Açıklamalar

Devrimci Demokrat Kamuoyuna!

0

Bölme; İlkesel Temelde, Komünist Mücadelede Birleş!

Yoldaşlar, uzun bir süredir Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) içerisinde kendilerine, devrimci mücadeleye, yoldaşlarına ve halka yabancılaşan anlayışın saldırıları altında örgütsel birliği korumak, ilkeler üzerinden komünist mücadeleyi geliştirmek için çaba harcıyoruz.

Tahakkümle, fiziki ve psikolojik şiddetle, irade tanımayan darbeci müdahale tarzıyla, kurumun iradesini gasp eden anlayışın saldırıları altında “devrimci mücadele zarar görmesin” kaygısıyla hareket ettik ve bu bağlamda kolektif iradenin tecellisi ile meselenin aşılmasını hedefledik.

Sorunların, devrimci ilke ve anlayışa uygun olarak çözülmesi için kurum içerisinde bütün hukuksal mekanizmaları son raddeye kadar kullandık. Ancak örgüt içerisinde ayrıcalıklı konumlarına (örgütsel konum, statü, toplumsal roller vs.) yaslanan anlayışın yaratmış olduğu tahribat mücadeleye büyük zararlar verdi. Devrimci değerler, kültür, hukuk ve ilkeler dejenere edildi. SMF Yürütmesi’ni keyfiyet hukukuyla ele geçiren kesim, süreç içerisinde Kurultay, MYK ve Disiplin Kurulu’nun yetkilerini kendi denetimlerine alarak SMF içerisinde işaret ettiğimiz tarzı esas hale getirdi. Yürütme, MYK ve Disiplin Kurulu gibi kritik kurumsal mekanizmaları ele geçirmenin verdiği avantajı kullanan tahakkümcü ve irade tanımaz SMF Yürütmesi’nin süreci çözümsüz bir noktaya getirmesi durumu bu açıklamayı zorunlu hale getirdi.

SMF Yürütmesi’ni ele geçiren erk sahibi bazı kişiler, geçmiş süreçte aldıkları disiplin cezaları biter bitmez atama yoluyla MYK’ya girdiler. Bununla da yetinmeyerek yürütme üyesi iki yoldaşı keyfi gerekçelerle Yürütme’den düşürerek, SMF Yürütmesi’ni yeniden ikame ettiler. Bu kişilere daha önce işledikleri suçlardan ötürü hafifletilmiş disiplin cezaları verilmişti. Bu durum bile onları bir yıl kadar faaliyetten uzak tutmuş, hareketimiz üzerindeki etkilerini bir nebze de olsa sınırlamıştı. Bizler, meseleyi kurumsal mekanizmalarda ve komisyonumuzda tartıştırdık, ancak herhangi bir sonuç alamadık. Bu kesit içerisinde meselenin daha fazla büyüyerek kurumun bölünme sürecine dönüştürülmesinden de kaçındık. Kurumun bir bölünme süreci yaşamadan içeriden doğru bir mücadele hattıyla dönüştürülmesini esas aldık. Hâl böyleyken SMF Yürütmesi, Kurultay, MYK, komisyon ve Disiplin Kurulu’nun iradelerini gasp edip, kendi anlayışlarına uygun olarak politika belirlemeye, örgütsel yapının iskeletini dizayn etmeye girişti. Hareketimize ve SMF kolektifine duyduğumuz güvenle bu anlayışa karşı ilkeleri ve politik hattı tavizsiz savunduk. Tahakküm siyasetiyle kurumsal ilişkiler tasfiye edilmeye çalışılırken, özellikle Sosyalist Öğrenci Hareketi meşru direnişini ve mücadelesini sürdürdü. SMF’yi oluşturan diğer komisyonlar bu anlayışın denetimi altındaydı ve durum hâlâ da böyledir. Diğer komisyonlar içerisinde tek tek bireylerin bu tarza karşı mücadelesi elbette mevcuttu ancak kolektif bir karşı koyuşa dönüşemediği için komisyon iradelerine tesir etme olanağı bulamıyorlardı. SMF Yürütmesi, uzun bir süre önce planlanan, ancak pandemi süreci nedeniyle sonuçlandırılmayan SMF kurultay sürecinin ilk etabını oluşturan alt kurultay tartışmalarında SÖH’e ve üyelerine karşı hizipçi ve hareket düşmanı algısı oluşturulmaya çalıştı. İftiralarla üyelerimizi hedef haline getirdi. Bu girişimler, planlanan tasfiye sürecinin adımları olarak kurgulanmıştı. “Kurum zarar görmesin” kaygısıyla alt kurultay oturumlarında bu anlayışı mahkum etmekle yetindik.

Erk sahibi bu siyasal akıl, örgütsel ve teorik yeteneksizlikleri nedeniyle, örgütü yönetme yeteneğini gösteremiyordu. Her seferinde durum daha da kötüleşiyor ve yönetememe krizlerini gittikçe derinleştiriyordu. Yetki gasbı ile daha fazla güç elde ederek siyasal çelişkileri tahakkümle çözmeye çalıştılar. Yönetememe krizi derinleştikçe SMF Yürütmesi darbeci siyasal müdahaleleri peşi sıra devreye koydu.

Kurumsal ilkeleri, mekanizmaları işlevsizleştirip, yetki sınırlarını aşan kararlar verdiler. Kendilerine, devrimci mücadeleye ve halka yabancılaştıkları için siyasal önderlik yetenekleri de oldukça zayıftı. Sisteme karşı mücadeleye odaklanmak yerine kendi menfaatlerini korumayı amaç haline getirmeleri bu yeteneği olanaklı hale getirmedi. Hareketimizin önderlik anlayışı, çelişkileri siyasal bilinç ve rehberlikle çözme anlayışına dayalıdır. Hareketimizin siyasal önderlik anlayışını kavrayamayan SMF Yürütmesi, önderliği erk ve yetki olarak kavradığı için çelişkileri tahakküm, şiddet ve yetki anlayışıyla çözmeye yeltendi. Bu durum kurumsal birliğe ve yoldaşlık ilişkilerine telafisi olmayan zararlar verdi. Keyfiyet, yetki fetişizmi ve zorbalık örgütümüz içerisinde sıradan bir olgu haline geldi.

Yoldaşlarımıza yönelik şiddet pratiklerinin ve iftiraların kaynağının araştırılması için MYK ve Disiplin Kurulu’nda hakkımızı aradık. Bu olguların üstünü örtme çabaları neticesinde çözüme ulaşamadık. SMF Yürütmesi’nin SÖH’ü tasfiye etme çabalarına karşı komisyon hukukumuzu savunduk ve bu amaçla SMF MYK’ da çözüm aradık. Sonbahar sürecinde başlatılan son hukuksuzluk sürecinin irdelenmesini ve meşru irademize yönelik darbeci yönelimin mahkum edilmesi noktasında SMF MYK’yı sorunları çözmeye çağırdık. Bu çağrıyı içeren raporumuz SMF Yürütme tarafından engellendi ve MYK’dan gizlendi.

Açığa çıkan çelişkileri sorunun tarafları arasında, “MYK’da tartışıp çözüm üretelim” yaklaşımımıza karşı irade gasbını gerçekleştiren yürütme, çözümü baltalamak için MYK toplantısı öncesi üyelerimize istikrarlı tahakküm uyguladı. Mobbing, fiziksel yönelim ve psikolojik saldırılarla hukukumuzu sonlandırmaya çalıştılar. Gönderdiğimiz raporların MYK ve komisyonlara ulaşmasını engellediler. Kolektif irademiz, hakkımızda algı operasyonu yürüten ve türlü hukuksuzluğu gerçekleştiren SMF Yürütme’nin bu hukuksuzluğuna karşı, SMF MYK’yı ve Disiplin Kurulu’nu tavır almaya çağırdı. Ancak, Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin meşru ve demokratik iradesiyle SMF MYK’sına seçilen dönem sözcülerimiz SMF MYK toplantısına alınmadı. SMF MYK’ya günler kala, yoldaşlarımıza tahakküm ve şiddet uygulayan SMF Yürütmesi, SMF MYK’da, SÖH’ün kolektif iradesine dönük hukuksuz kararlar almaya çalıştı. Yoldaşlarımıza şiddet uygulayan Yürütme üyesi, hiçbir şey olmamış gibi Yürütme toplantılarına dahil edildi ve kolektif irademiz hakkında kararlar alındı. SÖH’ün iradelerinin alınmadığı SMF MYK toplantısı hukuksuz bir biçimde gerçekleşti. SÖH’ün meşru iradesini temsil eden iki dönem sözcümüz MYK’ya alınmadığı gibi, şiddet faili Yürütme üyesi, MYK’ya dahil olup hakkımızda kararlar aldı.

Kurumumuzun tüzüğüne, dahası devrimci ilkelere göre şiddet faillerinin örgütlülüğünün şiddet yaşandığı anda dondurulması gerekirken, şiddet failinin MYK’daki konumu korundu, şiddete maruz bırakılanlar olarak MYK’ya alınmadık. İrademizin yok sayıldığı bir ortamda, tahakkümcülerin, faillerin ve irade gaspçılarının toplantıya katılmasında beis görülmedi. MYK toplantısında hukuksuzca alınan tasfiye kararlarını elbette kabul etmedik. Kabul etmedik çünkü bu durumu kabul etmek demek, hukuksuzluğu kabul etmek demekti. Bu durumu kabul etmek demek, hukuksuzluğu örgüt içerisinde meşru hale getirmek demekti. Dolayısıyla hukuksuz bir MYK toplantısında alınan hukuksuz kararlara itiraz edip süreci Disiplin Kurulu’na taşımak istedik. Ancak yazdığımız raporlar yine hukuksuz bir biçimde görmezden gelindi.

Disiplin Kurulu’nu defalarca kez devrimci sorumluluğa davet ettik. İlettiğimiz raporların işletilmesi, irade gasbına, tahakküme, şiddete ve eril failliğe karşı tavır almaya çağırdık. Disiplin Kurulu üyeleri ise, bu kararlar hakkında yetkilerinin olmadığını ve açığa çıkan durumlara müdahale edemeyeceklerini açıkladılar. SMF Yürütmesi, Kurultay, MYK ve Disiplin Kurulu’nun bütün iradelerini kendi elinde toplayarak SMF’nin kolektif iradesine darbe gerçekleştirdiği bir gerçeklik içerisinde MYK ve Disiplin Kurulu sanki bütün bu durumlar yaşanmamış gibi SÖH’ten hukuksuz kararları tanımasını istedi. Bununla da yetinmeyen Disiplin Kurulu üyeleri, şiddete maruz bırakılan yoldaşımız için “Ben olsam karşılık verirdim, ben de vururdum” diyerek oldukça devrimci (!) önerilerde bulundular. Yani, şiddet failinin saldırganlığına karşı bize telkin ettikleri tek şey ona fiziksel olarak yanıt vermemizdi. Disiplin Kurulu, faile yaptırım uygulamak yerine SÖH’e çelişkileri şiddetle çözme önerisi yapıyor!

Bahsi geçen şiddet faili, SMF içerisinde geçmişten bu yana birçok yoldaşa şiddet uygulamış ve buna karşılık her seferinde daha fazla yetkilendirilerek karşımıza çıkarılmıştır. SMF içerisinde cinsel şiddet failleri korunmuş, bu duruma itiraz eden LGBTİ+ yoldaşımız şiddete maruz bırakılmış ve failler sürekli ödüllendirilmiştir. SMF içerisinde şeflik, eril faillik ve şiddet sıradan bir olgu haline geldi. Suç ortaklığı sistemi örgütsel yapıya hâkim oldu.

Bu aklın sahipleri ve bu anlayışa destek veren anlayışın ortakları, yönetici organların yetkilerinin tüzük ve irade kararları ile sınırlı olduğunu unuttular. Hiçbir yönetici organın kurultay kararları niteliğinde karar alma yetkisinin olmadığını görmezden geldiler. SÖH kurultay kararı ile kurulmuşken yürütme kararı ile dağıtmak istediler. Ademi merkeziyet yetkileri, yürütme veya MYK kararları ile kısıtlanamaz.

Menşevik bir üyelik biçimine denk düşen örgütlenme tarzı, örgütlülüğümüzde esas hâline getirildi. Komitesi-komisyonu olmayan çok sayıda üye örgütsüzlüğe örgütlendi. SÖH’ün faaliyetleri alanlarına göre alt komisyonlara bölme ve her bir yoldaşı bir örgütlülük içinde etkinleştirme çabaları ise engellenmek istendi. Örgütlülüğün doğal bir gerekliliği olan bu durumu “hizipçilik, tasfiyecilik ve komisyonculuk” olarak nitelediler. Kolektifimizi dağıtmanın argümanına dönüştürdüler. Özellikle SÖH ve DKH arasında kadın çalışmalarını koordine edecek bir alt komisyon önerimizi DKH ve SMF Yürütmesi bu anlayışlarına uygun olarak SÖH’ü tasfiye etmenin aracına çevirdiler.

Örgütlülükten anlaşılan şey, SMF Kurultaylarında delege olma ve oy kullanma durumuna indirgendi. Haliyle, bu biçimde örgütlenen yoldaşların ilerlemeleri ve kendilerini faaliyette gerçekleştirmeleri engellendi. Örgütsüzlüğü örgütleyen bu modelden Bolşevik üyelik modeline geçiş ısrarlarımız, büyük bir sorun ve dert oldu. Çünkü karşılarında kendi iradeleriyle toplumsal mücadeleye katılan, eyleyen ve kendisini gerçekleştiren devrimcileri görmek istemiyorlardı. Bunun tam aksi bir anlayışla, sadece işlerini gören, kurultaylarda delege olan ve seçim süreçlerinde oy kullanan bir toplam görüyorlardı.

Birlik siyasetini samimiyetle savunan hareketimizin yönelimini boşa düşürerek sessiz sedasız SÖH’ü tasfiye etmeye yöneldiler. “Üç-beş kişi” diyerek bölme siyasetini maskelediler. Süreç içerisinde birçok faaliyetçi tasfiye edilerek, politik ve siyasal hattan uzaklaştırıldı. Toplumsal kategorilere yönelik hareketimizin ortaya koyduğu devrimci anlayışı bir kenara bırakan bu kesim; kadın, LGBTİ+ düşmanı, türcü, sosyal şoven, yaşama, toplumsal mücadeleye ilgisiz bir çizgiyi kurumda esas kıldı.

Mülkiyetçi ve ilkesiz anlayışa dayalı bu akıl, her geçen gün daha fazla devrimci anlayışa aykırı yönelimlere girişti. Öyle ki, sistemin kültürel dokusuyla bütünleşme eğilimi her geçen gün yoğunlaşırken, devrimci kültürel dokuyla aralarındaki mesafe gittikçe açıldı. Kendi küçük menfaatlerini devrimci mücadelenin ve halkın çıkarlarının önüne koyan, uzun yıllar kurum içerisinde olmalarını ayrıcalığa dönüştüren, örgütün kendi tekellerinde olduğu düşüncesine kapılan, kendilerine biat etmeyen ve eleştiren her yoldaşa “kurumlarımızdan gidin” diyerek kapıları gösteren bu anlayış ve tarzın hareketimizin ilkeleri ve kültürel şekillenmesiyle hiçbir bağı yoktu. Halk hareketlerinin, devrimci mücadelenin ve örgütümüzün mücadele tarihinden açığa çıkarılan engin deneyimler, ilkeler ve devrimci kültürel anlayış büyük oranda tahrip edildi.

Yaşama ve mücadeleye gün geçtikçe daha fazla yabancılaşan, her türlü komünist ilkeyi ve değeri, hareketimizin değerlerini ve ilkelerini hiçe sayan SMF Yürütmesi, dernekleri ve internet sitemizi gasp etti. Bin bir emekle yaratılan devrimci değerler ve örgütümüzün olanakları kimsenin mülkü değildir. Ancak bu mülkiyetçi aklın sahipleri, hepimizin emeğiyle yaratılan değerleri kendi mülkiyetleri olarak gördüler. Daha düne kadar devrimci demokrat kurumlar arasında yaşanan benzer problemlerde “kurumsal olanakları bölüşün” diyenler bugün kendi menfaatleri söz konusu olduğunda, bu devrimci ilkenin kendileri için de geçerli olduğunu asla düşünmek istemediler. Elbette mülkiyetçi anlayışlarını meşrulaştırmak için gerekçeler ve argümanlar bulmakta zorluk çekmeyeceklerini biliyoruz. Komünist ilkeleri uygulama bakış açısıyla meselelere yaklaşsalardı haliyle bu tarz bir gasbı meşru görmezlerdi. İlkelerin ve etik değerlerin hep başkaları için geçerli olduğunu ama kendileri için geçerli olmadığını düşünen anlayış sadece SMF içerisindeki mücadeleye ve yoldaşlarına yabancılaşan anlayışın tezahürü olarak görmüyoruz. Devrimci demokrat kurumlar içerisinde bu durumun yansımalarını, tarihsel süreçlerde defalarca deneyimledik.

Hareketimizin kurumsal bir irade kararı olmamasına rağmen, tabana ve devrimci demokrat kurumlara atıldığımız ilan edildi. SMF üye ve taraftarlarına tek taraflı yalana ve manipülasyona dayalı bilgilendirmeler yapıldı. Süreç içerisinde yazdığımız raporlar SMF üyelerinden gizlendi. Bu durumlara rağmen kolektif irademiz, sürece zarar vermemek için uzun süre sessizliğini korudu ve sisteme karşı mücadeleye odaklandı. Bu tavrımızı dahi, SMF Yürütmesi ve anlayış ortakları yaşamı algılama biçimlerine uygun olarak yorumladılar. Yaşama ve mücadeleye doğru bir yerden bakabilselerdi bu tavrımızın devrimci yönünü görüp doğru sonuçlar çıkartabilirlerdi. Ancak bunun yerine 6 Mart’ta Kadıköy’de gerçekleşen kadın eylemi için hazırlıklar yapan SÖH üyesi kadınlara bağırarak üstlerine yürümeyi, derneğe girmemizi yasakladıklarını söylemeyi, psikolojik şiddet örgütlemeyi tercih ettiler. Buna itiraz eden, yapılanın şiddet olduğunu belirten yoldaşlarımızı “Siz daha şiddet görmemişsiniz” diyerek tehdit etmeyi seçtiler. 8 Mart eylemi hazırlığı yapan kadınları şiddetle tehdit etmek işte tam da böylesi bir siyasal akla yakışmaktadır.

Bizler sistemle olan mücadelemizi sürdürürken, sokaklarda mücadeleyi büyütürken sosyalistogrenci.org web sitemizi ve sosyal medya hesaplarımızı ele geçirmeye yeltendiler. Başarılı olamayınca da “sohmerkez” sosyal medya hesaplarını açarak bölme siyasetine devam ettiler. sosyalistogrenci.org web sistemiz SMF Yürütmesi tarafından gasp edildi.

Bütün bu adımları attıkları halde kamuoyuna açıklama yapma gereği duymamaları işaret ettiğimiz bölme siyasetini ve yabancılaşma halini gizleme düşüncesidir.

Önderlik; samimiyet, vizyon, yaşama, insana ve varlıklara devrimci bakış açısı ve bilinç gerektirir. SMF Yürütmesi’ni ele geçiren çizgide bu niteliklerin pek çoğu bulunmuyor. Daha vahim olan şey ise, devrimci ilke ve kültürle bağdaşmayan konularda ve alanlarda “yetenekli” hale gelmiş olmalarıdır! Önderliği yetki ve daha fazla yetki olarak gören, kendisini mutlak iradeye dönüştürme hedefiyle hareket eden, yaptıkları bütün hukuksuzlukları “çünkü yapabiliyoruz, yetkimiz var” diyerek açıklayan bir şekilleniş söz konusudur. Yaşamın bütününü değiştirme iddiasıyla hareket eden, haklılığı ve meşruluğu esas aldığını beyan eden bir iradenin, “yapıyorum çünkü yetkim var” anlayışıyla hareket etmesi, sistemin ve muktedirlerinin yaşamı algılama biçimidir. Sistem ve sistemin muktedirleri de yaptıkları şeyleri yapabildikleri, güçleri ve yetkileri olduğu için yapmıyorlar mı? Bu anlayışın ne denli problemli olduğunu ve nereye kadar varabileceğini tahmin etmek hiç de güç değildir. Bütün failler, toplumsal yaşamın her kategorisinde zaten bir şeyleri yapma yetkileri ve güçleri olduğunu düşündükleri için bu saldırılarını düzenlemiyorlar mı? Eğer yaşamın devrimci dönüşümü iddiasıyla hareket ediyorsak ama buna karşın meselelere güç, yetki ve erk penceresinden bakıyorsak bireylerin ve toplumun özgürleşmesi nasıl mümkün olabilir? Doğa ve varlıkların özgürleşmesi nasıl mümkün olabilir? Bu bakış açısı sorgulanmadığı sürece komünal dünya idealimiz yaşamda gerçekleşebilir mi? Bu yabancılaşma halini sadece SMF Yürütmesi’ndeki akıldan ibaret olmadığının bilincindeyiz. Hep olageldiği gibi karşımızda bir karşıt yaratıp “en devrimci biziz” anlayışıyla hareket etmiyoruz. Bunun doğru bir bakış açısı olmadığını tarihsel süreçlerde defalarca deneyimledik. Elbette bu yaklaşımımız ilkesizlikle ve suç ortaklığıyla uzlaşacağımız anlamını gelmiyor.

Biz yaşama ve mücadeleye bakış açısının radikal bir biçimde değişmesi gerektiğinden söz ediyoruz. Sistemin, bütün var oluş hallerine karşı isyan ve eyleme kültüründen söz ediyoruz. Sistemin biat kültürüne karşı başkaldırı ruhuyla mücadele ediyoruz. Bizim komünist önder İbrahim Kaypakkaya’dan, Büyük Proleter Kültür Devrimi önderi Mao Zedong’dan öğrendiğimiz şey budur.

Komünal yaşam mücadelesini sürdüren her bireylerin ya da örgütün sistemin ekonomik, sosyal ve kültürel bütün var ediş biçimleriyle arasına kalın bir çizgi çekmesi beklenir. SMF Yürütmesi’ni ele geçiren, devrimcileri tasfiye etmeye girişen bu çizgi ise, sistemle değil ama devrimcilikle arasına kesin ve kalın çizgi çekmekte son derece ısrarcı görünüyor! Bizler sistemin muktedirlerine nasıl ki biat etmiyorsak, saflarımızda da sistemin kültürel ve sosyal yansımalarına biat etmeyiz. Başkaldırıyı bu yönüyle sistemin bütününe yöneltiyoruz. Çünkü sistem sadece dışımızda durmuyor. Her bir birey ya da örgüt aynı zamanda sistemin bir parçasıdır. Keza kendimizi de bunun dışında görmüyoruz. Başkaldırı, kendimizden başlayarak en genel anlamda sistemin bütününe yönelen isyan ve itiraz ruhudur. Toplumsal yaşama ve çelişkilere bakış açımız böyledir.

SMF’yi oluşturan bütün komisyon, üye ve taraftarlarımızı bölme siyasetine karşı örgütümüzü sahiplenmeye, tasfiye anlayışa karşı komünist ilkeleri savunmaya ve açığa çıkan sorunların ilkeli çözümü noktasında kurumsal birliği korumaya çağırıyoruz. Bu süreçte bütün kurumsal mekanizmalar tıkandığı, zorladığımız bütün kapılar bizlere kilitlendiği için olağanüstü kurultayı kurumsal birliği koruma noktasında tek seçenek olarak görüyoruz. Kurumsal kültürümüze ve devrimci ilkelerimize sıkı sıkıya sarılarak açığa çıkan çelişkileri çözebiliriz. Dejenere edilen kurumsal kültürü ve ilkeleri yeniden tesis ederek örgütümüzü ayakları üzerine dikebiliriz.

Bir örgüt ilkeleri ve kültürü üzerinden yükselir. İlkeleri ve kurumsal kültürü dejenere eden, sorunları görmezden gelen anlayış örgütümüzü geri dönüşü olmayan bir tahribat sürecine sürükleyebilir. SMF üye ve taraftarlarını, çağrısını yapmış olduğumuz Devrimci Olağanüstü Kurultay sürecine katılmaya, süreci örgütlemeye çağırıyoruz.

Bölme; İlkesel Temelde, Komünist Mücadelede Birleş!

Sosyalist Öğrenci Hareketi

 

You may also like