BlogYazılar

Duyarsızlaşma

0

Türkiye ve Yunanistan’daki yangınlar hem doğaya hem de insanlara büyük zararlar verirken, yangınlara müdahale ve onları söndürme pratikleri üzerine çokça şey söylendi. Yangınların verdiği zararın kapsamı büyük olurken, bazı insanların yangınlar içerisinde tatillerine devam etmeleri de eleştiri konusu oldu ve olmaya devam ediyor. Turistlerin yanan ormanlara ve evlere aldırmadan eğlenmelerine devam etme istemleri, esasında bize bir görünüm sunar. Bu sadece eğlenme pratiğini devam ettiren turistlere dair bir manzara değildir. Duruma yönelik eleştiri getiren kişilerde çeşitli pratikleriyle ilgili turistlerin davranışlarının bir benzeri ya da benzerlerini günlük yaşamlarında bir biçimde ortaya koyarlar.

Şöyle ki, bugünün dünyasında yaşayan insanların genel bir duyarsızlaşma sorunsalı mevcut. Bu sadece politik olmayan kişileri kapsayan bir etki değildir. “Politik” olan insanlarda bu duyarsızlaşmanın bir parçasıdırlar. Çünkü insanlığın içerisinden geçmiş olduğu sancılı süreç insanlarda birçok olumsuz etki bırakıyor ve bu etkiler, insanların “duyarsızlaşma eşiğini” arttırıyor. Bu nedenle, ilgili turistlerin pratiklerini yorumlarken, duyarsızlaşma eşiği olarak tanımlayabileceğimiz haleti ortaya çıkaran nedenleri anlayarak gidersek doğru bir tablo çizmiş oluruz.

Bazı turistlerin yanan ormanlar noktasındaki pratiğinin daha çetrefilli resimlerinden örnekler verelim. “Göçmen krizinin” ortasında göçmenleri daha görünür kılan, göçmenlerin bedenlerinin karaya vurmasıydı. Yine yıllar önce Türkiye’de bir kişinin suda boğulma pratiğinde cansız bedenin yanındaki turistler “eğlenme” pratiğine devam etmişlerdi. Ölü göçmenlerin bedenlerine aldırmayan birçok kişide “eğlenme” pratiklerini sonlandırmamışlardı. Kimilerine göre, bu ve benzeri örnekler bir yönüyle “uçup giden insanlığımızın” bir debdebesiyken, aslında bunlar, bütün bir insanlığın “duyarsızlaşma eşiğinin” yalnızca birer fotoğrafıydı.

Bugünün toplumuyla kıyaslandığı zaman, kentlileşme olgusunun daha az olduğu ve cemaatçi kültürel ilişkilenme biçimlerinin etkili olduğu toplumsal birimlerde “duyarlı olma” normal bir pratikti. Çünkü insanlar ait oldukları sosyal grupla doğrudan bir bağlantı içesindeydi ve onun üyeleri olarak kendilerini görüyorlardı. Lakin kentlileşme insanlardaki duyarsızlaşmayı hızlıca arttırdı. Türkiye açısından bakıldığında, 2000’li yıllardan itibaren insanların giderek çok daha fazla duyarsızlaştığı görülüyor. Bu duyarsızlaşma hem aile ilişkilerindeki soğuklaşmada hem de genel sosyal ayrıklaşmada iyice kendisini göstermiştir. Ne var ki, bu sadece Türkiye’de yaşayan insanlarla ilgili bir aşinalık olmayıp genel olarak birçok toplumlarda kendisini gösteren bir haldir.

Genellikle çoğu kişide, Türkiye üzerinden mevcut iktidarın insanlarda yarattığı etki olarak sorunu tanımlama eğilimi bulunur. Evet, bu ve benzeri bakışların bir haklılık payı vardır. Her ülkedeki iktidar doğrudan insanlardaki “duyarsızlaşma eşiğinin” düşmesini koşullandıran pratik hattı esas alırlar. Bu da oldukça normaldir; çünkü iktidarların kendilerini devam ettirmeleri açısından kişilerin “duyarsızlaşması” gerekir. Öyle ki, “duyarsızlaşmamış” insanları kontrol etmek her zaman zordur ve bu insan toplulukları sisteme karşı isyan etme anlayışını bağırlarında yaşatırlar. İktidarlar, bu açıdan, sürekli olarak “duyarsızlaşma eşiğini” arttıracak bütünlüklü politikalar izlerler. Bu yönde, dünyadaki örneklerde olduğu gibi, Türkiye’deki mevcut iktidarın ve onun öncüllerinin insanlardaki yaratmış olduğu psikolojik travma halinin etkileri, toplumsal psikolojiyi doğrudan etkileyerek insanları ölü nesneler haline getiriyor.

Mamafih hem Türkiye hem de dünyanın geri kalanındaki “duyarsızlaşmanın” boyutlarını sadece ilgili ülkelerdeki erklerin insanlara yönelik müdahaleci çalışmalarının bir sonucu olarak görmemek gerekir. İnsanlığın içerisinde bulunmuş olduğu vaziyetin katmerleşmesi makro iktidarın mikro iktidar üzerinden yürüttüğü siyasetle doğrudan ilgilidir. Bizler kapitalist bir dünyada metaa dediğimiz bir şeyleşme dünyasında yaşıyoruz. Bu dünyadaki ilişkiler insanın tükettiği nesneler üzerinden kendisini var etmesiyle doğru orantılıdır. Kişiler, kapitalizmin şeyleşme dünyasında kendilerine yer buldukça metaalar dünyasıyla kurmuş oldukları ilişkinin bir uzamı olurlar. Artık kişi dokunduğu, kullandığı, tükettiği, almak istediği vb. şeylerin bir kategorisidir. İnsanın nesneyle kurmuş olduğu “duygusal bağ” ondaki “duyarsızlaşma eşiğini” koşulsuz arttırarak onu, maddi gerçekler dünyasındaki bir “ideaya” dönüştürür. Burada insanın kendi dünyası içerisindeki bencilliği ve anlık arzuları ağır basar ve kişi tam olarak anlamlandırmadığı hiçlikte kendisini duyumsamak için daha fazla nesneleşir. “İnsanların sahip olmak istedikleri şeyin kendisine dönüşmesi”, bu kapitalizmin bütün bir insanlığa “armağanıdır.”

Armağanın ihtiva ettiği noktalarda, insan olarak varlığın diğerleriyle ilişkisinde bireyin kendisini hissetmesi o kadar olanaksızlaşır ki, dolayısıyla “eğlence kültürü” içerisinde bir figüran olan zat, nesneler dünyasında bir obje olmanın mutluluğuyla maddi varlıklar dünyasına bir Matrix’ten bakar. Bakış, insansal ilişkileri anlayamaz. Zatın anlayamadığı şeylere duyarlı olmasını beklemekse aldanım noktasıdır. Çünkü onun baktığı alan olan “idealar dünyasından”, “maddi dünya” bir sis perdesi olarak görünür. İdealar dünyasında yaşayan olarak o, en yakınındaki kişinin acısını bile hissedemeyecektir.

Tablonun bu vaziyetinin Türkiye gibi ülkelerde etkisi hem mevcut iktidarın açıktan faşizminin etkisi hem de insanların kapitalizmle tanışma pratiklerinin etkisiyle paraleldir. Dün kendi köylerinde ya da küçük şehirlerinde cemaatleriyle doğrudan bir üyelik ilişkisi kuran “bireyler”, bugün daha büyük sosyal gruplar ve nüfuslar içerisinde gitgide nesneleşiyorlar. Kapitalizmle böylesi bir biçimde tanışma (özellikle Türkiye gibi özgünlüklerde) çok fazla travmatik gidişatlar ortaya çıkarıyor. Ancak bu, beşeriyetin açınımının bir büküntüsüdür. Bükümün aşılması içinse karamsar olmamak gerekir. Diğer bir taraftansa, ilerlemeci tarihin meleklerinin bu dolambaçlı yolda yanımızda durmadığını da hatırlatmak gerekir.

Tufan Bozkurt

You may also like