Açıklamalar

AÇIKLAMA | Yaşasın 1 Mayıs!

0

Yaşasın enternasyonal proletaryanın birlik dayanışma ve mücadele günü!

Kapitalist emperyalist sistem sınırsız kâr ve zenginlik uğruna bütün varlıklar üzerinde sömürü mekanizmasını derinleştirmeye devam ediyor. Bir avuç kapitalist azınlık artıdeğer sömürüsüyle zenginliklerine zenginlik katarken küresel boyutta kitlesel sefalet ve yoksulluk yaratıyor. Bütün dünyada sefalete ve yoksulluğa mahkûm edilmek istenen işçi sınıfı ve ezilenler, kapitalist emperyalist sistemin sömürü ve tahakküm politikalarına karşı mücadelesini sürdürüyor.

Kapitalist sistemde zenginliği arttırmak başlıca hedeftir. Kapitalist sistemin işleyiş mantığında sermeyenin hareketi asla sonlanmayacak olan bir sonsuzluk formudur. Kapitalist sistem, sonlanması olanaksız olan bir sonsuzluğa yönelmiş durumdadır. Sermayenin, kendiliğinden asla dizginlenemeyen ve sınırlanamayan bu hareketi bir yandan büyük zenginlik yaratırken, öte yandan kitlesel sefalet ve yoksulluk yaratıyor.

İşçi sınıfı ve emekçiler, dünya çapında kapitalist sistemin ağır sömürü koşullarında açılık sınırının altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Neo-liberalizm “esnek çalışma” adı altında geleceksizliği ve güvencesizliği işçi sınıfına ve yoksullara dayatıyor. Krizin ve pandeminin faturasını işçi sınıfına ve emekçilerin sırtına yükleyen sistem bununla da yetinmeyerek kod 29 zorbalığıyla işten çıkartma politikası izliyor.

Pandemiyi yaratan, daha fazla kârın aracına çeviren egemenler, kitlelere “evde kal” çağrısı yaparken işçi ve emekçileri çalışmak zorunda bırakıyor. Her yasak veya tedbir döneminde sermayeye destek paketleri açıklanırken işçilerin, işsizlerin, öğrencilerin payına sokağa çıkma yasağı düşüyor. İşçiler, işsizler, öğrenciler, güvencesiz çalışanlar açlığa mahkûm ediliyor. Pandeminin yükü yoksulların sırtına yüklenirken, sermaye; vergi muafiyeti, destek paketleri ve kurtarma çalışmalarıyla kârına kâr katıyor. Bizim payımıza ise daha fazla yasak, daha fazla yoksulluk düşüyor.

Başta sendikalaşma olmak üzere, sınıfın örgütlülük ağları sistem tarafından zayıflatıldı. Türk egemen sınıfı, sınıfsal karakterlerine uygun olarak emek düşmanı politikaları pervasızca uyguluyor. Güvencesiz çalışma koşullarında işçi ve emekçileri katleden egemen sınıf, iş cinayetlerini çeşitli dolayımlarla akılsallaştırıyor. İş cinayetlerini “kader” olarak göstermeleri bu nedenledir.

Kapitalist emperyalist sistem emek mücadelesini dağıtmak adına çeşitli politikalar geliştiriyor. Kapitalist sisteme karşı işçi sınıfının ve emekçilerin özlük haklarını savunmaları beklenen sendikalar, sisteme entegre olarak emek düşmanı siyasetin parçası hâline geliyorlar. Sarı sendikalar sınıf mücadelesine büyük darbeler vuruyor. Reformist ve uzlaşmacı DİSK’e kapağı atan sendika ağaları sendika mücadelesini burjuva faşist muhalefet partilerinde milletvekili olmanın aracına dönüştürdü. Sendika ağalarının DİSK’te uyguladıkları bu politika adeta gelenekselleşmiştir. Faşist düzen partisi CHP’de milletvekili olmanın yolunun DİSK’ten geçtiğini sendika ağaları iyi kavramışlardır. Toplu iş sözleşmelerinde sendikalar burjuvaziyle uzlaşarak sınıfın ve emekçilerin mücadelesine ihanet ediyorlar.

Kapitalist sistem sadece insan üzerinde sömürü ve tahakküm ilişkisi kurmuyor. Sınıflı toplum henüz açığa çıkmadan önce insanlar mülkiyetçiliği doğa ve canlılar üzerinde kurmuşlardır. Dolayısıyla bugün insanların birbirleri üzerinde kurmuş oldukları mülkiyet ilişkilerinin temeli, insanın doğa üzerinde kurduğu mülkiyet ilişkisidir. Tarih boyunca insan merkezli sistemler, doğayı ve canlıları sınırsız bir biçimde sömürdü. Gelinen aşamada doğa ve canlılar kapitalist sistemin saldırıları karşısında talan edilişinin zirvesini yaşıyor. Ekosistem üzerinde sistemin yaratmış olduğu tahribat had safhaya ulaştı.

Türk egemenlik sistemi, ezilen ulus ve milliyetlere yönelik ekonomik, siyasal ve kültürel araçları kullanarak milli baskı ve eritme siyaseti yürütüyor. Zorla kültürleme politikası, coğrafyamızda yaşayan ulus ve milliyetlerin ulusal benliklerini dağıtmaya yöneliktir. Kürdistan, Hatay, Kıbrıs ve Artvin gibi yerleri kendi bakiyesi olarak gören Türk sömürgecileri buralarda açığa çıkacak her türlü gelişmeyi var gücüyle engellemeye çalışıyor. Türkiye’nin dünyada ve bölgede büyük egemen güç olma stratejisi, bölgeyi içinden çıkılmaz bir duruma getirdi. Türkiye’nin, Libya, Doğu Akdeniz, Ege, Suriye ve Kürdistan’da yürüttüğü saldırgan siyaset, içeride de inkâr ve imha siyasetinin derinleşmesine neden oluyor. Kayyum atama siyasetiyle Kürt ulusunun iradesi yok sayılıyor. Türk egemenlik sistemi bu yanıyla ezilen ulus ve milliyetlerin üzerine kurulu sömürgeci bir zulüm sistemidir.

Irkçılık ve faşizm, göçmen karşıtlığı üzerinden motivasyon sağlıyor. Dünyada, Türkiye ve Kürdistan’da göçmenler hedef haline getiriliyor. Egemen sınıf, bir yandan ırkçı ve faşist politikalarla “yerli-yabancı” karşıtlığı üzerinden emekçi sınıfları birbirine düşürme siyaseti izliyor. Diğer yandan savaş ve işgalle göçe zorladığı göçmenleri ucuz işgücü olarak piyasaya sürüyor. Göçmen karşıtlığı ekseninde devrimci hareketin sorumluluklarını yerine getirmemesi enternasyonal mücadelenin büyük darbeler almasına ve sistemin kendisini sürdürmesine olanak sağlıyor.

Kapitalist sisteme içkin olan patriyarkanın cinsiyetçi, ayrımcı ve ötekileştirici siyaseti, emek alanından eğitime, eğitimden aileye kadar yaşamın bütün hücrelerine sızmış durumda. Kadınlar, yaşamın her alanında cinsiyetçi kodlarla ötekileştiriliyor. Türkiye ve Kürdistan’da patriyarkanın ve sistemin cinsiyetçi politikalarına ek olarak din, kültür ve gelenek etkisiyle süreç daha da ağır hâle geliyor. Öyle ki, Türkiye ve Kürdistan’da taciz, tecavüz, istismar ve kadının bedenine müdahaleler toplumun büyük bölümünde sıradan hâle geldi. Sistemin cinsiyetçi, ikili cinsiyet rejimine dayalı işleyişi LGBTİ+’ları yaşamda yok sayıyor. Türkiye ve Kürdistan’daki sistemin dinsel, ahlaki ve geleneksel “değer” yargıları toplumda LGBTİ+’lara karşı siyasetin daha da katı olmasına neden oluyor. LGBTİ+’lara karşı nefret, ayrımcılık ve şiddetin motivasyon kaynağı, Türkiye’deki sistemin “değer” yargıları ve sistemin işleyiş hâlidir. Toplumda oluşan bu maneviyatın arka planı kapitalist sistemin cinsiyetçi ve heteronormatif yapısı ile Türkiye’deki kültürel ve ahlaki yapıdır.

Kapitalist sistemde, her şey piyasanın mantığına göre düzenleniyor. Kapitalist sistem, bilgiyi ve bilimi metalaştırdı. Eğitim emekçilerini ve bilim insanlarını kendi ücretli emekçisine; öğrencileriyse tornadan geçirilerek sisteme uyumlu olması istenen nesnelere dönüştürdü. Neo-liberalizmle birlikte eğitim tamamen piyasalaşmıştı. Türkiye’de eğitim sistemi, ezilen ulus ve milliyetlere, kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik nefret ve ayrımcılık öğeleriyle doludur. Bu yanıyla Türkiye’de “Eşit, parasız, özgürleştirici, anadilde ve erişilebilir eğitim” mücadelesi daha da anlamlı hâle geliyor. Öğrencilerin barınma, beslenme ve ulaşım hakları gasp ediliyor. Eğitim kurumlarına giriş sınavları, daha sonraki süreçte işe ve kadroya alım sınavları son derece adaletsizdir. Öyle ki, Türkiye’de sınavlar dâhi yeteli olmuyor. İnsanlar mülakat sistemiyle ve dahası iktidar partisi yanlısı olma ya da devlet bürokrasinde bir tanıdığının olması kıstasıyla atanıyor. Devrimci, demokrat ve yurtseverler bu anlamıyla sisteme karşı çıktıkları için atanamıyor, atanmış olanlar da KHK’larla hukuksuz bir biçimde ihraç ediliyor ve kayyum rektörlerin atanmasıyla irade gaspçılığı sürdürülüyor.

Çoklu sömürü ve tahakküm ilişkisine dayalı kapitalist sisteme karşı mücadele en genel anlamda yabancılaşmanın bütün hâl ve tezahürlerine karşı mücadeledir. Artıdeğer sömürüsüne karşı mücadele aynı zamanda ırkçılığa, patriyarkaya, ikili cinsiyet rejimine, sömürgeciliğe ve insan merkezciliğe yönelmelidir. Yabancılaşma kaynaklı açığa çıkan çelişkilerin çözümü her türlü mülkiyet ilişkisiyle bütünlüklü bir hesaplaşmaya dayalı siyasal mücadele hattıyla olanaklı olabilir. 1 Mayıs, kapitalizme, faşizme, emperyalizme, her türen sömürü ve tahakküm ilişkisine karşı enternasyonal proletaryanın isyan ve başkaldırı günüdür. Kapitalist sistemin bütün sömürü ve tahakküm ilişkilerinin parçalandığı sınıfsız, sınırsız ve cinsiyetsiz komünal bir dünya ve yaşam için 1 Mayıs’ta bulunduğumuz bütün alanlarda isyan ve başkaldırıyı örgütleyelim!

Yaşasın 1 Mayıs!
Bijî Yek Gulan!
Wes bo 1’yê Gulane!
Ζήτω 1 μάη!
Կեցցե՛ մայիսի 1-ը:
Skudas 1 Maisi!
!تحيا 1 مايو

Emek sömürüsüne, cinsiyetçiliğe, ırkçılığa ve insan merkezciliğe BAŞKALDIR!
Kahrolsun kapitalizm, faşizm ve sömürgecilik!
Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

İşçi Komitesi, Sosyalist Öğrenci Hareketi,
Kadın Komitesi, LGBTİ+ Komitesi,
Ekoloji Komitesi, Ezilen Ulus ve Milliyetler Komitesi

 

You may also like