BlogYazılar

Demokrasinin Derin Temelleri: Biat, Kan ve İktidar

0

Demokratik kapitalist rejimler, mutlaki krallıklar gibi keyfe keder kararlarla muhalefetini ezemezler. Demokrasilerde çok seslilik, çoğulculuk, siyasal rekabet ve kitlelerin teveccühü vitrine çıkarılan kavramlardır. Fakat demokratik rejimlerde her şey vitrindeki gibi güllük gülistanlık değildir. Demokratik devletin muktedir olamadığı alanlar oluşur. Sistemin bekası için demokrasiye paralel bir diktatörlük de derinlerde inşa edilmiştir. Bu, devletin derin yanı, bir mezbahanın lokantanın ortasına koyulmaması, kasap vitrininden bakarken hayvanın boğazlanışının gösterilmemesi gibi bir gereksinimdir. Duvarlarda, çayırda huzurluca otlayan hayvan resimleri, annesini emen buzağı-kuzu resimleri varken, duvarın arka tarafında o hayvanlar boğazlanmaktadır.

Demokrasilerde de işler biraz böyle yürür. Katılımcı, yurttaşlık temelli, anayasal ve yasal haklar çerçeveli, geniş katılımlı ve çok sesli sistem, aslında sadece sistemin bekasına hizmet edecek kadar bir özgürlük alanı planlamıştır. Kitlelerin tayin edilen kader sınırları ve ihtimalleri sistemin kozmik odalarında[1] kayıtlıdır. Demokrasinin mümkünat sınırları derin devlet ağınca belirlenmiştir.

Kişilerin ve toplumun bütününün, hayata dair kararları kendi iradesiyle aldığına dair algının şekillendirilmesi, olaylara bakışın ve tercihlerin sınırlandırılması söz konusudur. Yavru filin güçlü bir zincire bağlanarak esir tutulup eğitilmesinden sonra, fil büyüdüğünde artık onun esareti için zayıf kalan zincirlerin kudreti, filin yaşanmışlıklarının tecrübesi sonucu kaderine razı oluşundadır. Kocaman fil o zayıf zincirleri koparamayacağına ikna olmuştur ve tekrar şansını denemeyi düşünmemektedir.

Demokratik kapitalist sistemlerin kudreti günümüzde önemli ölçüde bu algıdan beslenmektedir. Şayet bu durumu sorgulayan ve sisteme tehdit oluşturan durumlar oluşursa kapitalist sistemin bekası için derin veya açık diktatörlükle çözüme başvurulur. İşte bu noktada devletin derin ağları karşımıza çıkar. Bu organizasyonun NATO’daki namı GLADYO, Türkiye’deki namı Ergenekon’dur.

Soğuk savaş yıllarında dünyaya yayılan özgürlük, bağımsızlık ve devrim hareketlerinin kapitalist sistemde yarattığı tehdidin çözümü için şu ana ilkeler belirlenmiştir:

1- Sistemde muhalefetin kendini özgürce ifade edebileceği belli bir alan yaratılarak, meselelerin demokrasi içinde çözülebileceğine dair algıyı güçlendirecek bir demokrasi işleyişi sağlanmalıdır. Açık askeri metotlarla sistemin bekası çoğu zaman mümkün değildir. Sistem içinde biriken öfke ve sistem içinde kendini ifade edecek kanallar mümkün oldukça kitleleri sarsıcı değişimlerdense, uzlaşıya dair yumuşak geçiş umuduyla istenilen sınırlarda muhalefet etmeye çekilip, elimine edilmektedir. Açık askeri metotlar ciddi silahlı erkle beraber sermayenin özgürlüğünü de tehdit edebilecek bir güce dönüşür. Üstelik kitlelerde rıza yaratmaz ve algı yönetimi için uzun vadede çok başarılı sonuçlar vermez.

2- Kendi komünist, dini, sendikal, ulusal kurtuluş hareketini dizayn ederek hasmının mücadelesini de kendi tekellerinde yönlendirmek, bu enerjinin deşarjını sağlamak ve örgütlü yenilgilerle devrime ulaşmasını engellemeyi denemektedirler. Dünyada bu metotla kurulan örgütlerin oluşturduğu güç, yeni gerçeklikte örgütlerin kontrolden çıkmasıyla sonuçlanmıştır. Ülkemizde en önemli örneği siyasal İslam alanında Fethullah Gülen cemaati ve Hizbullah hareketidir. Kontrolden çıkmış ve kendi başına hareket eder bir hal almışlardır. Ülkücü hareket de bu konuda zaman zaman pozisyonunu zorlayınca mafyatik faaliyetleri üzerinden düzene uyarlanmıştır.

3- Düşman gördükleri yapıların içsel dinamizmine müdahale ederler ve süreçlerini baltalarlar. Bu metot, 90’lı yıllardan beri bolca denenen, bir hareketin kadro yapısını yok etmekten çok örgütsel birliklerini bozmaya, iç çatışmalara sürüklemeye, içe dönük güvensizlikler ve başarısızlıklardan kaynaklı hizipleşmeleri tetikleyecek bir stratejidir. Bu iç güvensizlik ve klikleştirme çabaları 90’lı yıllarda bazı örgütlerin iç çatışmaya girerek itibarsızlaştırılması ve yıpratılması pratiklerinde mevcuttur. Bir yandan barış süreci devam ederken, diğer yandan Sakine Cansız’a suikast düzenleyerek, PKK içinde Öcalan ve barış sürecini sorgulatmaya ve Alevi-Sünni, sosyalist-ulusçu, şahin-güvercin gibi ikilemlerle PKK’yi bölmeye çalışılmıştır. Örnek olarak 3 silahsız kadının hedef alınması, bunların Alevi olması, birinin kurucu ve PKK tabanında efsane olması bu bölme politik hamlesinin gözettiği durumlardır. Kürtler içerisinde inancın önemine, ataerkil gelenekten kaynaklı kadının savunulmasının ulusal kültürdeki yerine, gerilla hareketine ve kurucu kadroya hassasiyetine ve sosyalist siyasal geçmiş ile yeni siyasal ulusçuluğun çelişkisine oynanmıştır. Sri Lanka modeli bir yöntem Türk hâkim sınıfınca benimsenmişti. Şayet örgüt tepkisiz kalırsa diğer liderlere yönelik de suikastlar gerçekleşecekti.

4- Açık askeri ve güvenlik güçleri sistemin muhalefete ve iç isyanlara karşı zayıf yanını teşkil etmektedir. Bu güçlerin davranışlarının sistemi teşhir edecek sınırları aşması, sistem için risk oluşturmakta, bunun yerine daha dolaylı yapılanmalarla oluşturulan gizli ordu örgütlenmeleriyle bu süreç yürütülmektedir. Dışsal bir saldırı ve askeri bir isyanda açık sistem mevzileri etkisiz hale gelebilir. Bu nedenle böylesi isyan-işgaller için gayri nizami, sivil, doğrudan sistemle ilişkisi gösterilemeyecek paramiliter bir kontra örgütlenme ihtiyacı vardır.

Devletin derin yanı bu gizli ordudadır. Bu gizli orduların önemli bir bölümüne gayri meşru bir piyasa sunulmuş ve mafya faaliyeti yürüttürülmüştür. Bu mafya eliyle tetikçileştirilen unsurlar, sistemin gayri resmi savaşçı potansiyelini çözmektedir. Organik olarak mafya organizasyonu olmalarından ötürü bu tip tetikçiler sistemle doğrudan bağlantılı olmamaları nedeniyle kullanılmaya oldukça elverişlidirler. Bu tip gizli orduların finansı uyuşturucu, kadın, kaçak silah gibi yasa dışı ticaretten ve gayrimeşrunun olanaklarından sağlanırken, yer yer de devlet tarafından doğrudan silahlandırılmakta ve örtülü ödeneklerle finanse edilmektedirler. Memleketimizden örnek verecek olursak, ülkücü mafya tabiri oldukça genel anlamda bilinen bir grup örgütlenme tarzıydı. Gençleri bazen mağdur bir insanın alacağını tahsil edip oradan harçlık kazanma bazen politik argümanlar bazen de gayrimeşru kanallarının kişisel ilişkileri ile bu alana çekip alıştırmakta ve bu gizli organizasyonun insan kaynağını çözmektedirler. Spor salonları, esnaflar vs. üzerinden ortamlarına kattıkları gençleri aşamalı olarak tetikçileştirirlerken, bazen düz mafya faaliyeti bazen de politik operasyonlarda görevlendirilmektedirler. Örnek olarak, 90’lı yılların ikinci yarısında kiliselere el bombası atılması olaylarını verebiliriz.

5- Medya ve sosyal medya üzerinden kitle etkileşimine yön veren örgütlenmelerle toplumsal linçler, sivil savaş seferberlikleri, işgaller için provokasyonlar ve kamuoyu oluşturma gücüne sahiplerdir. Örnek olarak, Akın Birdal suikastı (Andıç olayı[2]), 6-7 Eylül Katliamı’nda Gökşin Sipahioğlu’nun provokatör yalan haberinin servis edilişi.[3]

Devletin Derin Tatbikatları

Rahip Santaro cinayeti, Zirve Katliamı ve Hrant Dink suikastı operasyonlarında vali, emniyet müdürleri, istihbarat örgütlerinin denetim ve gözetiminde derin devlet tetikçilerine iş yaptırılmıştır. Romanlara, göçmenlere, LGBTİ+ çevrelere uygulanan linçler de bu oluşumun işidir. Son yıllarda yapılan onur yürüyüşleri dikkatlice izlendiğinde, Trakya, Marmara ve Ege bölgelerinde Romanlara uygulanan linçler incelendiğinde, çeşitli süreçlerde Kürtlere yönelik linçlerde bu derin devlet organizasyonlarını görürüz. Saldırgan güruh toplanma anını, saatini ve hedefi bilerek hızlıca, hazırlıklı bir şekilde bir araya gelip, linçler yapılır. Kamera kayıtları ve sosyal medyada teşhir olmalarına rağmen hemen hemen kimse göz altına alınmaz, hakkında soruşturma açılmaz, yargılanmaz. Görüntüler muhalefete ibret olsun diye servis edilir.  Ortaya koyulan üstün operasyonel kudret, arkasında plancı bir güç olmaksızın bu kadar mükemmel bir hazırlık ve plan içinde gidemez. Peki bir devlet neden bu etkisiz güçleri bu kadar ciddiyetle ezer? Çünkü burada esas hedeflenen, devletin operasyonel güçlerini diri tutmak ve iç savaşa hazır kılmaktır. Burada amaçlanan, yeni militanları bu linçlerde devşirmek ve bu güçlere özgüven vermektir. Aynı zamanda bir sahne provası halinde örgütlü kötülüğün kudretini muhaliflere göstermektir.

Ulucanlar-Bergama-Burdur zindan katliamları birer tatbikattır. Bu tatbikatta operasyon etkinlikleri ölçülmüş, devrimci hareketlerin ve kamuoyunun nabzı tutulmuştur. 19-22 Aralık Katliamı’nda ise esas planlanan F-Tiplerine geçiş operasyonu gerçekleştirilmiştir.

ASALA operasyonları, Öcalan’a suikast operasyonları, Papa suikastı, Kürt iş adamlarının öldürülmesi gibi pratiklerin arkasında mafya, JİTEM, TMT, TİT gibi oluşumların ve medya içindeki derin devlet unsurlarının yığınla örneği vardır.

Bazen faşist partiler ve toplumun içindeki ajan-muhbir-provokatör ağıyla toplumsal linçler yapılmaktadır. Bunlara örnek olarak 6-7 Eylül Katliamı, Ortaca Katliamı, Kırıkhan Katliamı, Sivas Katliamı, Gazi Katliamı, Çorum Katliamı, Maraş Katliamı gibi örnekler verebiliriz.

Eğer Hendek Operasyonlarında katliam genişleyecek ve direniş yaygınlaşacak olsaydı, Türkiye genelinde de Kürtlere karşı bu derin organizasyon harekete geçecek ve linç-katliam belki de soykırım gerçekleştireceklerdi.

Bu tip katliamları incelediğimizde, devletin bazen ellerini kirletirken toplumsal öfkeyi derin oluşumlarla örgütlediğini görebiliriz. Bu çok da kontrolsüz hareket eden bir cehalet ve nefret suçu değildir. Bilakis cehalet ve nefretin, devletin derin organizasyonları eliyle yeniden ve yeniden örgütlenişidir.

Derin Savaşın Yarattığı Savaş Ağaları

Derin devlet organizasyonu başlangıçta burjuva toplumun çıkarlarını koruyan bir muhafız ordusu olarak düşünülmüştür. Zamanla Türkiye gibi aktif savaşta yer alan derin oluşumlar, oldukça güçlenip başlı başına kliklere dönüşüp, sistem içinde borusunu ötürmeye başlamıştır. Üstelik burjuvazinin çıkarlarını korumak için tesis edilmiş olan sistem kurumları, anayasa ve yasalar, kolluk gücü ve yargı, istihbarat ve politika hiçbir şekilde bu derin savaşın savaş ağaları karşısında tek tek burjuvaları koruyabilecek durumda değildir. Bu güçlerin suç işleme özgürlük ve ruhsatları, denetimsizlik ve yasalar üstü, alanın demokrasiyi işlettirmeyen ruhundan gelen kudretleri ile kendilerini devletin tetikçiliğinden öteye gidip tümden devletin hakimiyetine oynamaya yönelmişlerdir. Ayrıca hâkim klikler arasında kendi derin devlet oluşumlarına sıkça gidilmiştir. Alanın şeffaflıktan uzak oluşu, bu tip çete yapılanmalarının kime hizmet ettiğinin ve kimin denetiminde olduğunun çok belirgin olmayışından, her klik birbirine rakip organizasyonlar oluşturabilmiştir. Bunu şuna benzetebiliriz: Hâkim sınıflar arası klik dalaşları nasıl siyasi partiler ve parti içi hizipler üzerinden vücut buluyorsa, devletin derin oluşumunda da benzer bir şekilde hâkim sınıfın klikli yapısı söz konusudur. Sabahattin Savaşman’ın casusluk iddiası ile tutuklanması kumpası buna güzel bir örnektir.[4] İşte bu noktada İtalya’da Temiz Eller dalgası, Türkiye’de Susurluk-Ergenekon davaları ile sistemde bağırsak temizliği zaruri hal almıştı. Üstelik Türkiye’de bu bağırsak temizliğiyle, milli görüşçü klik ile Fethullahçı klik, devleti Kemalistlerin elinden söküp almaya yönelmişlerdir.

Dünyadaki tüm kapitalist demokratik sistemlerin gerçekliğinde derin devlet kaçınılmazdır. Diğer devletlerde demokrasi olmadığından sorun da yoktur. Devlet açıkça ve keyfi bir şekilde terörünü estirebilmektedir. Mutlakiyetle ve açık diktatörlükle yönetilen bir devletin örgütsüz toplumda tek derin yanı istihbarat olabilir.

Biat, Kan ve İktidar: Muhalefetin Belirlenmeye Çalışılan Sınırları

İktidarları ayakta tutan şey biattir. Toplum biat ettikçe yönetilebilir. Yönetilmek istemeyen bir toplumu hiçbir kuvvet yönetemez. Toplumun biati korkuyla ve manipülasyonla sağlanır. Bunun için ibretlik dersler sunulmalıdır. Bu kimi zaman devletin otorite sağlaması adına açıkça yapılır ve buna demokratik düzeni, anayasayı, yasaları korumak denir. Kimi zaman da bunu ibretlik hallerin yaratılması için devletin derin organizasyonları yapar. Tıpkı biz kaybedersek terör artar ve kazanırsak terör biter şantajındaki gibi, devlet tetikçileri üzerinden yönlendirdiği saldırganları, muhalif basın açıklamaları ve mitinglere intihar bombacıları olarak sokar. TİT’ler kurulur ve öğrenciler-işçiler kurşuna dizilir, insanlar canlı canlı otellerde yakılır ve televizyon kanallarından seyre sunulur. Devletleri dağılmış toplumların trajedilerine dair belgeseller sistem kanallarında gösterilir. Muhalif insanlar, örnek gerekirse Demirtaş ve İsmail Beşikçi gibi, çok basit ve haksız gerekçelerle, yalanlarla tutuklanır ve göstere göstere suçsuz kişiler, muhalifliklerinin bedelinin ödenmesi sağlanıp topluma örnek olarak sunulur. Sistem kendi lehine, ibretlik hallerle sizi cezalandırırım, kim vurduya gidersiniz, birbirinizi yersiniz gibi bir yığın misal sunar. Sisteme muhalefetin, sistemi yıkmayacak-yıpratmayacak sınırlarda tutulması için psikolojik baskı kurar. Bir süre sonra muhalif insanlara meşruluktan önemli olan şeyin güçlülük ve kudret olduğu, bunun da sistemde mevcut olduğu, yaramaz çocukluğun bir bedeli olduğu kavratılır. Bu tipik Makyevelist yönetme politikalarından biridir.

Bizler biliyoruz ki “İmparatoru atından indirmek için bin kılıç darbesiyle parçalanmayı göze almak gerekir.” İmparatoru tahtından etmek isteyen biri muhalefetini imparatorun icazetiyle yürütmemelidir. Bizim siyasette temel yaklaşımımız meşruluk ve gayri meşruluktur. Davamızın meşruluğunu bilince çıkardığımızda muhalefetimizi ihtiyaçlarımız çerçevesinde ördüğümüzde ve icazetli değil iradeli muhalefet yaptığımızda gerçek anlamda devrimci politikanın gereğini yapmış oluruz. Yaptığımız eylemlerin bedelinden önce meşruluğuna, sonra da devrimci mücadeleye katkılarına bakarız. Sistemi, sistemin izin verdiği ölçü ve çerçevede eleştirme kaygımız olmaz ve mücadeleyi ihtiyaçlarımız-ilkelerimiz üzerinden ayağa dikeriz.

-H. K. Zachariadis

Dipnot:

[1] Kozmik odaya Ergenekon operasyonları kapsamında baskın yapıldığında devletin derin, mahrem ve çok gizli sırlarının bu tip arşivlerde tutulduğunu öğrendik. (29 Aralık 2009 Genelkurmay başkanlığı özel kuvvetler komutanlığının (özel harp dairesi/gladyo) aranması.)

 

[2] Andıç olayı, 1998’de KDP’den satın alınan Şemdin Sakık’ın ifadelerine yalan ifadeler eklenerek basına sızdırılması olayıdır. Bu ifadeler Hürriyet ve Sabah gazetelerinde 25-26 Nisan 1998 tarihlerinde iki gün boyunca yayınlandı. İfadelerde adı geçen gazeteciler (Altan kardeşler, Mehmet Ali Birant, Mehmet Barlas, Cengiz Çandar vs) hedef gösterilip işten atıldılar. İnsan Hakları dernek başkanı Akın Birdal suikaste uğradı.

[3] 6-7 Eylül 1955 katliamı; Seferberlik Taktik Kurulunun (özel harp dairesinin önceli) ve MAH’ın (MİT’in önceli) konsolosluk yardımıyla Mustafa Kemal’in doğduğu evi bombalaması provokasyonu ve 5 Eylül günü Gökşin Sipahioğlu’nun Mustafa Kemal’in Selanik’te doğduğu evin Yunanlılarca bombalandığını iddia eden yalan haberiyle başladı.

[4] Sabahattin Savaşman 1977’de Mehmet Eymür ve Hiram Abas’ın liderliğinde bir ekip organizasyonuyla kumpasa getirildi. MİTîn faaliyetleri CIA’e rutin periyotlar halinde rapor edilir ve MİT personelinin maaşları CIA’den bu görüşmede alınırdı. MİT’in üçüncü adamı olan Sabahattin Savaşman bu rutin görüşmelerden birinde Mehmet Eymür ve Hiram Abas ikilisi tarafından baskınla yakalanır. Olay Sabahattin Savaşman tarafından CIA ve İngiliz istihbaratına para karşılığı bilgi satıldığı iddiasıyla basına servis edilir. Devletin istihbarat örgütü personellerinin CIA’in maaşlı ajanları olmasının ve toplanan bilginin de CIA’e servis edilmesinin kamuoyuna açıklanabilir bir yanı yoktur. Bu olay MİT içerisinde ve derin devlette klik savaşlarının nasıl icra edildiğine dair ilginç bir örnektir.

You may also like