KolektiftenUncategorizedYazılar

Seks İşçiliğine Marksist Bakış

0

Kapitalist üretim tarzı, gelişim seyri içerisinden doğduğu toplumu sürekli bir biçimde değiştirmekte ve kendisi de buna paralel değişmektedir. Bu gelişim ve değişim seyri öncelikle kapitalizmin gelişim dinamikleriyle ilintilidir. Bu dinamikler doğru bir biçimde tespit edilmediği zaman geçmişin ruhlarını yardıma çağırma eğilimleri her zaman ön plana çıkar. Bu ruhları çağırma girişimleri de çoğu zaman beyhude bir çabadır. Çünkü geçmişin külleri “ân” içerisinde var olana yanıt verme gücünü çoğu zaman kaybetmiştir. Yanıt verme isteminde olsa bile, bu yanıt verme berrak değildir. Lakin bu, geçmiş tarihsel süreçteki şeylerin haklılığına gölge düşürüleceği anlamını da içermez.

Diğer bir taraftan “bugünün gerçekliğinde” ortaya çıkan şeylerin “ân” a göre ele alınması da birçok sorunu açığa çıkartır. Bu düşüncelerin sahipleri, ortaya koydukları ya da peşine takıldıkları şeylerin ortaya çıkma hallerinden çoğu zaman habersiz olabilirler. Bunu, Yeni Toplumsal Hareketlerin pratiklerinden açıkça görebiliyoruz. Bu hareketler içerisinde yer alan kişi ve kişiler genellikle, kültürel haklar temelinde soruna bakarak, meselenin sınıfsal ve toplumsal yönünü görmezden gelirler. İş böyle olunca, eskinin ruhlarıyla avunmak isteyenlerle yeninin “kahredici” düşün dünyasından bakanlar arasında “antagonistmiş gibi görünen çelişkiler” ön plana çıkartılır. Gelin görün ki, bu biçimde “antagonistmiş gibi görünen çelişkiler” daha çok eski ve yeniye ait olanların kendi mekânlarından hayatı görme isteminden kaynaklıdır. Yani, ortada mekânla kurulan konformist bir bağ vardır. Eskinin yeni karşısında muhafazakâr tutumuna karşılık, yeninin kendini marjinalden sunma biçimi.

Şu ana kadar tasvir etmeye çalıştığımız resim, komünist ve sosyalist hareketlerde gündeme getirildiği zaman cin çarpmış etkisi yaratan seks işçiliği meselesidir. Bu o kadar normaldir ki, genel komünist ve sosyalist hareketler ne kadar çok eleştirseler de soruna hâlâ patriarkal gözden baktıklarından seksi hizmet olarak satan insanlarla her bir karşılaşma onlarda bir hoşnutsuzluğa neden olur. Bu durum LGBTİ+ kimlik gruplarının algılanışı içinde geçerlidir. Eşcinsel, biseksüel, transseksüel algısı patriarkal düşünce ekseninden şekillendiğinden LGBTİ+ kimliklerden kişilerle karşılaşma “ânları” geleneksel ahlaka dayanan devrimciler cephesinden bir “talihsizlik” olarak görülür. Dahası bu sadece seks hizmeti satan ya da LGBTİ+ kimlik gruplarından kişilere karşı değil, toplumsal normun dışında görülen her bir şeye karşıda aynı alerjiyi içerir. Mesela kılık kıyafetleri veya saç tarzları kendi beğenilerine uymayan her bir kişi rahatlıkla tenkit edilip “yozlaşmış” kişiler olarak tanımlanırlar. Bir komünist öncü düşünün ki, “zorunluluklar dünyasından özgürlükler dünyasına” geçişi savunsun ama bu geçişte toplumun “marjinallerine” yaşam hakkı tanımasın. Biraz ileriye gitmiş gibi görünebiliriz. Ancak, ana akım komünist ve sosyalist hareketlerin, “marjinallerle” karşılaşma hâlleri çoğu zaman hüsranla sonuçlanır. Çünkü bu hareketlerin mensupları ve kitle tabanları toplumsal normlardan hareketle, meselelere genellik en ketum “sağcılar” olarak bakarlar. Seks işçiliği sorununa yaklaşım gösterirken de komünist fikriyatın hayat görüntüsünden öte, içerisinde doğdukları toplumun değer yargılarından bir yaklaşım sergilerler.

Bu minvalde öncelikle şunu belirtelim ki, Karl Marx’ın kendi döneminde ortaya koymuş olduğu bağlam açısından sorunu ele alma biçimi yanlış değildir ve ilkesel temelde hâlâ geçerlidir. Marks her bir sömürü ilişkisini ilke olarak reddettiği için kölelik ve işçilik gibi sınıf ve tabakaların varlığını ve ürettikleri toplumsal değeri yüceltmez. Düşünceye göre, Marx kendi içerisinde yaşamış olduğu toplumsal gerçekliği analiz ederken, burjuvaziye karşı “zincirlerinden başka kaybedecek” başka bir şeyi olmayan proletaryayı emek süreçleri açısından kapitalizm içerisinden toplumsal insanlığın inşa edilmesinin temel ve öncü gücü olarak görmüştür. Sanayi proletaryası sınıfına ait olmayan çeşitli kesimleri de “lümpen proletarya” olarak tasnif etmiştir. Bu kesim içerisinde çeşitli gruplar yer alırlar; hırsızlar, fahişeler, işsizler vb. gibi. Bu bakımdan Marx seks işçiliği meselesinde seks işçiliğini öven bir tarz ortaya koymaz. Lakin aynı Marx, teorisinin tutarlılığını bir kat daha ön plana çıkartır. Bunu iki şekilde yapar. Bunlardan biri, kapitalizmle olan savaşımında, emek süreçleri içerisinde yer alan işçinin bedensel yabancılaşmasına ilişkin vurgusudur. Bu açıdan Marx, bir emekçiyi ele alırken, onu sadece ürettiği artı değer bağlamında ele almaz. Aynı zamanda emekçiyi ürettiği artı değer sürecindeki ürünüyle olan ilişkisindeki yabancılaşma hâliyle ele alır. Bu tespit birçok yönden günümüz toplumsalını anlamamız açısından altın bir anahtar görevini sunar.

İkinci olarak Marx, “fahişelerden” bahsederken, bir de “iffeti kuşkulu kadınlardan” bahseder. Esasında bu çıkış, onun teorisinin derinliğini bize anlatır. Şöyle ki, sınıflı toplumlar gerçekliğinde, özellikle de kapitalist toplumda, bir evlilik ilişkisi bir aşk ilişkisi değildir. Bu ilişkilenme biçimini belirleyen daha çok insanların parayla kurmuş olduğu ilişkidir. Bunu sadece kadınlar olarak anlamamalıyız. Erkeklerde bu ilişkilenme biçiminde parası olduğu için bir kadınla ilişkilenebilir ve evlenebilirler. Bu açıdan burada ikili anlam çıkarılabilinir. Kendi bedenini para karşılığı sunan seks işçileridir, yani, “fahişe.” “İffeti kuşkulu insanlarsa” direkt bedenlerini ve ruhlarını günlük yaşamın akışkanlığında statü, para vs için sevgililerine, kocalarına, karılarına, patronlarına sunarlar. Marksizmin evliliği fuhuş olarak tanımladığı noktada bu maddi alışveriş zemininde ilişkilenmesidir. Bu ilişkileri para karşılığı sunan kadar alanında değerlendirilmesi, bu ilişki ağını var eden toplumsal normların ve dinamiklerin sorgulanması gerekir. Bu sunan ve satın alanlar ilişkisinde (günlük yaşam ilişkilerindeki her bir ilişkilenme biçiminde) mevcut sistem, orospular ve pezevenkler üretir. Hiçbirimiz bundan bağımsız değiliz. Marx “parayı”, “evrensel kibar orospu halkların ve insanların pezevengidir” derken açıkça tanımlar. Yabancılaşmış insanlığın bütün bir ilişkilenme biçimi anamalcı yaklaşım tarzından yürüdüğünden insanlar günlük yaşam deneyimlerinde her ân hem birer orospudur hem de pezevenk.

Marx’ın bu belirlemeleri, genel durumun güncelliğini ortaya koyarken, birkaç noktadaysa günün ihtiyaçlarına cevap veremez. Onun dönemindeki emekçinin emek süreçlerine katılımı esas olarak fabrikalarda ve atölyelerdeydi. Ancak kapitalist sistemin kendisini aşkınlama süreçleri yepyeni sektörlerin gelişimini ve başat konumlara gelmesini sağlamıştır. Örneğin, turizm sektöründe dolaylı ve dolaysız 400 milyon civarı insan dünya genelinde istihdam edilmektedir ve bazı ülkelerin ana ekonomik kaynağını turizm sektörü oluşturur. Buna paralel, eğlence ve boş zamanlar ön plana çıkmış olup kapitalist sistem on milyonlarca insanı bu iş kollarında çalıştırmaktadır. Sağlık, eğitim, güvenlik, taşımacılık vb. sektörlerde büyük emekçi yığınları görünürdür. Eğer klasik bağlamdan yaklaşırsak, bu sektörlerde çalışan emekçilerin yarattığı artı değeri göremeyiz.

Bütün bu sektörlere paralel olarak kapitalist sistem, insanları çalıştırırken, seks sektörü de büyük önemde açığa çıkmış ve gelişim göstermiştir. Bugün dünyada bu sektörde çalışan kişi sayısı on milyonlarla ifade edilmektedir. Bu rakamlara seks kölesi olarak çalıştırılan kişileri dâhil etmiyoruz. Çünkü onların durumu oldukça farklıdır. Seks sektöründe kendi isteğiyle çalışan on milyonlarca kişi pornografiden seks işçiliğine giden hatta birçok iş yaparken, bu sektörde çalışan kişiler sadece bu insanlarla sınırlı olmazken, bu kişiler buradan ekonomik yarar elde ederler. Ek olarak, bu sektörde kendi rızasıyla çalışan kişilerin hiçbir ekonomik ve sosyal hakları da yoktur. Olan haklarsa son derece kısıtlayıcıdır. Sektör bu işlerde çalışan kişilere haklarını vermeyerek onların bir biçimde bu alanda kalmasını ister.  Bu nedenlerden ötürü bu sektörlerde çalışan insanların ekonomik ve sosyal hak arayışları meşrudur.

Ne yazık ki, birçok heteroseksüel ve eşcinsel bu sektörde, “kendi rızasıyla, toplumun zorlamasıyla” çalışır. Bu insanlar keyfiyetle bu işi yapmazlar. Birçok açıdan kapitalist toplumun ikiyüzlü görünümü, bu kişileri bu tarz işleri yapmaya iter. Şöyle ki, (özellikle transseksüeller) başta Türkiye’de olmak üzere birçok kişi günlük yaşamdaki emek süreçlerine katılamamakta ve zorunlu olarak bedenlerini satmaya zorlanmaktadır. Bu tablo başta olmak üzere, şimdiye kadar ki çizdiğimiz resimde sorun, sınıflı toplumların insanı ve insanları hem bedenen hem de sosyo-kültürel olarak yok etmesidir. Bir düşünün ki, çevremizde onlarca insan “fuhuşa” karşı olsun ama bu sektörün gelişimi içerisinde bu sektörde çalışanlarla cinsel ilişkiye girmeye de devam etsin. Bu toplumun ikiyüzlü yaklaşımının bir ürünüdür.

Evet, komünist düşünce açısından bakıldığında komünistler var olan gerçekliği ele alarak kendi düşünce sistematikleri açısından vurgularlar. Bu vurgulamada bir komünist hareketin seks sömürüsünü veya farklı sömürü ilişkilerini meşru görmesi beklenemez. Çünkü komünistler bir emekçinin her türlü biçimde emek süreci içerisindeki yabancılaşmasına karşıdırlar ve esasta sınıflı toplumlarla bağlantılı emek sürecindeki yabancılaşmanın yok edilmesini isterler. Öncelikli eleştiriyi hizmet sunan, çalışan ve sömürülen kesimlere değil, parayla her şeyi satın almaya yönelen sömürücü sınıf ve dinamikleri eleştirirler. Burada bir emekçinin ya da “iffeti kuşkulu bir insanın” (maddi temelde evlilik veya sevgililik ilişkisindeki bireyin) bedeninin sömürü aracı olarak metalaştırılmasına karşı olan komünistler, bir seks işçisinin hizmet sunmasına da eleştiri getirirler. Komünistlerin görevi, sadece seks işçilerinin değil, aynı zamanda bütün emek süreçlerinde yer alan insanların hayatlarının en insanal tarzda devrimci dönüşümünün sağlanmasıdır.

Şunu unutmayalım ki, insanın bedeninin ve ruhunun sınırlarından arındırılması pratiği, Yeni Toplumsal Hareketler temelindeki kültürel haklar noktasına sıkıştırılamaz. Komünistler, bu hakların sistem içiliğini bilirler ve buna göre bir irade koyarlar. Bu bakımdan seks işçilerinin ve diğer emek süreçlerine katılan kişilerin haklarının korunması ivediyken, seks işçilerinin bedenlerine yabancılaşmaları da dahil olmak üzere insanların bedenler üzerinden pazarlanmasına karşı çıkmak ilkesel bir tutumdur.

Armenak Bojan

You may also like