşması’nın gereği olarak aldığı oya bakılmaksızın 5 Senato, 5 Temsilciler Meclisi olmak üzere toplam 10 sandalye FARC komutanlarına tahsis edilmişti bile.

Barış Anlaşması sonrasında birçok FARC eski komutanı gerek seçim çalışması yürütürken gerekse tasfiye sürecini eleştirdikleri için suikasta uğradı. Onlarca devrimci kadro katledilerek FARC’ın siyaseten var olma olanakları yok edildi. Hâkim oldukları gerilla alanlarından düşmanın kalbine inen binlerce savaşçı teşhir oldu, birçoğunun devrimci faaliyetinin önüne o ya da bu şekilde geçildi. Barış Anlaşması sürecini destekleyen, ancak düşmanın barışmak gibi bir derdinin olmadığını süreç içerisinde gören FARC eski kadroları zaman içerisinde defalarca kez yeniden silahlanma çağrısı yaptı, ancak bu süreci yürütecek kadrolar pasifize edildiğinden şimdiye kadar olumlu bir sonuç alınamadı. Yine bu çağrıları yapan birçok kadro faili meçhullerle devlet ya da FARC tarafından katledildi.

Kolombiya’da neler oluyor?

Neoliberal politikaların en yaygın biçimiyle uygulandığı Kolombiya’da yoksullaşma her geçen gün büyürken halktan 6,3 milyar dolar toplamayı amaçlayan yeni vergi yasası tasarısı kongreye sunuldu. Bunun üzerine emekçi kitlelerin tepkisi 28 Nisan’dan itibaren sokakları kuşattı. Yasa tasarısı geri çekilse de artan yoksulluk, pandemi sebebiyle on binlerce insanın yaşamını yitirmesi, işsizlik, güvencesiz çalışma, Barış Anlaşması’na uyulmaması, FARC liderlerinin katledilmesi sebebiyle eylemler devam etti ve kitlesel grevlere dönüştü.

Eylemlere ilk tepki özel polis teşkilatı ESMAD’ın şiddeti oldu. Kolluk güçlerinin saldırısıyla onlarca insan katledildi, yüzlercesi yaralandı ancak emekçiler geri adım atmadı, direnişlerini sürdürdü. Bunun üzerine Hazine Bakanı Alberto Carrasquilla istifa etti, yasa tasarısı kongreden çekildi ve ABD’den alınması planlanan 4,5 milyon dolarlık 24 savaş uçağından vazgeçildi.

Geri adımları yeterli bulmayan emekçi kitleler ve Ulusal Grev Komitesi yeni talepler etrafında direnişlerini sürdürdü:

  • Demokratik hak ve özgürlüklerin garanti altına alınması: Eylem ve protesto hakkı için anayasal garanti,
  • Kentlerin militarizasyonuna son verilmesi,
  • Katliamların durması, sorumluların cezalandırılması,
  • ESMAD polis gücünün dağıtılması,
  • Ulusal Grev Komitesi’yle şu konular üzerine diyalog kurulması:
    • Sağlık yasa tasarısının geri çekilmesi ve kitlesel aşılama,
    • En az bir asgari ücret düzeyinde herkese aylık temel gelir,
    • Ulusal tarımın, sanayinin, zanaatkarların ve çiftçilerin savunulması, KOBİ’lere sübvansiyon, hakları korunan ve gıda egemenliği ile güvenliğini savunan bir politika.
    • Yüz yüze eğitime geçilmemesi,
    • Cinsel ve etnik kimliğe yönelik ayrımcılığın son bulması,
    • Özelleştirmelerden vazgeçilmesi, 174 sayılı kararnamenin iptali,
    • Yasadışı olduğu söylenen mahsullere yönelik havadan glifosat püskürtme uygulamasının son bulması.

Emekçilerin taleplerini ve eylemlerini sürdürmesi sonrası Kolombiya ordusu sahaya inerek ESMAD polis teşkilatıyla birlikte katliamları artırdı. Metropollerde, kamera önlerinde, sokak ortasında yüzlerce insanı katletmekten bir an olsun çekinmeyen Kolombiya devleti emekçilere doğrudan savaş açtı.

Devrim örgütünün, halk gerilla ordusunun tasfiyesi ve devrime ihanetin bedelleri

FARC on yıllardır reformist eğilimlerin esas olduğu bir örgüttü. Silahlı mücadele ve halk hareketiyle kuşattığı devleti defalarca kez çözüm masasına oturttu. Dolayısıyla silahı düşmanı çözüm masasına oturtmanın bir aracı olarak ele aldı. Bu çözüm süreçleri devam ederken defalarca kez FARC liderleri katledildi. Ancak FARC düşmanın ihanetine rağmen (Aslında burada bir ihanetten bahsedeceksek bunun odağı düşman olamaz, düşman sınıfsal görevlerini harfiyen yerine getirirken kendi tasfiyeci arzularıyla bu süreci yaratan maalesef ki FARC olmuştur.) çözüm sürecindeki ısrarını sürdürdü.

2016 yılında tasfiye edilen ordu ve katledilen FARC komutanları sonrası ezilenler iyi ya da kötü, reformist ya da değil, var olan öncüsünü yitirdi. Bu tasfiyeyi gerçekleştiren düşman artık toplumsal eylemliklerde halka savaş açma kozunu daha kolay oynayabilecekti. Halkın öncü gücü ve özsavunma birliklerinin yokluğundan güç alan Kolombiya devleti toplumsal mücadelenin güçlendiği her an en geniş anlamda şiddeti örgütlemekten ve toplu katliamlar gerçekleştirmekten bir an olsun çekinmemektedir. Dolayısıyla tasfiye süreci ve parlamentarizm, emekçi kitlelere katliamlar olarak geri dönmüştür.

Sınıfın öncüsü ve enternasyonalizme özlem

Neoliberalizmin milyarları günden güne yoksullaştırdığı dünyada burjuvazinin yönetememe krizleri derinleşiyor. Neoliberal politikaların yoksullaştırdığı emekçilerin mücadelesi, cinsel, ulusal, inançsal sömürülere karşı mücadelelerle birleşip yer yer isyan ateşlerini yakıyor. Farklı coğrafyalarda kadın hareketleri, LGBTİ+ hareketleri, işçi hareketleri sokakları kuşatıyor, egemenlere küresel çapta korku salıyor.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dan Kolombiya’ya veya Filistin’e, Arap Baharı sürecindeki Tunus’tan Mısır’a, Libya’dan Suriye’ye yanan her isyan ateşi halk kitlelerinde kök salmış proletarya partileriyle buluşamamış, bu oranda var olan devrimler bastırılmış, karşıdevrim galip gelmiştir. Bu örneklerin hepsinin bizlere anlattığı en önemli şey şudur: Ezilenlerin mücadelesinin olduğu her coğrafyada kitlelerin en büyük ihtiyacı; özsavunma savaşına hazır, kaybetmekten korkmayan, kitlelerde kök salmış güçlü proletarya partisidir. Devrimlerin karşıdevrime dönmemesinin, devrim süreçlerinin karşıdevrimci siyasal hareketlere kanalize olmamasının şartı budur.

Kitlelerde kök salmış komünist partinin ihtiyacını yanı sıra komünistlerin en temel görevlerinden olan enternasyonal dayanışma da artık eskiden olduğundan daha fazla önemlidir. Sermayenin çok uluslu şirketlerde tekelleşmesi, komünistlerin mücadeleyi enternasyonal örme görevlerini daha da artırmıştır. Kolombiya’daki, Etiyopya Tigray Bölgesi’ndeki, Rojava’daki, Filistin’deki kuşatmaları kırmak ve katliamları engellemek, mücadelenin enternasyonal boyutunu daha da ileri taşımak, enternasyonal araçları kurmak ve büyütmekle mümkündür. Bu gereklidir. Çünkü Kolombiya emekçilerinin yenilgisi, Türkiyeli-Kürdistanlı emekçilerin yenilgisi; Mısır’da karşıdevrimin zaferi, Suriye’de karşıdevrimin zaferi demektir.

Deniz Savaş

You may also like