KolektiftenYazılar

150. Yılında Paris Komünü

0

Komün’ü Açığa Çıkaran Tarihsel Süreç ve Gelişmeler

1787’de başlayan, zirve aşamasına 1789’da ulaşan ve çeşitli aşamalardan geçerek 1799’a kadar süren toplumsal altüst oluş süreci Fransa’da eski rejimi sona erdirdi. Bu süreç aynı zamanda Avrupa tarihinde de yeni bir sayfa açılmasına sebep olmuştu. 1792’de cumhuriyet ilan edildi. Napolyon ordularının 1815’de Waterloo’da kesin yenilgisi Kıta Avrupası’nda Restorasyon Dönemi’ni gündeme getirdi.

1830’de Avrupa’nın değişik yerlerinde birbiri ardına ulusal devrimler açığa çıktı. 1848 Şubat Devrimi proleter bir öz taşıyordu. Bu süreçte proletarya, burjuva cumhuriyetçilerin karşısına toplumsal devrim talebiyle çıktı. Ancak burjuva cumhuriyetçiler devrimin rotasını kendi istedikleri biçimde belirledi. Burjuvazi hegemonyasının tezahürüyle süreç devam etti. Proletarya, Haziran 1848’de, burjuvazinin kendisine biçtiği siyasal ve politik sınırları tanımadı. Başkaldırı ruhuyla barikatların arkasına geçti. Fransız burjuvazisi bu tarihsel kesitte iktidardaydı ve karşı devrimci yüzünü göstermekte pek tereddüt etmedi. Devrim çağrısı Fransız köylüsünü ürküttü. Fransız köylüsünün tutucu, küçük mülk sahibi ve bencil karakteri tereddütsüz burjuvazinin safında yer almasını sağladı. 1848 Haziran Ayaklanması’nda proleter hareket büyük bir yenilgi aldı.
Burjuvazi, 2 Aralık 1851’de Louis Bonaparte’ın (III. Napolyon) gerçekleştirdiği darbeye tepkisiz kaldı. Bonaparte, ilerleyen süreçte II. İmparatorluğu ilan etti. Napolyon Bonapart’la başlayan, III. Napolyon’la devam eden siyasal süreci Marx, Bonapartizm olarak adlandırdı. İktidarı İşçi ve emekçilerin alamadığı ancak burjuvazinin de alacak kadar güçlü olmadığı süreçlerde burjuvazinin siyasal gücünü askeri ve sivil bürokrasiye devrettiği rejim biçimi olarak günümüze kadar sürdürüldü. Dünün Bismarck’ı, Kemal’i ve bugünün Erdoğan’ı bu siyasal iktidar biçiminin yansımalarıdır.

1870 Paris Komünü’ne uzanan süreç açısından önemli bir sene oldu. İktidarda olan III. Napolyon’un otoritesi sarsılıyordu. Bonaparte, otoritesini yeniden tesis etmek amacıyla, Prusya’yla yapılacak savaştan medet umuyordu. Böylelikle hem Alman birliğini engelleyecek hem de Ren’in batısındaki toprakların ilhak edilmesi olanaklı olacaktı. Prusya, Alman birliğini tamamlama yolunda önemli bir adım atmıştı. Prusya öncülüğünde Alman birliğini sağlama ereğiyle Bismarck’ta savaş istiyordu. Savaş iki ülke için de fırsat olarak görülüyordu.

Bismarck, Fransa’yı savaşa çekmek için agresif ve kışkırtıcı bir siyasal hat izledi. Nihayetinde Fransa, Prusya’ya 1870’te savaş açtı. Fransa’nın savaş için yeterli gücü ve hazırlığı yoktu. Askeri organizasyonu son derece zayıftı. Prusya ordusu çok kısa zamanda Fransız birliklerini bozguna uğrattı. Sedan Muharebesi Prusya’nın ezici zaferiyle neticelendi. Yani, işler III. Bonaperte için hiç de iyi gitmemişti ve Fransa kesin bir yenilgi alarak bozguna uğradı. 2 Eylül 1870’te Napolyon’un ordularının Sedan’da hezimete uğraması ve Bonaparte’ın esir düşmesinden ardından, Prusya orduları Paris üzerine yürüdü. 4 Eylül’de Paris Belediye Binası’nın (Hotel de Ville) önünde cumhuriyet ilan edildi ve Ulusal Savunma Hükümeti kuruldu. Bu gelişme, Üçüncü Cumhuriyet sürecinin resmi olmasa da fiili başlangıcı oldu.

Paris’in savaşı kazanan Prusya orduları tarafından ablukaya alındığı günlerde Paris halkı son derece gergin ve öfkeliydi. İşsizlik ve geçim sıkıntısı had safhaya ulaşmıştı. Öyle ki, Paris’te yaşayan burjuvalar dahi ancak yaşamlarını sürdürebilecek geçim mallarına büyük zorluklarla ulaşabiliyorlardı.

Komün, Özellikleri ve Karşıdevrim Süreci

Paris halkı Ekim 1870 ve Ocak 1871’de olmak üzere iki kez ayaklandı. Lyon ve Marsilya’da da başkaldırılar yaşandı ancak başarılı olmadı, ordu tarafından zor ve şiddetle bastırıldı. Thiers hükümetinin aldığı kararlar, ezilen toplumsal kesimlerin ekonomik durumunu daha da kötüleştirdi. Paris’te başkaldırının koşulları mevcuttu ve kısa süre sonra başkaldırı başladı.

Thiers hükümetine bağlı birlikler, Paris üzerine baskın düzenledi. Topları koruyan Ulusal Muhafızlar direnemedi. Toplar hükümet birliklerince ele geçirildi. Topları taşıyacak atlar zamanında gönderilmedi. Durumun açığa çıkması, isyancıları cesaretlendirdi. Karşıdevrim birliği generallerinin verdiği direktiflere uymadı ve onu tutukladı. Paris’in tüm kritik noktaları devrimci isyancıların kontrolüne girdi. Thiers ve bakanlar Paris’i terk ederek Versailles’a sığındı ve saldırı hazırlıklarına başladı.

18 Mart’ta kurulan komün dünya tarihinde ilk işçi devrimi deneyimiydi. Komün, profesyonel orduyu kaldırdı ve yerine halkın genel silahlanmasına dayanan bir savunma sistemini geçirdi. Komün, merkezi bürokrasinin görevlerini büyük oranda kaldırıldı. Bu durumun temsili demokrasiden kopuş anlamına geliyordu. Halkın yaşadığı her alanda yaşamı düzenleyen yasaların halk tarafından doğrudan yapılması suretiyle, doğrudan demokrasiye geçiş olanağı sağladı. Bölgeler arasında koordinasyonu sağlayacak ve başka ülkelerle ilişkileri yürütecek ve referandum gibi durumları organize edecek bir hükümet oluşturulacaktı. Sadece bir kez seçilme hakkına sahip, belirli bir süre sorumluluk alan, hiçbir profesyonelliği ve ayrıcalığı olmayan bir hükümet bu süreçleri yürütecekti. Bu olgu, Paris Komünü’nün bir devlet biçimi olduğunun göstergesidir. Tarihte eşine pek rastlanılmayan türden bir devlet biçimiydi.

Komün’ün önlemleri zamanında almaması, karşıdevrim güçlerinin Versailles’ta toplanmasını ve hızla organize olmasını sağladı. Toplanan on binlerce karşı devrimin kıtaları, Nisan ayında Komün’e karşı saldırıya geçti. Komünarlar saldırıya muazzam bir direniş gösterdi. Bu süreçte Fransa ve Prusya egemenleri anlaştı. Böylece Thiers’in Paris’e 20 Mayıs’ta etkili bir saldırı düzenleme olanağı verdi. Paris, karşı devrim güçlerine bir hafta direnebildi. Paris’in son barikatı 28 Mayıs günü düştü. Komünarların bir haftalık direnişleri tarihe “Kanlı Hafta” olarak geçti. Karşıdevrim, komünarları acımasızca ezdi. 50 bine yakın komünar yargılanmaksızın kurşuna dizildi. On binlerce savaşçı ya hapse atıldı ya da sürgüne yollandı. 72 gün süren Paris Komünü, karşıdevrim tarafından ilga edildi. Komün’ün ilga ettiği devlet, bürokrasi ve sistemin mekanizmaları yeniden tesis edildi.

Komün Deneyiminin Işığında Komünal Dünya Mücadelesi

Tarihsel süreç boyunca insanlar, insan merkezli sınıflı sistemler, yapılar ve düşün kalıpları yarattı. Varlıkların karşısına kendisini özne olarak koyan insan bir yandan varlıklar üzerinde sömürü ve tahakküm ilişkisi kurdu; ama öte yandan kendi etkinlik gücüyle açığa çıkardığı yaratımlarının karşısında nesneleşti.

Tanrı, para, devlet, aile, toplumsal sistemler, mallar, yasalar, hukuk sistemleri vs. maddi ya da düşünsel bütün üretimler, onu yaratan insanın üzerinde bir güce dönüştü. İnsan yönetilmeye ne kadar açıksa, kendi yaşamını yönetme kudreti ne kadar zayıfsa, kendi etkinliğinin ürünlerine o kadar bağımlı hale gelir. Tanrı ve devlete insanın duyduğu ihtiyaç kendi etkinlik gücünün derecesine göre azalır ya da artar. Komün örgütlenmesi, aşağıdan ve yerelden başlar. Komün, bireyi esas alır. Yukarıdan aşağıya doğru örgütlenen merkeziyetçi örgütlenme biçimleri bireyin açığa çıkmasına olanak sağlamaz. Dikey ve hiyerarşik örgütlenmeler, devasa yabancılaşmış mekanizmaları ve bürokrasiyi var eder.

Devrim; halka, mücadeleyi yürüten kolektif örgütlere ve örgütlü bireye de yönelmelidir. Sistem varoluş halidir. Her bir birey şu ya da bu biçimde sistemin yeniden üretimine katkıda bulunur. Devrimci dönüşüm sürecinin sadece dışsal olarak görünen sistemin büyük mekanizmalarına ve organizasyonlarına yönelmesi ancak kendisini yaşamın en küçük hücrelerinde yeniden üretimini sağlayan boyutunu es geçilmesi, geçmiş tarihsel deneyimlerin yenilgisini hazırlayan esas dinamiklerden birisiydi. İktidarı ele geçirenler bir süre sonra dev bir bürokrasi mekanizması yaratarak kapitalist sistemin kendisini yeniden üretmesine neden oldu. Kapitalist-emperyalist sistem ve onun kendisini bütün varoluş biçimlerine karşı mücadele bütünlüklü, kesişimsel ve komünal bir mücadele hattıyla olanaklı olabilir.

Yaşamın köklü devrimci dönüşümünü gerçekleştirmeyi amaçlayan örgütsel organizasyonlar, devrim yürüyüşü sürecinin daha en başından komün örgütlenmesi ve kültürüyle şekillenmelidir. Yabancılaşmanın bu denli derinleştiği bir yaşamsal gerçeklikte yukarıdan aşağıya dikey ve hiyerarşik örgütlenme modelleri önünde sonunda sistemi tahkim etmenin ötesine geçemedi. 21. yüzyılın komün anlayışı ve kültürü 19 ve 20. yüzyılın deneyimlerinden öğrenebilir, ancak onları tekrar edemez. Mülkiyetin her biçimine (özel, devlet, kolektif), patriyarkaya ve bu bağlamda cinsiyetçiliğe, normatif kalıplarla düzenlenmiş ikili cinsiyet sistemine, sömürgeciliğe, ırkçılığa ve insan merkezciliğe bütünsel ve köklü yönelmeyen bir devrim, yaşamın köklü bir devrimci dönüşümünü sağlamaz. 21. yüzyılın komünarları, her türlü mülk duygusundan uzak, ayrıcalıklı toplumsal rollerinin getirdiği konforu terk eden, varlıklar üzerinde tahakküm kurmaktan vazgeçmiş bireyleridir. Komün örgütlenmesi ve kültürü bunu açığa çıkarma potansiyeline sahiptir.

Sosyalist Öğrenci Hareketi

You may also like