KolektiftenYazılar

Distopyada Uyanmak ve Bir Emperyal Kaos: Korona

0

İnsanla doğa arasındaki çelişki, toplumsal yaşamdaki en eski çelişkilerden biridir. İnsanlar, kurmuş oldukları toplumsal sistemlerle doğa ve insan arasındaki çelişkiyi derinleştirmiştir. Bu ilişki içerisinde insana dışsallaşan doğa, gün geçtikçe düşman bir görünüme bürünmüştür.

Biyolojik silahlar, laboratuvarda kontrolden çıkan bakteri ve virüsler, buzullarda uyuyup küresel ısınma ile veya meteorlarla gelecek davetsiz misafirler hepsi konuşuldu. Ama uzaylıların gelişine daha hazırlıklı yakalanırdık. Bugünlerde başımıza musallat olan salgının öncesi MERS ve SARS gibi hastalıklarda çıktı. Bir hastalık İspanyol gribinden bu yana İlk defa bu kadar büyük bir evrensel krize dönüşmüş oldu. Peki bu krizi nasıl okuyacağız? Normal bir grip çok daha fazla can alıyorken, kuş gribinin ardında tavukçuluk sektörü ve aşı sektörü çılgınca para kazandı. Domuz gribinin ardından aşısı hazır kıta sürülmüştü. Fakat bu grip tipleri normal gribin yaptığı kırımı yapmadığı halde daha fazla politikleşti. Bu nedenle her çıkan salgın dalgasının ilaç tekellerinin Transformers[i]lığı ile hazır kıta karşılanması kabak tadı verdi.

İlaç, medikal ve en genel tıp tekelleri hastalıklara nimet, hastaya müşteri gözüyle bakıp, ellerindeki ilaçları halkla ilişkiler ve pazarlama teknikleriyle satmaktadır. Normal bir tekel ürünü piyasaya sürerken talebi yaratmalı, metanın elinde patlamayacağını bilmelidir. Şayet meta satılmazsa sermaye dönüşü olmaz. Buda tekellerin zarar hanesine yazar. Bir ”bilinçli tüketici” gibi veya komünist gibi bu işin ticari boyutundan devam edersek karşımızda bazı sorular çıkıyor. Acaba mesele yaratılan korku kadar büyük mü? Acaba ticari bir yatırım ve fırsat mı onlar için? Yanıtı gerçekte ne olursa olsun, şu sonucu gerek komünistler, gerek ”bilinçli” kardeşlerimizle ticarileşmiş tıp bilimine inanmıyoruz. Artık bu iş kabak tadı verdi ve dünya emekçileri, halkları bu durumdan pekte memnun değil.

Bilimsel açıdan ele aldığımızda öncelikle hastaya müşteri diyen ve tedavi sürecini ticari hizmete indirgeyen bir tıp yaramıza merhem olamaz. Antibiyotikler ve ilaç sanayinin çeşitli cilveleri bize günü kurtarma hizmeti sunmaktadır. İnsanın biyolojik gerçekliğine makine inceler gibi bakmanın sıkıntısı yaşanmaktadır. Makine tamir eder gibi organlara ve dokulara müdahale etmenin kendisi ciddi sorunlar yaratır. Sağlıkta öncelik sağlıklı yaşamı sağlamak olmalıdır. Hasta olmamayı esas alan bir yaşam tarzı geliştirilmelidir, sonra şifası aranır. Şifa, canlının yapısı gereği öncelikli olarak doğası ile ilişkili şekilde aranmalıdır. Netice itibari ile insanları hasta etmeyen bir sistem kapitalist tekellerin işine pek gelmiyor. Müşterinin ayağının alışması ticaretin altın kuralıdır ve piyasaya sunulan üretimin alıcısı pazarda olmalıdır. Sonuç itibari ile bu hastalıklara yaklaşım iyileştirme değil süreklileştirme odaklıdır. Bugün karantina, ohal ve sokağa çıkma yasakları gündemde. Kapitalist sistemin ve doğadan kopuşun bedelini insanlar ödemektedir, bunun faturası yoksul insanlara daha kabarık olmaktadır. Sosyal güvenlik ağına yük görülen yaşlılar, hastalar, emekliler ve emekliliğe yakın olanların tasfiyesinin ekonomik getirisi salgın döneminin üretimsizliğinin faturasını fazlasıyla karşılayacak kadar burjuvaziye kar sağlayacaktır. Korona ve benzer salgınların sömürge ülkelerinde yarattığı yıkım daha büyüktür. Sömürge ülkelerde ekonomik ve teknolojik imkanların daha kısıtlı olmasına ek olarak bu ülkelerde egemen sınıfların ve toplumun meseleye ilişkin bilinç durumları bu türden sağlık sorunlarının daha yıkıcı olmasına neden olmaktadır. Kiralar, borçlar, taksitler ve sistemin zararlarının ödenmesi emekçilerin görevi olacaktır. Büyük çaplı ilaç stoklarını tüketecek bu olaylar belki de bir piyestir ve muhteşem bir ilaçla illet bir hastalığın tedavisi bu olayları takip edecektir. Bu hastalığın bir biyolojik silah olduğu da bolca tartışılan bir spekülasyon konusudur. Avrupa kapısına göçmenler dayanırken, İngiltere AB’den ayrılırken, Çin’in ticaretine çok sayıda spekülasyon dolanıyor. Bir başka ihtimalle ile bilinçli/bilinçsiz emekliler, emekli olacaklar, bakıma muhtaçlar ve SGK sistemine yük olanların tasfiyesinin sağlanıp ekonomik bir refaha ulaşma çabası olduğu düşünülmektedir. Bu krizle ilaç tekelleri stokları eritip yeni ilaç ve tedavilerde üretmiş olabilirler.

Ekoloji sorunu insanın doğaya yabancılaşmasının zirvesidir. Yeryüzüne gelen en büyük felaket coğrafyaların ve doğanın yapısını değiştiren insan medeniyetidir. Biyolojik silahlar, biyolojik araştırmalar, ticarileşmiş tüm tıp faaliyetleri, GDO’lu gıdalar insanların güvensizliğini hakkıyla kazanmıştır. Burjuva bilimsel araştırma ve yatırımların, insanlığı değil kar yapmaya odaklanarak yarattığı endüstriyel atıklar ve evsel atıklar tüm doğayı kirletiyor. Çöp adaları, ozon delikleri, küresel ısınma sonucu kutupların erimesi, madenler, siyanürler ve nükleer atıklar daha nicesi geri dönüşü olmayan süreçler değildir. Bir geri dönüş kaçınılmazdır, bu geri dönüş ise doğanın yok olurken bizi ve ekolojik yapıyı da yok etme durumudur. Her canlı gibi beslenmemiz ve yaşamımız bir ekolojik döngüye aittir. Çözümlerimiz de buna uygun olmalıdır. Aksi takdirde bindiğimiz dalı kesmenin faturasını ödeyeceğiz. Bu işin ironik yanı şu ki, sadece bu marifeti yiyenler değil, yemeyenlerde faturaya ortak olacaktır. Doğa hakkını tahsil ederken komünisttir, Alman usulü hesap tahsili yapmaz. GDO, gibi kimyevi ürünlerin olumsuz sonuçları hala yeterince net değildir. Yeni yeni zararlar keşfedilmektedir, tarımda ilaç ve kimyasallar bağışıklık sistemimizi çökertiyor ve tüm bunların ışığında ekolojik yaşam tarzına dönüş şart görünüyor. İnsanların kurmuş oldukları toplumsal sistemler ve doğa arasındaki çelişkiyi görmezden gelen kesimlerle yürütülen tartışmaların Korona virüs gündemiyle birlikte yeterince doyuma ulaştığı kanaatindeyiz.

Ekolojik yıkımımız hayvanları da tehdit etmektedir. Tüm doğa açısından evrimin kanserli hücresiyiz.  Bu süreç maneviyatı güçlendirecektir. Salgın sonrasında bu tecrübelerimizi tıp tekellerine, özel hastane sistemine, ilaca ve ameliyatlara dayalı sağlık anlayışına karşı mücadele ederek sorunun temelden çözümünün sözcüsü olabiliriz. Ekolojik ve sağlıklı yaşam için öncelikle alternatif tedavi tekniklerinin bilimsel olarak incelenmesi savunulmalıdır. Eğer salgını önlemek için yatakhane lazımsa camiler, okullar, kışlalar ve hapishaneler boşaltılsın. Savaşlara ve işgaller değil, sağlığa ve insana yatırım yapılsın. Öğrencileri sokağa atmak bu salgında katliam demektir. Karantina altındaki insanlara esir muamelesi ve ucubeleştirme yapılmadan kışla ve hapishanelerdeki odalarda tedavileri yapılsın. Hasta insanlara telef etme siyaseti ile yaklaşım nazi/faşist siyasetin çözüm tarzıdır.

-Sosyalist Öğrenci Hareketi

[i] Transformers, 1984-1987 arasında yayınlanan kült bir çizgi filmdir. Amerikan-Japon ortak yapımıdır. Çizgi filmin ana karakterleri robotlardır ve iki robot grubu arasındaki mücadele konu alınır. İyi robotlar Autobot’lar, kötü robot grubu ise Decepticon’lardır. İyi Autobot’ların lideri tıra dönüşen Optimus Prime’dır. Kötü Decepticon’ların lideri ise çeşitli savaş araçlarına dönüşebilen Megatron’dur.

You may also like