BlogYazılar

Elon Musk’ın Rüyası

0

Kapitalizme karşı mücadelede ona karşı mücadele eden güçlerin savruk ve parçalı yapısının yansımaları, doğal olarak her alanda birbirinden farklı seslerin çıkmasına neden oluyor. Bu seslerin bir bölümü çokça eleştirilen ortodoks Marksist anlayışla kapitalizme karşı var olma mücadelesi verirken, bir bölümü Yeni-Hegelcilik denkleminden kapitalizme eklemlenmekte, diğer bir bölümü Yeni Toplumsal Hareketler noktasında Yeni-Hegelciliğin peşine takılmakta (ya da Yeni-Hegelciliği peşine takmakta), Anarşizm ve benzerleri gibi düşüncelerse ne yazık ki hala “marjinalliği” aşamamaktadır.

Bu ses çıkarmalara eklenebilecek çeşitli başlıklar varken, temel bir başlıkla problemimizi ortaya koyup ana sorunumuza yönelebiliriz. Bugün için genel olarak en büyük problemimiz, daha çok etkisini “sol-entelektüel” dünyada gösteren bir nedenden açığa çıkar; “Ortodoks Marksizm’in” gediklerini sert dille eleştirmek herkesin malumu olmuştur. Bunda bir sorun da yoktur. Lakin en başta “sol-entelektüellerin” klasik solu eleştirirken girmiş oldukları güzergâhın sorunlu olduğunu belirtmekte fayda var, çünkü genel olarak “sol-entelektüel” bakış açısı, aydın tavrıyla klasik soldan oldukça ileri olanı bize sunarken, çoğu zaman teorinin yaşamla buluşturulması noktasında anı ve geleceği fethetme arzusu onu, (olumlu anlamda) yıkıcı ve yapıcı anlamdan uzaklaştırarak, klasik evrimci alana oturtur.

“Sol-entelektüel” ilerici düşünce dünyası, değişik alanlarda çalışmalar yapması ve eriştiği bilgileri toplumsal ve tarihsel yarar bağlamında sunmasıyla oldukça değerlidir. Bu kişiler, genel olarak Marksist ve diğer antikapitalist düşünceler noktasında olumlu bir bilgi birikimine sahip olmalarının yanı sıra, bu düşünceleri oldukça geliştirerek güncellerler. Ancak, anı ve geleceği fethetme arzuları çoğu burjuva biliminde görev yapan akademisyenlerde ve sanatçılarda olduğu gibi onları, tarihin ve toplumsalın temel dinamiklerinden ayıran bir alana taşır. Bu işin üzücü ve talihsiz noktasıdır. Bu bakış açısına sahip olmalarıysa oldukça olağandır.

Nedeni şu ki, çevremizi saran burjuva yaşamının etkileri (daha akademik tabirlerle sıralarsak tüketim toplumu, sirk toplumu, kültür endüstrisi gibi) hayatın her alanında etkindir ve bu sarmalama radikal olanın aşınmasını hızlandırır. Radikal olanın aşındırılmasının sonuçlarında biri, kapitalizmin insanlara sunduğu “umutsuzluk halinin” giderek başat olmasıyken, “sol-entelektüeller” bundan etkilenir ve kapitalizme karşı özne bulamadıkları oranda kapitalizmin kendi iç selliği içerisinde özne arayışına girişirler. Tam bu noktada oldukça ciddi bir yanılsama, onların bütün geri kalan teorik olumlu denklemlerine de zarar verecek ölçüde ciddi soru işaretleri uyandırır.

“Sol-entelektüeller” açısından bugünün özne ve nesne ilişkisinin içinden çıkılmaz bedbahtlığını aşmanın bir yolu, kapitalizmin iç dinamiklerinde kapitalizmi evrimleştirerek onun varlığını aşkınlayan dolar milyarderlerinin ululaştırılması vardır. “Sol-entelektüellere” göre, kapitalizmin insan yaşamının hayvanlaştırılmasının tersine çevrilmesinin panzeri, yine onun burjuvaları sayesinde olacaktır. Bu bakıştan, dolar milyarderlerinin varlıkları, gelecek düşü olarak sosyalist hülyaların gerçekleştirilmesi için başattır.

Bu “entelektüellere” göre, dolar milyarderleri, (ama özelliklede yeni teknolojiler anlamında internet üzerinden servet yapan kişiler açısından) demokrasinin geliştirilerek bina edilmesi ve böylelikle insanların teknolojiyi ulaşmalarının ve kullanmalarının önündeki engellerin bütün dünyada aşılmasını istemeleri yönüyle “devrimci” bir misyonlara sahiptirler. Teoriye göre, en başta, merkez batı ülkelerinin dışındaki azgelişmiş ülkelerin demokrasi sınavındaki yetersizlikleriyle paralel, ekonomik gerilikleri, bu ülkelerde yaşayan insanların markalı teknoloji ürünlerine ulaşımını engellemektedir. Eğer bir ülkenin batı standartlarında demokrasisi olursa, ilgili ülkedeki insanlar bu ürünleri rahatlıkla satın alabileceklerdir. Bunun sonucunda, internet üzerinden para yapan dolar milyarderleri kendileri açısından daha fazla ekonomik alan açmış olacaklardır.

Ayrıca, demokrasi sadece bu ürünlere erişim ortamını sağlamayacak aynı zamanda ilgili toplumların “medenileştirilmesine” de katkılar sağlayacaktır; insanların daha önce ya hiç temas etmedikleri ya da iyi bir biçimde kullanamadıkları internet bazlı ürünlerin aktif olması için, insanların bu ürünleri asgari düzeyde kullanabilecekleri eğitime sahip olmaları gerekir. Buradan hareketle, “sol-entelektüeller” dünyadaki batılı olmayan her türlü gericiliğe karşı günümüz gerçekliğinde birer beyaz atlı prenstirler. Sorunu çok karikatürize etmiş olabiliriz, ama ne yazık ki, gerçekten durumun özeti budur.

Bu düşüncelerin sahiplerine göre, dolar milyarderleri hem batı ülkelerinde iktidar olan Putin, Trump ve Johnson gibileriyle savaşırken hem de az gelişmiş ülkelerin gerici liderlerine karşı savaşmaktadırlar. Bu cephedeki savaşım, “sol-entelektüeller” açısından yarının kazanılacağının ve umudun kaybedilmemesi gerektiğinin muştusudur.

Ancak gelin görün ki, özellikle pandemi döneminde servetlerine servet katan milyarderlerinin beyaz atlı prens olmak yerine, halklar için birer cellat olmaya gönüllü olduklarını çeşitli pratiklerinden öğreniyoruz. Son yılların en popüler isimlerinden Elon Musk’ın çalışmaları birçok antikapitalist açısından birer ilham kaynağıdır. Bu kişiler için, kapitalizme en büyük darbeyi vuracak kişilerin başında “entel” birikimi ve vizyonuyla Musk gelmektedir. Bu “değerli” entelin, Bolivya’daki darbeyle ilişkilendirilmesine yönelik darbeyi desteklediğini belirtmesi, ilgili kişinin hayat algısını ortaya sermektedir. Musk darbeyi desteklerken, onu sadece teorik olarak değil, organizatörü olması sıfatıyla da bu darbede görev almıştır. Uzun zamandır ABD’nin tek başına yapamadığını ABD, Musk’ın desteğiyle gerçekleştirmiştir. Nedense gayet basittir; lityum iyon pilinin hammaddesine rahatlıkla ulaşılması açısından Musk, Bolivya’daki darbenin organizasyonu içerisinde yer almıştır.

Musk’ın bu pratiği, iki yönlü okunabilinir; bunlardan biri, “sol-entelektüellerin” düşünce yapısını sarsmayacak bir biçimde seyir alır; Bolivya ve onun lideri zorbadır: hem bu zorbalığın giderilmesi hem de Bolivyalıların elektrikli araçlara sahip olması açısından zorbanın yok edilmesi tarih tekerleğinin ileriye dönük bir adımıdır. Bu bakımdan, daha ilerinin kazanılması açısından bu durumun (eski olanın yıkılmasının) normal karşılanması olağandır. Üzücü bir gerçekliktir ki, bu düşüncenin birçok sevdalısı mevcuttur. Dahası bu kişiler, Marx’ın Hindistan meselesindeki tavrını eleştirecek kadar derin düşünüp klasik solun hatalarının bir kısmını buraya atıfta bulunurken, mesele Musk üzerinden Bolivya’ya geldiğinde, daha çok Musk’ın gelecek düşlerinin açıklanmasına odaklanacak kadar yaşamın temel damarlarından kopmuşlardır. Bu pratikleriyle bu kişilere rahatlıkla sosyal Darwinci diyebiliriz.

Musk işin bir tarafıyken, dünyanın en zengin insanı olan Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Pandemi döneminde işçilerini ağır koşullarda çalıştırması gibi “basit”, “olağan” işçi haklarını gasp eden pratikler tamamen normal karşılanmaktadır. Dolar milyarderlerinin bu ve benzeri pratiklerini yazarak bitiremeyiz. Sorun zaten bunların kendi sınıflarının yansımaları olan bu pratikleri değildir. Problemimiz bu pratikleri mazur görüp ya da görmezden gelip bu kişileri kapitalizmi bitirecek insanlar olarak gösteren, “sol-entelektüellerdir.” Bu kişiler, yaşamdan kopmalarının sonucu olarak, özneyi arayıştaki başarısızlıklarının sonucunda umudu milyarderlere bağlamışlardır. Asıl eleştirimiz, özne ve nesne kaybının sonucunda, anı ve geleceği yakalamak için illa bir şeyi bulduk çıkışlarının vahametini göstermektir. Bugün için, bilimsel, akademik, sanatsal alanlarda ciddi bir dar boğazlık mevcuttur. Bunu aşmanın yolu tarihsel ve toplumsal gerçeklere dönmekken, gerçekleri ele almak, bu dönüşün yöntemsel ve bilgisel bütünlüğünü biraya getirmekten geçer. Bu kavrayış, anın ve geleceğin kazanılmasının yolunun tarihsel bütünlüğü kavramaktan geçtiğini bilir. Bugün için en önemli sorunumuz bu bütünselliğin kaybedilmesidir. Bunun tekrar ele alınması için ilk çıkar yol, bütünlüğü sağlamaktan (yani yöntemden) ve bilgide derinleşmekten geçer.

 

-Tufan Bozkurt

You may also like