BlogYazılar

Karl Marx’ın Yabancılaşma Kuramı Üzerine Birkaç Not

0

Bilimsel sosyalizm olarak adlandırılan düşüncenin kurucularından Karl Marx’ın fikriyatına ilişkin birçok kafa karışıklığı ve yorum farkı bulunmaktadır. Bu kafa karışıklıkları ve yorum farklılıkları normal olmakla birlikte, onu bilmeden kendisine göre yontarak değiştirip farklılıştırma, Marxist düşünceyi hilkat garibesine çeviriyor. Bugün için bu bakış açısı, Marxismi savunduğunu söyleyerek, onu bir “ideoloji” kategorisine yükseltmiş ve Marxismi insanlardan kopartarak bir dağın zirvesinde yaşayan bir tanrı olarak görülmesini sağlamıştır.

Doğal olarak, bu kavrayışın sahipleri, Marxismin en temel kavramlarını bilmemekte ve üstüne üstlük bilmedikleri kavramları kafalarına göre bir yerlere çekerek, Marxismin revize edilmesini sağlamakla birlikte onun, günlük yaşamı okuma ve müdahale etme gücünü kuşa çeviriyorlar. Birçok Marxist kavram bundan etkilenirken, en temel kavramlar hasır altı edilmekte ve yok sayılmaktadır. Kişilerin kafalarına göre, Marxismi yorumlamalarının sonucu olarak, “yabancılaşma” kuramı bundan en büyük payı almış kavramlarının başında gelirken, kavram, insanların ekonomik ilişkiler içerisinde robotlaşması ve yalnızlaşması zeminine oturtulmuştur.

Marxismdeki “yabancılaşma” kuramına ilişkin çeşitli görüş farklılıkları bulunur. Bu yaklaşımların içerisinde genel olarak hem akademik akılda hem de sol aydın çevrelerde etkili olan bakış açısına göre, Marx’ın “yabancılaşma” teorisini incelerken, Marx’ın kavramı çalışmalarında kullanma sıklığına bakmak gerekir. Bu düşüncede, eğer bu kullanılma sıklığını kronolojik bir bakış açısına göre ele alırsak, kavramın Marx nazarındaki önemini ortaya çıkarmış oluruz. Böylelikle, kavramın ne kadar geçerli olup olmadığını anlamakla birlikte, Marx’ın bakış açısının derinliğini ve Marx’ın çalışmalarının kronolojik sıralama içerisindeki gelişimini rahatlıkla görebiliriz. Bu bakış açısının sahiplerine göre, Marx’ın çalışmalarını “erken dönem” ve “geç dönem” olarak ikiye ayırabiliriz: “Erken dönem” Marx çalışmaları “Genç Marx’a” bir göndermeyken, “geç dönem” çalışmaları “Olgun Marx’a” bir göndermedir.

“Genç Marx” olarak adlandırılan dönem Marx’ın  Yahudi Sorunu, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı ile 1844 Elyazmaları gibi çalışmaları içerisine alan ve Alman İdeolojisi’ne kadar olan çalışmalarıdır. Bazılarına göre de Kapital’in birinci cildine kadar olan çalışmaları bu kategoriye girer. Öncelikle Marx’ın hangi kitabının bu konuyla ilgili milat olup olmadığından öte, “yabancılaşma” ile ilgili temel noktayı ele almak burada daha önemlidir.

“Erken dönem Marx” düşünüyle ilgili temel eleştiriler daha çok Marx’ın Hegel ve Feuerbach’ın düşüncelerinin etkisi altında olduğu döneme bir işaret olarak kabul edilir. Bu yaklaşımın sahiplerinin bakış açısına göre, erken dönem çalışmalarında “yabancılaşma” kavramı oldukça sık kendisine yer bulurken, daha sonraki çalışmalarında “yabancılaşma” kavramı kendisine ya daha az yer bulmuş ya da bazı çalışmalarında yer bulamamıştır.

Marx’ın giderek “yabancılaşmayı” daha az kullanmasıyla bağlantılı olarak da, Marx’ın bu “sıçrayısını” Marx’ın epistemolojik kopuşu olarak ele alan bir düşünce ortaya çıkmıştır.[1] Bu düşünce sahiplerine göre, Marx, çalışmalarında giderek Hegel ve Feuerbach’ın düşüncelerinden koparak kendi yolunu bulmuştur. Bunu da “yabancılaşma” kavramını “terkederek” yapmıştır. Bu düşünce, genel geçer anlamda akademik akıl içerisinde kabul gören bir kavrayışken, birçok aydın ve entellektüelinde savunduğu bir bakış açısıdır.

Ancak, bu düşünce Marx kavrayışını kuşa çeviren bir bakış açısı ortaya serer. Çünkü Marx’ın düşünce sistematiği içerisinde hem teorik hem de günlük yaşam içerisindeki görünülürlüğü açısından bakıldığında, “yabancılaşma” oldukça önemli bir konudur. Ancak, Marx’ın “yabancılaşma” kavramı çok iyi anlaşılamamaktadır. Bunu iki noktada ele alabiliriz: Birincisi, “yabancılaşma” kavramı Marx’ın birçok eserinde varolan bir kavramdır.[2] Grundrisse’e çalışmalarından Kapital eserlerine kadar, özelliklede Kapital 2 ve 3’te bu kavram kendisine yer bulur. “Yabancılaşma” Marx’ın düşüncesinin temel taşlarından biridir. Dahası, Kapital eserinin ismini Marx “Emeğin Yabancılaşması” olarak belirtseydi kimsenin itirazı olmayabilirdi. Esas olarak Kapital çalışması bir bütün olarak “yabancılaşma” kavramını inceleyen bir eserdir. Ne yazık ki, Marx’ın çalışmalarını erken ve geç dönem olarak ikiye ayıran anlayışın sonucu olarak, erken dönem Marx çalışmalarında çok daha görünür olan kavram olarak “yabancılaşma” çocuksuluk damgası yemiş ve daha sonraki Marx’tan ayrıştırılarak yok sayılmıştır.

Böylesi bir bakış açısı esasta Marxçı bakış açısının bütünlüğünü görememesi itibarıyla problemlidir. Ama yine de şunu belirtmekte yarar var ki, bu ayrımın mimarı olan Louis Althusser’in sorunu ele alış biçimi “yabancılaşma” eksininde olmamıştır.[3] Althusser, Marx’ın, Hegel ve Feuerbach’tan diyalektik materyalist bağlamda epistomolojik kopuşuna bir göndermede bulunmuştur.

“Yabancılaşma” ile ilgili ikinci noktaysa, kavramın ele alış biçimindeki darlıktır. Bu bakış açısı, daha çok günlük yaşamda etkili olan ve karşımıza dikilen bir sorunsal olarak daha yakıcıdır. Bu bakış açısına göre, “yabancılaşma” kavramı içerisinde Marx, “yabancılaşmayı” ele alırken, “ekonomik indirgemecilik” yapmıştır. Burada sorunlu olan bakış açısı şudur: Marx’a atfedilen ekonomik indirmecilik yıllardan beridir, anti-Marxçıların Marxçı düşünceye yönelik en temel eleştirisiyken, bugün Marxçı olan kişilerin onu anlamasındaki ekisikliklerinden kaynaklı yorumlama hataları, bugün için tarihsel anti-Marxçı anlayışlarla bu kişileri aynı doğruda bir yere getirir.

Marx’a atfedilen, ekonomik indirgemecilik her yönüyle doğru olmayanı ifadelendirir. Çünkü, Marx’ta çeşitli kategoriler vardır: hukuk, din, aile, kültür, ekonomi gibi. Bu kategorileri inceleyen Marx’a göre, bu kategorilerden dini esas aldığınızda sadece “dini” yabancılaşma alanına yüklenirseniz, bu toplumsalın bütünlüğünü değiştirmez. Keza, “aileyi” esas aldığınızda ve “aile kurumunu” yok etmeye kalktığınızda, bu yine tekil bir durumdur. Ancak, bu kategoriler içerisinden ekonomiyi ele aldığınızda durum değişiklik gösterir. Şöyle ki, ekonomik gelişme hem neden hem de etkendir. Yabancılaşmanın ekonomik görünümünün altındaki gizde diğer yabancılaşma biçimleri olan kültür, aile, din, sanat, hukuk ve diğer yabancılaşma biçimleri vardır. Buradan çıkan sonuca göre, ekonomik altyapı ilişkisi üstyapıyı belirler. (yani, kültürü, sanatı, dini, aileyi, hukuku vb.)

Anti-Marxçı düşünce sahipleri genel olarak Marx’ı ele alırken, Marx ve Engels’in birçok çalışmalarında altını çizdikleri bu formülasyonu yok sayarlar ve ekonomik indirgemecilikle Marx’a yüklenmeye çalışırlar. Belirtmeye çalıştığımız gibi, Marx’taki yabancılaşma biçimlerinden yalnızca birisi olan ekonomik yabancılaşma, diğer yabancılaşma biçimlerinden ayrı ve bağımsız olanı ifadelendirmez. Bilakis, bu yabancılaşma biçimi, diğer yabancılaşma biçimleriyle iç içe geçerek, diğer yabancılaşma biçimlerinin anlaşılmasını sağlayan bir temeldir:

Tarihte toplumun ve bütün ilişkilerini, bütün dinsel ve hukuki sistemeleri, ortaya atılan bütün teorik görüşleri, ancak bunlara tekabül eden çağlardaki maddi koşullardan tümdengelim yoluyla çıkarılırsa, anlamak mümkündür.[4]

Bugün, Marxçı düşünce içerisinde yer alan sol reformist hareketlerden, radikal sosyalist hareketlere kadar günlük yaşamda politika üretmeye çabalayan birçok yapının talihsizliği tam bu noktada başlar. “Yabancılaşma” fenomeninin belirli bir alanındaki altyapının esas alınması noktasında, siyaset üretememe durumuyla karşı karşıya kalınmıştır. “Yabancılaşmanın” çeşitli görüngüleri görülemezken, meseleye ekonomik yabancılaşma temelinde bakma durumu ne yazık ki hem Avrupa sol hareketi içerisinde hem de Türkiye’de de sıklıkla kendisine yer bulmaya başlayan ekonomizm anlayışını geliştirmeye başlamıştır. Bu anlayış sahipleri altyapı ve üstyapı alanlarının hepsinin biricik varlık olanı olan siyasal taleplerden hızla uzaklaşma eğiliminde olmakta birlikte, yabancılaşmanın farklı görüngülerini görememeyle karşı karşıyadırlar. Bunlarla karşılaştıkları zamanda yeni bir şey bulmuş olduklarını zannetme eğilimine girerler. Ne yazık ki, buldukları yeni başlıkların toplumsal bütünlük içerisindeki “yabancılaşmanın” yalnızca bir tezahürü olduğunu görmek gerekir.

Örneğin, Gezi’den sonra daha çok gündemimize giren LGBTİ+ sorunsalı noktasında Queer teori yaklaşımının temel çıkış noktası cinsel yabancılaşmadır. Queer teorinin odaklandığı anahat cinsel yabancılaşma karşısında homofobik yaklaşımların ele alınışıdır. Buna rağmen, “yabancılaşmayı” ekonomik bakımdan inceleyen fikir, sorunu cinsel yabancılaşma temelindeki durumuyla paralel ekonomik temelde incelemezken, bunu bir yabancılaşma biçimi olarak da görememektedir. Ayrıca sorunsalın kendi özgün biçiminden öte, onun içerisindeki ekonomik verilere takılı kalmaktadır; ataerkillik gibi.

Diğer bir örnekse, devlet sorununa ilişkindir. Devlet ve onun araçlarının bütünü bir yabancılaşma haliyken, salt devletin hükümet mekanizmasına odaklanma, devletin araçlarıyla bütünleşme eğiliminin artmasını geliştirmiştir. Devlet içerisindeki kliniklerin çatışkılarında tutarlı bir politik hat izlenmemesini görüyoruz. Örneğin, Türkiye’de gerçekleştirilen çeşitli seçim ve referandumlarda devlet içerisindeki kliklerin birine yamanma ve ona yaranma yaklaşımı sıklıkla görünür hale gelmiştir. Bu kavrayışın sahipleri, bulundukları çizgiyi Marxism olarak görürken, karşıtlarını anti-Marxist görecek kadar savundukları şeye yabancılaşmış durumdadırlar. Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Fransa’da Sınıf Savaşımları ve Fransa’da İç Savaş gibi eserleri bu konunun anlaşılması açısından değerli kaynaklardır.

Sonuç bakımından şunu belirtmek gerekir ki, Marxist “yabancılaşma kuramı” yorum farklılıklarını bir tarafa bırakırsak, sıklıkla deforme edilmiş ve çoğu zamanda bilinmemesiyle yanlış anlaşılmıştır. Marxizm içerisindeki bu durum, günlük yaşama yön vermekte ısrar eden Marxistler açısından oldukça problemlidir. Bu vaziyet kültürden siyasete, aileden hukuka kadar yaşadıkları toplum içerisindeki yabancılaşma hallerini görmeyerek, onun uzamında aynı biçimde bu yabancılaşma hallerini sürdürüyorlar. Bunu aşmanın ilk yolu, kişilerin kendi hayat tarzlarını sorgulamalarından  geçer. Bu olmadığı takdirde, karşı oldukları kapitalizme karşı politika geliştirmek oldukça güçtür. Erich Fromm’un Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum yaklaşımı temelde bu alana gönderme yapar. Fromm’un bu kavrayışının duyumsanması içerisinde yaşadığımız yabancılaşmanın farkına varılması açısından bir çıkış noktası olabilir. Bu sadece bireyler açısından değil, aynı zamanda kapitalist sisteme karşı olduğunu söyleyen gruplar içinde geçerli olandır. Fakat şurası açık ki, kapitalist sistemin eleştirisi anlamında özne ve nesne kaybı yaşanıyor; burjuvaziyi hedefe almayan anti-kapitalistlik gibi. Öncesi, anti-kapitalist sistem karşıtlarının neye ve neden karşıt olduklarını bilmeleri gerekir, çünkü bugün Türkiye başta olmak üzere Marxistlerin ciddi bir özne-nesne sorgulamasını yapmaları, Marxizm noktasındaki yabancılaşmalarını görmeleri açısından ilk pratik olacaktır.

KAYNAKÇA:

[1] Step ve Bozkır: Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür, Murat Belge, İletişim Yayınları.

[2] Derleyenin Sunuş Notu, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı içinde, Barışta Erdost, Sol Yayınları.

[3] https://sendika63.org/2018/06/marksizm-ustune-louis-althusser-499637/

[4] Karl Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisi”, Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı içinde, Friedrich Engels, Sol Yayınları.

 

-Tufan Bozkurt

You may also like