KolektiftenYazılar

Komünizm, Anarşizm ve İktidar

0

Armenak Bojan

Kapitalizme karşı mücadelenin on dokuzuncu yüzyılda başlıca saç ayaklarını oluşturan iki temel siyasi akım vardı. Ütopik sosyalistler, makine kırıcılar ve benzeri çeşitli çıkışların kısmi başarıları olsa da komünizm ve anarşizm, on dokuzuncu yüzyılda daha revaçta olan düşünce sistemleriydi. Ne var ki, iki düşünce sisteminin temel noktalardaki birbirleriyle olan çatışkısı, bu sistemlerin kapitalizmle olduğu kadar aralarında da çatışmalar yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Yüzyılın son döneminden sonra anarşistlerin etkisinin kırılmaya başlandığı ve komünistlerin etkisinin artmaya başlandığı gözlemlenirken anarşistlerin, “etkili” komünizm pratiklerine rağmen çeşitli ülkelerde hâlâ etkisini gösterdiği de aşikârdı.

Sürecin bu belitte akmasının, yüzyılın ortalarında Marks ve Engels’in anarşistlere karşı polemikleri daha sonraki dönemlerde anarşistlerin etkisinin kırılması ve komünist siyasetin tesirli olmasında başlıca etkenler arasındadır. Marks ve Engels’in dönemin önde gelen anarşistleri olan Proudhon, Bakunin, Guillaume gibi teorisyenlerle yapmış oldukları tartışmalar özellikle, Birinci Enternasyonal’in Lahey Kongresi’nde anarşistlerin tasfiye edilmesiyle sonuçlandı. İlgili polemiklere bakıldığında ana ayrışma noktalarında komünistlerin savunduğu devlet sosyalizmi anlayışının yanlışlığına karşı anarşistler (çeşitli kamplaşmaları göz önünde tutmak gerekir) devletsiz geçişi savunmuş ve kendi ele alışları temelinde alternatifleri ortaya koymaya gayret etmişlerdir.

Marks ve Engels’in devlet sosyalizminin “gerekliliğine” ilişkin tezlerindeki bakış açılarının yanı sıra, anarşistlerin iktidarı yok etmeye yönelik “her türlü iktidar üretecek güce karşı olma” yaklaşımının doktorinel yönlerini bir tarafa bırakacak olursak, iki düşünce sistemi kendi gerçekliklerinde kapitalizm ve sınıflı toplumlara bağlı tahakküm ilişkilerinde “iktidarsızlaşmayı” temel almışlardır. Her iki dünya görüşü için başlıca çıkış, insanın mevcut tahakküm ilişkilerinden kurtulması ve “özgürleşmiş bir birey olarak” yoluna devam etmesiydi.

Marks ve Engels’in dönemin anarşistlerinin iktidar ve güce ilişkin onların devlet algılayışlarındaki darlığa yönelik eleştirilerinin derinliği bizim için oldukça mühim olmakla birlikte, sosyalizm deneyimlerindeki devletin, bırakınız “özgürleşmiş bireyler” ortaya çıkarılmasının bir saç ayağı olmasını, insanları farklı açıdan tutsak ettiği ve iktidara bağımlı hale getirdiği görülmüştür. Bunun nedenleri oldukça çetrefillidir ve bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Kabaca şunu belirtmek gerekir ki, Marks ve Engels’in Paris Komünü deneyiminin derslerinden uzak, geçiş döneminde istenilmeyen devletten öte, istenilen ve arzu edilen devletin komünist partiler tarafından bina edilmesi bunun başlıca nedenidir. Kaba komünizm olarak adlandırabileceğimiz bu yaklaşımın sahipleri ne yazık ki, niyetten bağımsız henüz Marks’ın gençlik yazılarında saldırdığı kaba komünistlerin düşünce dünyalarına yakın bir mesafede durmuş ve onların yaklaşımlarıyla bütünleşerek bilimsel sosyalizmin değerleriyle aralarına mesafe koymuşlardır. Tam burada, Marks açısından bakıldığında, kendisinin düşünce sistematiğini örmesi noktasında ilk önemli çıkışlardan birisini oluşturan kaba komünizme karşı mücadelenin onlarca yıl sonra hayatta devam etmesinin Marksçılık olarak adlandırılmasını tarihin bir cilvesi olarak görmek gerekir. Sonuç ne olursa olsun, sosyalizm deneyimlerindeki kaba komünizm yoluna bir şekilde de olsa devam etmiş ve bugün için hayatın komünizm açısından anlamlandırılamamasına neden olmuştur.

Bugünün dünyası açısından bu etki devam ederken, dünyanın çeşitli ülkelerinde komünist partilerin iktidarlara karşı mücadelesi sürmekte, ama komünizmin ve sosyalizmin değerlerinin başta batı toplumları olmak üzere insanlarda etkili olamadığı ortadadır. Komünizm pratiklerinin başarısızlığı ve partilerin içerisinde vuku bulan iktidar anlayışları insanların daha çok komünizmden uzaklaşmasına neden olurken, sınıflı toplumların insan üzerindeki tahakkümünün en üst noktası olan kapitalist tahakkümün boyunduruğu altında kaba komünizmin insanlığa seslenme biçimi çağdışıdır.

Bunun panzehri görünümünde çeşitli, ancak kapitalist sistemin bütünlüğünü hedef almayan (Extinction Rebellion gibi) hareketler ortaya çıksa bile, bu hareketlerin sistem içici yönleri gelecek açısından sağlıklı bir iktidarsızlaşma perspektifini insanlığa sunmuyor. Bu tarz toplumsal hareketlerin iktidarsızlaşma hedefleri yoktur. Çünkü menzillerinde bir iktidar yoktur. Onların kapitalizm eleştirisi sistem tarafından koşullandırılmış bir yönelimdir. Bu siyasalar kapitalist iktidarın devamlılığı açısından bir değer taşıdıklarından ötürü varlıklarını bu nedenle rahatlıkla sürdürebiliyorlar. İş böyle olunca, bu tarzların yaşamın içerisinde insanın geleceğini kazanması gibi bir durumdan söz edemiyoruz.

Bu hareketlere nazaran, başarısız komünizm deneyimlerinin ilacı olarak onun “tarihsel çatışkı” halinde olduğu anarşizm birçoklarına sağlıklı görünmekte ve kimi insanlar komünizmden anarşizme geçerken gençlik, anarşist yapılara sıcak bakma eğilimini kimi ülkelerde arttırıyor. Lakin kaba komünizmin kısa bir eleştirisini yaparken anarşizmin, birçok halinin eleştirdiği iktidarın bir uzamı olduğunu belirtmek gerekir. Tabii ki, birçok farklı anarşist düşünce sistematiği vardır ve bunların hepsinin de incelenmesi komünistler açısından oldukça önemlidir. Buna rağmen, genel anarşist eğilim iktidara karşı gelirken, kendi içerisinde sınıflı toplumların en dar ve kaba sekter hallerini gösterebilmektedir. İspanya İç Savaşı’nda oldukça önemli işlere imza atan anarşistlerden tutunda Ukrayna’daki Machno-Hareketi’ne kadar birçok anarşist Hareketteki tahakkümcü tutum, bu hareketlerin Komünizmi ve onun pratiklerini eleştirirken eleştirdiklerinden bir farklarının olmadıkları tanıtlamıştır.

Marks ve Engels’in kendi dönemlerinde anarşistlerle yapmış oldukları polemiklerde üstünde durdukları ana nokta, sınıflı toplumların iktidarından ne kadar kaçınılmak istense de sosyalist bir iktidar döneminde bunun etkilerinin devam edeceği üzerinedir. Gelgelelim, dönemin koşullarında iktidarı almaya yönelik birçok anarşist yapının yaşamla uyuşmayan bağı bu hareketleri başarısızlığa sürüklerken, Marks ve Engels’in elinde geleceğin toplumuna dair verileri bize veren Paris Komünü üzerine ortaya koyduklarının dışındaki veriler çok bölük pörçüktür. Nasıl bir parti sorusunun cevabını da bu açıdan ikili, Paris Komünü’ne bakarak anlamaya çalışmışlardır. Ama yine de kaba komünizmin bir uzantısı olan parti yaklaşımı geleceğe baki kalarak sorunun bugüne gelişimine neden olmuştur.

Anarşistlere dönecek olursak, bugün için on dokuzuncu yüzyılda anarşistlerin hayata yönelik kaba bakışlarının yirminci yüzyıldaki örneklerinin eşliğinde başarılı olamayarak onlar, sistem içi bir iktidarla siyasetlerini genel olarak örgütlüyorlar. Grubun içerisindeki hiyerarşide üstün alta yönelik şefçi tutumundaki, “ben güçlüyüm, yaparım. Sende koşulsuz şartsız buna uymalısın” edası, Türkiye örneğinde en üzücü ve utanç verici biçiminde Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF) örneğinde vuku bulurken, kimi anarşist yapılardaki üsten alta yönelik iktidarı yüceltme eğilimleri anarşizmin tarihsel deneyimlerini insanlar boyutunda değersizleştiriyor. Öyle ki, birçok anarşist ve onların kurumları, Marksistlere kaba komünizm üzerinden yüklenirken, onların hayatın kazanılmasına yönelik seslerinin yerine yaşamın yok edilmesinin pratiklerinin onlar tarafından sergilenmesi kapitalist iktidarın gücünü kitleler boyutunda pekiştiriyor. Bir düşünün ki, “en özgürlükçü stratejinin” kapitalizmin insanı “rıza toplumu” noktasındaki tahakkümle ezdiği platformda o, üyelerini ve inananlarını kaba şiddetle bastırmaya çalışsın.

Bu bir bakıma hem anarşistlerin hem de kaba komünistlerin dünya algılarının benzeştiği bir alan açarken, antikapitalistler açısından onlar ve bizler ayrımını da ortadan kaldırıyor. Zira, antikapitalistlerin hayata bakış açısının temel dinamiği eleştirdikleri sistemin iktidar ilişkileri üzerinden türüyor. Eğer kapitalizm ve bir bütün halinde sınıflı toplumlara karşı bir güç oluşacaksa, bu hareketin insanlığa bugünün gerçekliği içerisinde geleceğin toplumunun nüvelerini göstermesi gerekir. Bunun için ilk şart, başta kaba komünizm ve biçimlerine karşı toplumsal insanlığın tarihindeki devlete ve iktidara karşı olma deneyimleriyle bütünleşmekten ve hepimizin eleştirdiği şeyin kendisi olduğunu bilmekten geçer. Çünkü modern varlık (sınıflı toplumlar) içerisinde her insan bir biçimde gücün insan ilişkilerinde başatlaştırılmasından bir desende etkilenmiştir.

You may also like