BAŞKALDIR!Yazılar

İşçi Sınıfıyla Birleşiyor, Emek Sömürüsüne BAŞKALDIRIYORUZ!

0

Kapitalist/emperyalist sistemin işleyiş mantığı sürekli kâr arzusu üzerinden şekillenir. Sermayenin emeği sistematik bir biçimde boyunduruk altına alması, emek üzerinde sermayenin tahakkümü, emeğin denetim ve disiplin altında tutulması, sistemin işleyiş yasalarına uygun olarak tezahür eder.

Kapitalist sistem, neoliberal evrede tarihin en büyük proleterleşme dalgasını yarattı. İşçi sınıfı olağanüstü ağır koşullarda çalışmak durumunda kalıyor, yoğun bir biçimde sömürülüyor ve buna karşılık az ücret alıyor. Neoliberal süreçte işçi sınıfının örgütlülük ağları ve sendikalaşması zayıflamış ve buna karşılık işçi sınıfının enternasyonal bağları neredeyse yok olmuştur.

2007 ve 2008 kapitalizmin yapısal krizi ve şu an içerisinde bulunduğumuz pandemi sürecinde kapitalist/emperyalist sistem, emeği denetleme, kontrol etme, itaat ettirme ve sermayenin politikalarına tabi kılma amacıyla yeni düzenlemeler ve emek rejimleri dizayn etti. Salgın, kapitalizmin birikmiş tüm çelişkilerini açığa çıkardı ve çürümüşlüğünü bir kez daha ortaya koydu. Salgına karşı alınan tedbirler, tedbirlerin niteliği, yasaklar, uygulamalar, sağlık sistemlerinim hali ve toplumsal yaşama yansıması, ekonomik boyuttan politik ve sınıfsal bir içeriğe büründü. Pandeminin yıkıcı etkilerini elbette yoksullar, işçiler, işsizler, emekçiler, evsizler yaşadı. Ölümü hissedenler ve yaşayanlar bu sınıf ve kategorilerdir. Pandeminin küresel bir mahiyete bürünmesiyle uluslararası boyutta meta dolaşımında ciddi sorunlar yarattı ve dünya borsalarında çöküşler göründü. Beklenmedik, ani ve kriz dinamiğini ifade eden bu durum salgının kısa vadede kontrolünün sağlanmaması durumunda yıkıcı sonuçlar yaratmasının kaçınılmazlığını gösteriyor. Salgın başlı başına uluslararası krizi derinleştirirken, kapitalist sistemin yaşadığı çoklu krizi şiddetlendiriyor.

ABD, AB ülkeleri ve Japonya gibi ileri kapitalist ülkelerde gördüğümüz robot teknolojisi ve yapay zeka uygulamaları işçinin sadece makinenin bir dişlisi olmasını değil, aynı zamanda düşüncesini, duygusunu ve ruhunu makineye ya da robota vermesi hedefliyor. Emeğin en yoğun ve derin sömürüsü aynı zamanda mekanın bütünüyle yeniden dizaynını gerektiriyor. Sermayenin daha fazla kârı uğruna mekanın yeniden düzenlenmesi hayati bir öneme sahiptir. Mekânsal organizasyonların özellikle son süreçlerde hız kazanması bu gerçekliğe dayanıyor. Son 30-40 yıllık neoliberal dönem, kapitalizmin yıkıcılığının en şiddetli ve çıplak gerçekleştiği süreç oldu. Çok boyutlu ve yönlü metalaşma süreciyle, doğa, emek ve ezilen toplumsal kategoriler daha fazla sömürü ve tahakküme maruz bırakıldı.

Sistem, devlet ve siyasi iktidarlar tarafından değersizleştirilen işçi ve emekçilerin yeni isyan patlamalarıyla yaşama müdahalesinin olanaklı olduğu bir sürece giriliyor. Sömürü ve tahakküme karşı isyan ve eyleme her yerde birikiyor. Neoliberalizme karşı gelişen küresel isyan dalgaları toplumsal kategorilerin farklı kesimlerini harekete geçirdi. Öğrenciler, kadınlar, LGBTİ+’lar bu süreçte sisteme karşı mücadelede önemli rol oynadılar. Güvencesizlik, yoksullaşma ve geleceksizleşmeye karşı seferber oldular. Fransa’da Sarı Yelekliler, Brezilya’da köylü isyanları, Hindistan’da tarihin en büyük genel grevleri, Çin’deki mücadele ve grevler, Türkiye’de de 3. havalimanı işçilerinin isyanı başta olmak üzere birçok işçi direnişi ve grev gerçekleşti. Kadınlar, küresel feminist genel grevlerle patriyarka, kapitalizm ve neoliberal saldırganlığa karşı isyan ve eyleyişe geçti. Önümüzdeki süreçte işçi ve emekçilerin hem bu dalganın hem de kapitalist kriz sonrası ortaya çıkan isyanların birikim ve tecrübelerine ihtiyaç duyacaktır. Bu süreçte, engin mücadele ve örgütlenme deneyimleri açığa çıkardı.

Coğrafyada yeni bir kışa, salgın hastalık ve yine bir ekonomik kriz içinde girdik. Her kış emekçiler için; maaşlara düşük zam oranı, paranın devalüe olması, yüksek vergi ve metalara zam oranı halinde yeni bir darboğaz olarak karşımıza çıkar. Askeri ücrete yapılan göstermelik %21 oranındaki zam, işçi-emekçilere ve ezilen toplumsal kesimlere uygulanmıyor. Part-time çalışma sistemleri, esnek üretim, yol ve yemek paralarının kısıtlanması, asgari geçim indirim parasının maaş içinde gösterilmesi bahanesi ile hak gaspları yaşanmaktadır. Elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve gıda fiyatlarındaki yükseliş gibi bir yığın harcama kalemindeki artış, ücretlere yansımıyor. Türkiye ekonomisi sıcak parayla endeksli bir ekonomidir. Bu durum finanslaşmayı artırırken, diğer yandan ekonomide sanal bir büyümeyi yaratıyor. Sıcak para gelmesi halinde ekonomi “dönüyor” ve hızla büyüyebiliyor ama olası sermaye kaçışlarında ekonomide sert daralmalar yaşanıyor. Böylesi bir durum ekonominin diğer parametrelerini hızla bozabilir. Bu kısır döngü aynı zamanda ekonomik kırılganlığı da beraberinde getiriyor. Bu anlamda küresel likiditede yaşanan olası bir daralma Türkiye ekonomisi için yıkıcı bir etki yaratıyor. Türk egemenlik sisteminin ve Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcılık ideolojisine uygun yayılmacı siyaseti ve bu eksende Ortadoğu, Afrika, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Ege ve Kafkasya’ya harcanan paralar eklenince durum daha da kötüleşiyor. Olumsuz manada bu durumdan işçiler, yoksullar ve emekçiler payını alıyor.

Türkiye/Kuzey Kürdistan’da intiharların son süreçlerde artmasının en önemli sebebi ekonomik olarak toplumun yoksul kesimlerinin yaşadıkları çöküştür. Türkiye/Kuzey Kürdistan’da kapitalizm son 20 yıllık süreçte inşaat sektörü üzerinden “gelişim” seyri gösterdi. Ayrıca AKP, iktidar yıllarında alt sınıfları bu sürece dahil ederek ya da farklı biçimlerde borçlandırarak sanal bir refah düzeyi yarattı. Bu durum kitlelerin istikrar arzusunu harekete geçirdi. Bu sayede “hayırsever kapitalizm” uygulamaları hayata geçirildi. Bu sürecin siyasal sistemin yarattığı ideolojik zeminle birleşmesi, bugün aşınmaya başlasa da ezilen sınıfların siyasal iktidara teveccüh göstermesini ve rızasını sağladı.

Yabancılaşmaya karşı mücadele halinde olması gereken örgütler konformizmin batağına saplanmış durumdadır. Sendikalar, bürokratik ve reformist bir çürüme sürecini yaşıyor. Bu çürümenin aynı zamanda etik bir boyutu var. Sendikalar kapitalist sistemin, devletin ve siyasal iktidarın siyasal, politik ve siyasal kodlarına uygun hareket ediyor. Çürüme ve “dönüşüm” bu yabancılaşma halinin bir tezahürüdür. Bu çürüme hali ve içinden geçtiğimiz süreç sendikal örgütlenmelerin tarihsel misyonlarını oynamadıklarını gösteriyor. İşçi sınıfının mücadelesi, kolektif inisiyatifini yansıtacak, isyanını ve eyleyişini yansıtacak bir anlayışa ihtiyaç duyuyor. Öz örgütlenmeler üzerinden şekillenen ve bu anlayışa uygun bir örgütsel yapının inşa edilmesi zaruri görünüyor.

Emek sömürüsü, cinsiyetçilik, sömürgecilik, yeni faşizm, savaşlar, yoğun işsizlik, yoksulluk, sefalet, eril tahakküm, ikili cinsiyet rejimi ve ötekileştirme, insan merkezciliğin bir tezahürü olarak varlıkların sömürü ve tahakküme tabi kılınması karşımızda duran sistemin yarattığı tahribatlardır. Komünist öğrenciler, işçi-emekçilerle ve ezilen toplumsal kategorilerle mücadelesini, isyanını ve eyleyişini birleştirmenin komünal bir dünya ve yaşam için zorunlu olduğunun bilinciyle sınıfsal mücadeleyi ve dayanışmayı yükseltiyor. Öğrencilerin enternasyonal mücadele ağlarının kurulması ve mücadelenin enternasyonal ayağının oluşturulmasının aciliyeti ortadadır. Uluslararası anlamda işçi sınıfının ve öğrencilerin mücadelesinin birleştirilmesi için öncelikli olarak öğrenci ve gençlik hareketlerinin enternasyonal mücadele ve dayanışma ağlarının oluşturulması elzemdir. Kapitalist/emperyalist sistemi alt etmenin ancak işçi sınıfı ve ezilen toplumsal kategorilerin mücadelesinin birleşmesiyle olanaklı olabilecektir. Öğrenci hareketlerinin tarihsel olarak yüklendiği misyonun bilincinde olarak; toplumsal yaşamın bütün alanlarında mücadele etme ve işçi sınıfının mücadelesiyle birleştirme yeteneği ve iradesini açığa çıkarması ancak toplumsal dönüşümü gerçekleştirme potansiyelini yaratabilir. Bütün sömürü ve tahakküm biçimlerinin aşıldığı komünal bir yaşam mücadelesinin başarıyla ulaşması yolunda örgütlenerek, isyanı ve başkaldırı ruhunu kuşanarak, kapitalist sisteme ve kendini var ediş biçimlerine başkaldırıyor, tüm öğrencileri Sosyalist Öğrenci Hareketi’ne katılmaya, başkaldırıyı büyütmeye çağırıyoruz.

Kapitalizme, patriyarkaya, ikili cinsiyet rejimine ve insan merkezciliğe BAŞKALDIR!
Emek sömürüsüne BAŞKALDIR!
Komünal bir yaşam için BAŞKALDIR!

Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like